"... bir kitapta okuduğum gibi dünyada bu kadar parlak psikolojik durumlar varken ve insanlar da en güç anlarında bu psikolojik bunaltılar içindeyken bizim sözümüz mü olur hangi kitaba sığar bu aşağılık durum neyse geçelim efendim geçelim ben buna göre hareket edememişsem elimi kolumu nereye koyacağımı bilememişsem bunun bile bır yolu yordamı varsa bunu da bilememişsem ucuz psikolojinin kötü psikolojinin içine bile girememişsem bırak efendim insan böyle eksik bunalımlarla para yapamaz buradan bir yere gidilmez evet sonunda maskemi aşağıya indiriyorum kendimi açığa çıkarıyorum itiraf ediyorum ben başka türlü olmak istiyordum size çok ilginç geldiğim bu durumumu değiştirmek bambaşka insan olmak istiyordum fakat kendimi başka türlü yapmak gelmedi beceremedim anlıyor musun sizler gibi olmak istiyordum en aşağılık en bayağı görüneniniz kadar olmak istiyordum onu bile beceremedim bu bakımdan bana vız gelir kitaplara almanız beni boynuma bir etiket yapıştırmanız sizlerden kaçmak istiyorum kitaplarda tartışmalarda yaşarken hor gördüğünüz incelikleri hele ruhsal incelikleri görmediği için hor gördüğünüz çocuklara büyüklere kötü örnek olarak gösterdiğiniz kahramanlarınızın parlaklığı daha iyi belli olsun diye cılızlıkları miskinlikleri kötü ruhlulukları bayağılıkları açgözlülükleriyle arka planları karartan zavallı benim işte itiraf ediyorum kendimi savunmuyorum bütün bu beğenmediğiniz insanları yakın buldum kendime hayır bulmadım onlar bir bakıma kendi içlerinde tutarlıydılar fakat artık sizlere anlatabilmeliyim ki son fırsatı kaçırıyorum tufan gelecek Günseli ve beni artık kimse kurtaramayacak bir yandan da gene sanıyorum ki daha doğrusu kendimi aldattığımı bile bile sanıyorum ki sanki beni hiçbir yere götürmeyen bu anlamsız inadımda bu yersiz öfkemde ısrar edersem değerim artacak hiçbir şey söylemedem susarsam sanki neyi anlatamadığım anlaşılacak beni de cumhurbaşkanı yapacaklar buyur diyecekler herkes anlattı anlatamayan bir sen varsın meğer bütün iş anlatamamaktaymış başımıza sen geç diyecekler senin gibi kimse kalmadı zaten nutuklarım konuşmalarım falan hepsi hazır diyeceğim ey insanlar benim hepinizden farklı olduğumu nasıl anladınız demek fen bu kadar ilerledi başka adam kalmadığı için ben herşey olacağım cumhurbaşkanı ben başbakan ben kendimi bütün bakanlar yapacağım her tarafa yetişeceğim herkesin elini tutup doğru çizgiler çizdireceğim bütün kurumları düzelteceğim tabii kimse itiraz etmeyecek itiraz dünyadan kaldırılacak bugüune kadar bütün insanlığı geri bırakan itiraza yer verilmeyecek gülersin elbette ben senden daha da çok gülüyorum bütün hayatımca güldüm bana gülünürken ve başkalarına gülünürken ben de güldüm fakat bütün bunları söylemeyince olmuyor o zaman bilmiyorlar oysa bilmemeleri gerekir bütün mesele onların bilmemesinde işin içinden çıkamıyorum zaten söyleyince de hak vermiyorlar herkes buna benzer hayaller kurmuştur diyorlar hayır böyle düşünüyorsanız anlatmayacağım bir tek kelime daha alamazsınız benden demek sizin için insanın bu saçma hayaller uğruna ömrünü tüketmesi hiçbir şey ifade etmiyor nasıl etsin hergün milyonlarca insanın başına olmadık işler geliyor ölümler kazalar genç yaşta başa gelen amansız hastalıklar hangi birine üzülelim duymaya yetişilmiyor değil değil anlatmak istediğim bu değil susuyorum artık konuşmayacağım zaten kelime haline cümle haline getirince olmuyor oysa bir bilseniz ben düşüncemde dünyayı nasıl idare ediyorum aslında sizin dünyanız da fakir geliyor bana ancak bugünkü düzende birtakım imtiyazlar sağlayabilirsiniz bana ya geçmiş yüzyıllar onları nasıl yaşayacağım hayır bütün istediklerimi yaşamaya hayatım ve sizin imkanlarınız yetmez oysa ne kadar iyi olacaktı tabii siz anlamadıktan sonra değeri yok benim gibi olmalı herkes o zaman da bana haklı muamele edilmez elbette çok şey beklediğimi biliyorum her zaman da bekledim her yeni tanıştığım insandan tanışır tanışmaz neler bekledim o daha adımı öğrenmeden ben onunla ilgili hayaller kurdum ümit etmeye başladım hemen ve o insan yanımdan bir dakika bile ayrılınca ben öyle yerlere varmıştım ki hayalimde bu ayrılmayı bir ihanet saydım gücendim hayır benimle başa çıkılmaz.." OĞUZ ATAY
26 Şubat, 2006
24 Şubat, 2006
HONTE
herkes gibi olmak istiyorum kimse gibi olmak istemiyorum bu blog saçmalığına bi son vermek istiyorum "sevin beni, daha çok sevin"diye bağırmak istiyorum aslında kimsenin şefkatine ihtiyacım yok anneminkinden başka korkunç rüyalar görüyorum kimileri bunlara kabus diyo ama ben diyemiyorum çünkü başka türlüsünü bilmiyorum ben hep onları görüyorum altı aydır sevdiğim kimseyi görmedim korkuyorum hepsini görmekten küçük kağıtlara küçük notlar alıyorum hangilerini aynı anda görüp zaman tasarrufu yapabilirim diye evet diyorum bu blog saçmalığına bi son vermeliyim hem yoruldum bu klavye değiştirme işinden de bi yandan moleskinoya yazılar yazayım beni ciddiye alsınlar istiyorum ama virgüllerimden parantezlerimden vazgeçmem icabediyo niye diyorum kim için ne için ciddiye alınmak için kendim olmadan ciddiye alınma fikri kanımı donduruyo ama iki dakka sonra ciddiye alınmama fikri daha da dondurucu oluyo planlar yapıyorum zorluyorum kendimi hadi şunu da yap bunu da yap diye yıllar akıp gidiyo bi bok yemem lazım kendi kendime sanatçı olamam:) sanat için sanat bokum için sanat ama üretmek lazım kendimi yiyip bitirererek aslında üretiyorum ama göstermek lazım di mi illa ki kimse seni keşfetmicek dilay buna alışman lazım
çok az kaldı 25 olcam hızlı yaşa daha da hızlı ve hiç ölme hep ölmek iste ama hiç öleme ekini görüyorum günde bin kere gecede 3kere en az ekin intihar ediyo herşeyin tüm sorumlusu ben mişim oysa biliyorum ki ben kimsenin hayatında bi bok olamadim ağlıyorum bernadette bile evlendi diye hem isyan ediyorum hem de onun o mutlu halini gördükçe içim acıyo çünkü aslında içten içe inanmıyorum mutluluğuna ama bernadette madame oldu oysa gün içinde insanların bana madame demeleri de kanıma dokunuyo hayır hayır matmazelim ben hayır ben kadın deilim ben özgürüm daha istemiyorum trye gitmek ne de burda kalmak ama oraya gidip tekrar tekrar.........
trye gelceimi ilk haber verdiğim kişiden ali eski sevgilim olur sevgilim bile olmaz hiçbişeyim olur aslında aldığım ilk cevap beni nası da üzdü bişi bişi kardeşim demiş bana oysa biz herşeyi çözmüştük hani aramızda hani gerçekten kardeş olmuştuk niye korkuyosun ben daha birinin ırzına geçcek kadar büyümedim oysa
ben erkek olmadım hiç
viskinin tadından sıkıldım
bu blogtan da
sarhoş bile deilim üstelik artık sarhoş olduğumu anlıcak imkanım bile çok olmuyo açıkçası ben aylardır yalnız içiyorum aslında yıllardır hiçbişey öğretmedi bu hayat bana bunca yıl yaşadım bi sik öğrenmedim inanır mısın ve bi türlü ölemedim asıl canımı sıkan bu sanırım takvimimde içmediğim günleri çarpılamaya başladığımda lise birdeydim lise iki de içtiğim günleri çarpılamaya başladım daha çok hoşuma gidiyodu çünkü çarpılar görmek ve lise üçte deildim sanırım çarpılama olayını bıraktığımda şu sıralar yine böyle bi heves geldi içime ama yapmıcam keşke bi imkanı bi yolu yordamı olabilseydi ne kadar sıkıldığımı anlatabilmenin ama yok dünyanın öteki ucunda bile asla bırakmıcak seni yalnızlığın aslında ben hep böyle deildim herkesin bildiği ve hiç kimsenin bilmediği o hikayeye gelcek olursak evet 3E hikayesi...
ben bendim kendimdim hep böyle mutsuz memnuniyetsizdim hayatın daha bana neler getirceğini daha doğrusu neler götürceini bilmeden
evşen diye bi hatun vardı evlere şenlikti ev arkadaşımdı ama daha çok benim arkadaşımdı bissürü yıllardır kızıp kızıp kendisine içten içe sonra ağlardım ben ne kadar kötü bi insanım diye önce o gitti muhteşem sevgilisiyle sıçtıktan sonra sifonu çekmekten aciz bu makarna da sana benzemiş diye tabağı fırlatan sevgilisiyle hayatımda gördüğüm en hayvan insanla sanırım ama evşen hayvanları çok severdi
ersun vardı aman da amandı pek sevdik hep birlikte kendisini nası da tatlıydı o öyle sevgilimdi herşeyim olcak kadar sevdiğimdi annem kazaklar ördü ona ben bereler atkılar hayvanlar gibi kilo bile aldı yanımda uzattığım bir dilim sucuklu elimi ittiği günleri unutursak sonra o gitti onun daha çok gitmesi gerekti canımı yaktı beni iki can yaptı sonrada daha da istedi de istedi sonra gitti ama birilerini yollasak da öyle de gidilmez ki evşenin gidişini daha ben bastıramamışken gitti hem gitti hem de aşık oldu hemen üstüne sonra da bi de bana dedi aşığım dedi seviyorum rahat bırak bizi....... biz ne çabuk de-ğişmişti oysa az önce bendim bağrındığı aşığım diye bize ne olmuştu dağa kaçmıştı:)
sonra da ekin gitti......... ersunun acılarını konuştuğumuz sıralarda... ekin herşeydi ekin dilaydı ekin "bir" taneydi yeri hiiiiç doldurulamazdı hiiiiç de doldurulmaya çalışılmadı
ekin giderken bencilsin dedi de başka bişey demedi
bencil miyim...... bencilmişim...... o öyle dedi o dediyse öyledir ben bencilimdir ve dahi ben yalan bütün dünya doğrudur
sonra dilay fransaya geldi unuturum diye ohh işte hepinizi bıraktım diye unuturum sandı ama işte noktasız virgülsüz sıkılıp kimsenin okumıcağını düşündüğü bi yazıda hepsi hortladı evet hortladı üzgünüm daha şirin edebi kelimeler bulamıyorum ben
ve evet ben bigün çok ünlü olcam(yutkun) ve herkes utancak bana yaptıklarından!(küçük emrah hırsı)
o filmde adınız geçmicek hatta teşekkürler de bile hıhaahıaaahıaaaa(cadı gülmesi)
utanç duyuyorum
"honte"fransızcası
hem trçe hem fr utanıyorum
kahretsin utanç duyuyorum tüm bunları yaşamış ve yarım yamalak yazmış olmaktan.............................
çok az kaldı 25 olcam hızlı yaşa daha da hızlı ve hiç ölme hep ölmek iste ama hiç öleme ekini görüyorum günde bin kere gecede 3kere en az ekin intihar ediyo herşeyin tüm sorumlusu ben mişim oysa biliyorum ki ben kimsenin hayatında bi bok olamadim ağlıyorum bernadette bile evlendi diye hem isyan ediyorum hem de onun o mutlu halini gördükçe içim acıyo çünkü aslında içten içe inanmıyorum mutluluğuna ama bernadette madame oldu oysa gün içinde insanların bana madame demeleri de kanıma dokunuyo hayır hayır matmazelim ben hayır ben kadın deilim ben özgürüm daha istemiyorum trye gitmek ne de burda kalmak ama oraya gidip tekrar tekrar.........
trye gelceimi ilk haber verdiğim kişiden ali eski sevgilim olur sevgilim bile olmaz hiçbişeyim olur aslında aldığım ilk cevap beni nası da üzdü bişi bişi kardeşim demiş bana oysa biz herşeyi çözmüştük hani aramızda hani gerçekten kardeş olmuştuk niye korkuyosun ben daha birinin ırzına geçcek kadar büyümedim oysa
ben erkek olmadım hiç
viskinin tadından sıkıldım
bu blogtan da
sarhoş bile deilim üstelik artık sarhoş olduğumu anlıcak imkanım bile çok olmuyo açıkçası ben aylardır yalnız içiyorum aslında yıllardır hiçbişey öğretmedi bu hayat bana bunca yıl yaşadım bi sik öğrenmedim inanır mısın ve bi türlü ölemedim asıl canımı sıkan bu sanırım takvimimde içmediğim günleri çarpılamaya başladığımda lise birdeydim lise iki de içtiğim günleri çarpılamaya başladım daha çok hoşuma gidiyodu çünkü çarpılar görmek ve lise üçte deildim sanırım çarpılama olayını bıraktığımda şu sıralar yine böyle bi heves geldi içime ama yapmıcam keşke bi imkanı bi yolu yordamı olabilseydi ne kadar sıkıldığımı anlatabilmenin ama yok dünyanın öteki ucunda bile asla bırakmıcak seni yalnızlığın aslında ben hep böyle deildim herkesin bildiği ve hiç kimsenin bilmediği o hikayeye gelcek olursak evet 3E hikayesi...
ben bendim kendimdim hep böyle mutsuz memnuniyetsizdim hayatın daha bana neler getirceğini daha doğrusu neler götürceini bilmeden
evşen diye bi hatun vardı evlere şenlikti ev arkadaşımdı ama daha çok benim arkadaşımdı bissürü yıllardır kızıp kızıp kendisine içten içe sonra ağlardım ben ne kadar kötü bi insanım diye önce o gitti muhteşem sevgilisiyle sıçtıktan sonra sifonu çekmekten aciz bu makarna da sana benzemiş diye tabağı fırlatan sevgilisiyle hayatımda gördüğüm en hayvan insanla sanırım ama evşen hayvanları çok severdi
ersun vardı aman da amandı pek sevdik hep birlikte kendisini nası da tatlıydı o öyle sevgilimdi herşeyim olcak kadar sevdiğimdi annem kazaklar ördü ona ben bereler atkılar hayvanlar gibi kilo bile aldı yanımda uzattığım bir dilim sucuklu elimi ittiği günleri unutursak sonra o gitti onun daha çok gitmesi gerekti canımı yaktı beni iki can yaptı sonrada daha da istedi de istedi sonra gitti ama birilerini yollasak da öyle de gidilmez ki evşenin gidişini daha ben bastıramamışken gitti hem gitti hem de aşık oldu hemen üstüne sonra da bi de bana dedi aşığım dedi seviyorum rahat bırak bizi....... biz ne çabuk de-ğişmişti oysa az önce bendim bağrındığı aşığım diye bize ne olmuştu dağa kaçmıştı:)
sonra da ekin gitti......... ersunun acılarını konuştuğumuz sıralarda... ekin herşeydi ekin dilaydı ekin "bir" taneydi yeri hiiiiç doldurulamazdı hiiiiç de doldurulmaya çalışılmadı
ekin giderken bencilsin dedi de başka bişey demedi
bencil miyim...... bencilmişim...... o öyle dedi o dediyse öyledir ben bencilimdir ve dahi ben yalan bütün dünya doğrudur
sonra dilay fransaya geldi unuturum diye ohh işte hepinizi bıraktım diye unuturum sandı ama işte noktasız virgülsüz sıkılıp kimsenin okumıcağını düşündüğü bi yazıda hepsi hortladı evet hortladı üzgünüm daha şirin edebi kelimeler bulamıyorum ben
ve evet ben bigün çok ünlü olcam(yutkun) ve herkes utancak bana yaptıklarından!(küçük emrah hırsı)
o filmde adınız geçmicek hatta teşekkürler de bile hıhaahıaaahıaaaa(cadı gülmesi)
utanç duyuyorum
"honte"fransızcası
hem trçe hem fr utanıyorum
kahretsin utanç duyuyorum tüm bunları yaşamış ve yarım yamalak yazmış olmaktan.............................
22 Şubat, 2006
6-7 NİSAN
Geçen sene 6Nisan'da sevinçten zıplıyodum, trendeydim. Beni rüyalarımın kentine götüren trende.. Morzine'den Paris'e gidiyodum.. ilkkez TGV(hızlı tren, hani sevgili ülkemde ilk denemelerinden birinde feci bi kaza yapan ve birsürü insanın ölmesine sebep olan)ye biniyo olmanın kulaklarımda yarattığı basınçla ve yemekli vagonda içilen bikaç birayla sarhoştum.. 7 Nisan: sabahın dokuzunda Eİffel'in önündeydim, şaşkındım beklemem gereken kuyruğun uzunluğundan.. saat 11e doğru tepedeydim, onca yıllık hayallerim altüst olmuştu, artık ne görmeyi umduysam.. Eiffel bi demir yığını, manzarası ise bi taş yığınıydı (onca beklentinin yarattığı doğal sonuç, genelde aşık olunca da aynı sonuçla karşılaşıyorum:). Armağan'a mesaj atmıştım hayal kırıklığıma ilişkin, o da beni kendime getiren şu cevabı vermişti; "şımarıklık yapma hayvan, atakule'den Ankara'ya bakmaktan iyidir Eiffel'den Paris'e bakmak":)
Sonradan farkettim, evet daha iyiymiş:) sonradan alıştım.. hiç bırakamam dedim, çok sevdim burayı sonradan.. sonradan anladım ne kadar sevdiğimi..
Bunları niye anlattım? Bu sene 6 Nisan'da yine sevinçten zıplıyo olcam. Ertesi gün kendi ülkemde, kendi sevdiklerim ve kendi seçtiklerimle birlikte olup, kendi dilimde küfredip, efes pilsen içebileceğim, türkçe sarhoş olup, kafamı birinin göğsüne dayayıp, istersem omzunda ağlayıp, huzurla uyuyabileceğim, istediğim kadar saçmalayabileceğim için.. anneme "anneeee gelirken su getirir misin" diye bağırıp, babamın kucağına oturup, sakallarına aldırmaksızın başımı yanağına yaslayabileceğim ve beni değil de haberleri dinliyo olmasına aldırmadan huzur bulabileceğim için.. "canım şunu istiyo" diye şımarıklık yapabileceğim, bırak on kişinin yediğini içtiğini toplamayı, sofradan kalkıp tabağımı bile kaldırmadan koltuğa uzanabileceğim, sabahları telefonumun iğrenç(ne koyarsam koyayım iğrenç oluyo) melodisiyle değil de hep gıcık olduğum o anne-baba öpücükleriyle uyanabileceğim için.. abimi tekrar "sivil" görebilceim için ki onun bu askerlik mevzusu beni yeterince yaraladı..
ve 7 Nisan! O hiç dönmek istemediğimi bağrındığım ülkemin topraklarını öpüyor olucam:)
Evet hayat çok garip..
Ve cebimde bi dönüş bileti.. buraya geri dönceimi bile bile orda huzur bulabilcem mi, zamanın bu kadar hızlı akışına engel olabilcem mi? ya hep orda kalsam, aklım burda kalmıcak mı?
evet hayat çok zor..
çok özledim ben kendi seçimim olan bu hayatı yaşarken kendi seçtiklerimi yanı başımda bulmayı..
bilmem anlatabiliyo muyum? doyumsuz olan ne benim ne de insanoğlu. Yaşamın kendisi bu kadar ağır olan................
Sonradan farkettim, evet daha iyiymiş:) sonradan alıştım.. hiç bırakamam dedim, çok sevdim burayı sonradan.. sonradan anladım ne kadar sevdiğimi..
Bunları niye anlattım? Bu sene 6 Nisan'da yine sevinçten zıplıyo olcam. Ertesi gün kendi ülkemde, kendi sevdiklerim ve kendi seçtiklerimle birlikte olup, kendi dilimde küfredip, efes pilsen içebileceğim, türkçe sarhoş olup, kafamı birinin göğsüne dayayıp, istersem omzunda ağlayıp, huzurla uyuyabileceğim, istediğim kadar saçmalayabileceğim için.. anneme "anneeee gelirken su getirir misin" diye bağırıp, babamın kucağına oturup, sakallarına aldırmaksızın başımı yanağına yaslayabileceğim ve beni değil de haberleri dinliyo olmasına aldırmadan huzur bulabileceğim için.. "canım şunu istiyo" diye şımarıklık yapabileceğim, bırak on kişinin yediğini içtiğini toplamayı, sofradan kalkıp tabağımı bile kaldırmadan koltuğa uzanabileceğim, sabahları telefonumun iğrenç(ne koyarsam koyayım iğrenç oluyo) melodisiyle değil de hep gıcık olduğum o anne-baba öpücükleriyle uyanabileceğim için.. abimi tekrar "sivil" görebilceim için ki onun bu askerlik mevzusu beni yeterince yaraladı..
ve 7 Nisan! O hiç dönmek istemediğimi bağrındığım ülkemin topraklarını öpüyor olucam:)
Evet hayat çok garip..
Ve cebimde bi dönüş bileti.. buraya geri dönceimi bile bile orda huzur bulabilcem mi, zamanın bu kadar hızlı akışına engel olabilcem mi? ya hep orda kalsam, aklım burda kalmıcak mı?
evet hayat çok zor..
çok özledim ben kendi seçimim olan bu hayatı yaşarken kendi seçtiklerimi yanı başımda bulmayı..
bilmem anlatabiliyo muyum? doyumsuz olan ne benim ne de insanoğlu. Yaşamın kendisi bu kadar ağır olan................
20 Şubat, 2006
O GITTI AMA BEN GELIYORUM:)
7 Nisan akşamı Beşiktaş sahilinde yanımda canım ciğerim bikaç kişiyle boğaza karşı kadeh tokuşturabilirmişim, öyle diyo fallar:)) bekleriz efenim:)
GİTTİ..
Sırtüstü yatınca nefes alamıyorum, yüzüstü ve yan yatınca da sonuç değişmiyo. 24 saat üşüyorum. Dün hiç içmediğim halde ve öğlen 1de uyanmış olmama rağmen gece 12de yatıp(yatmak değil bayılmaktı o) bu sabah yani öğlen 2de uyandım. Canım içmek bile istemiyo. türkçe klavyeden nefret ediyorum, alışmak zorunda olduğum her yeni şeyden nefret ediyorum. ağzımın içinde yaralar çıktı. reglim on gün gecikti. saçlarım yine her elimi attığımda elimde kalıyo. karnım ağrıyo. sürekli yemek yemek istiyorum, yine kilo alcam, domuz gibi olcam korkusu.. yılmaz türkyılmaz bile beni güldüremiyo. niye benim de kendi perdelerim, kendi çöp kutum yok diye ağlıyorum. Neden Ikea'ya gitmediğimi soruyolar onlarla bi de üstüne, tabi canım deli miyim ben neden olmayan mutfağıma nihale almıyorum?(ayy canım en azından fikir edinirsin. teşekkürler benim zaten yeterince fikrim var olmayan evimin dekorasyonuyla ilgili)Neden sinemaya gitmiyorum, neden müzeleri gezmiyorum, neden arkadaşlarımla dışarı çıkmıyorum, aa yumurta tatilinde neden Türkiye'ye gitmiyorum? Evet para sıçıyorum zaten ben, bin tane de arkadaşım var, uçak fobisi var bi de biliyo musun, ayrıca o kadar çok boş vaktim var ki müze mi dayanır bana!
Tek bi nedeni var işte, o gitti.. (aklıma gelen bi neden daha var ki adını ağzıma bile almam)
Sevgili joie de vivre, varlığınız çok hoştu bünyemde iyi durmuştu, en kısa zamanda yine bekleriz, çok bekletip de adamı delirtmeyiniz.. hayır hayır çemkirmiyorum haşa, siz yeterki geri geliniz..
19 Şubat, 2006
YILMAZ TÜRKYILMAZ
Yılmaz Türkyılmaz üzerine tıklamayan gafil, hayatının insanıyla tanışma fırsatını elinin tersiyle itmiş demektir. Hayatı boyunca bu muhteşem insanı tanımamanın ezikliğiyle yaşayacak, ortamlarda adı geçince "aa tanımıyo musun sen yoksa" denilerek dışlanacak, toplum dışına itilecek mahvolacaktır, benden söylemesi, asla pişman olmayacaksınız:)
Bu arada link vermeyi de bu kadar becerebildim, bi de türkçe klavyem hayırlı uğurlu olsun, artık sınırlı değil ama sinirli kosullarda yazıcam alışana kadar.
Not: ögrenemedim daha link vermeyi, bi yanlışlık yapmışım. başlığa tıklayın, ötekinden bişey açılmıyo:)
Bu arada link vermeyi de bu kadar becerebildim, bi de türkçe klavyem hayırlı uğurlu olsun, artık sınırlı değil ama sinirli kosullarda yazıcam alışana kadar.
Not: ögrenemedim daha link vermeyi, bi yanlışlık yapmışım. başlığa tıklayın, ötekinden bişey açılmıyo:)
16 Şubat, 2006
BI INSAN NE KADAR SIKILABILIR

Iste bu kadar.. öyle uyuz uyuz otururken, gecenin bu saatinde daaaaaaaaaan diye vurdu kafama yine, hayir hayir depresyon yok, geçti bitti artik o, sikildim ben hem ondan çok, iyi de napiyorum ben?.. sarhos sarhos yatagimda fotograflar çekerek en azindan, amacim ne?
renkli menkli iyi hos da(ayrica buraya yazmak, bilgisayar karsisinda kiçimi çürütmekle ne
yaptigimi zannediyorum), noolcak benim bu halim? gelecegim hakkinda karar vermem için son bikaç ayim, gerçi kararlar bana da bagli deil, birilerinin pasa gönlüne mi kalmis benim zavalli gelecegim? Bir ay sonra 25 yasindayim!!! kafamda bitmemis senaryolar, bambaska bi ülkenin topraginda, tanimadigim insanlarin çatisi altinda, fransizlasmaya çabalayarak hala çocuk bakiyorum, yemek yapiyorum(aman sos fazla sulu olmasin, makarnanin tuzunu iyi ayarlayalim-sen bi karisma ordan, ben biliyorum bu tuz isini, her seferinde karisip makarnami tuzsun yapiyosun- ben yemek yaparken isime karismayin!).. ve iste böyle saçma!Iste bu kadar.. hayir hayir depresyon yok artik, çiktim ben bi kere, bitti artik o, ben unuttum gelecek hikayelerini, hersey olacagina varir derken, gecenin köründe kafana vurur iste! lan ben noolcam, böyle.......yorum......... fotograflar anlamini bulsun diye yazilan saçmaliklar................
renkli menkli iyi hos da(ayrica buraya yazmak, bilgisayar karsisinda kiçimi çürütmekle ne
yaptigimi zannediyorum), noolcak benim bu halim? gelecegim hakkinda karar vermem için son bikaç ayim, gerçi kararlar bana da bagli deil, birilerinin pasa gönlüne mi kalmis benim zavalli gelecegim? Bir ay sonra 25 yasindayim!!! kafamda bitmemis senaryolar, bambaska bi ülkenin topraginda, tanimadigim insanlarin çatisi altinda, fransizlasmaya çabalayarak hala çocuk bakiyorum, yemek yapiyorum(aman sos fazla sulu olmasin, makarnanin tuzunu iyi ayarlayalim-sen bi karisma ordan, ben biliyorum bu tuz isini, her seferinde karisip makarnami tuzsun yapiyosun- ben yemek yaparken isime karismayin!).. ve iste böyle saçma!Iste bu kadar.. hayir hayir depresyon yok artik, çiktim ben bi kere, bitti artik o, ben unuttum gelecek hikayelerini, hersey olacagina varir derken, gecenin köründe kafana vurur iste! lan ben noolcam, böyle.......yorum......... fotograflar anlamini bulsun diye yazilan saçmaliklar................
FOTOGRAF KRIZI

Uzun zamandir bi fotograf krizi yasiyorum, ne telefonumla(hani bi takla atmayi beceremeyen-ki geçenlerde denedi agzi yüzü yamuldu-ve bedavaya harika bi telefon aldim lan ne güzel dedirten ama ayda 70euro'luk bi faturayla bana geri dönen) ne de Jerome'un nasi oldugunu anlayamadigim bi sekilde dörtte
bir fiyatina aldigi güsel canon'la çektigim fotolari bilgisayara aktaramiyorum, evdeki çok bilen çocugun dedigine göre(yüksek makamlardan da ayni bilgiye ulasildi) bilgisayar yetersizmis.. eskiymis vs.. ve ben ancak o eski kameramla çektiklerimi aktarabiliyorum ve onlarin da kalitesi çok düsük oldugu için aktarmak istemiyodum ama çaresiz kaldim, kudurdum fotograf diye.. iste o eski kamerayla(ki zamaninda deli gibi para biriktirilip alindi, çabuk eskidi:() ancak bu kadar olur diyerek..o kirmizili sey bi etek bu arada:) joie de vivre bazen pahaliya patlayabiliyo..
15 Şubat, 2006
EYVAH!
Simdi kendisinin de izniyle, elime bikaç gün önce geçen, bi arkadasimin(simdi bi arkadasim dedim diye de nasi kizar:) yazisini okuyacaksiniz.. yorumsuz:)
"tanrinin bütün oyunlarini üstümüze aldik,kendimize yonttuk,herseyin
bizim
için bizim düsünmemiz için oldugunu çok iyi biliyorduk,!insandik!ilk
baslarda öküze taptik bunun üstüne filozoflar çikardik,öküze tapmaya
karsi
çikan bir insana öküz demedik filozof dedik iste burada basladi
hikayemiz,öküzlügümüz!aradan binlerce yillar geçti ve biz bu öküzlerin
tamamen izole bir ortamda düsünmekten baska hiçin oldugu bir ortamda
götünden uydurdugu teorem hipotez adina ne dersen de söylediklerine
evet
alti çizili söylediklerine (elde var sokrates) yeni bir yol bulmus gibi
tutunduk,birbirimize masallar bile anlattik ,inandik inanmayanlara
inanamadik,sevgililerimizi filozof yaptik birer platon olduk sonradan
anladik otuzumuza geldigimizde platonun ne kadar önemli bir adam
oldugunu
(çikti sokrates)aradan geçen nafile yillara da hatira dedik ,yitik
dedik,kafamizda ki boklar dedirttik,platonduk artik sokratesin
dediklerini
istedigimiz gibi degistirebilirdik,sokratesi yok saymadan yücelterek
sokratesi mezarinda dört döndürebilirdik,iste felsefe buydu ,dünyayi
bir
türlü yalan üstüne oturtamadik illa ki bi gerçek bulmaya
çabaladik,!platon
mu sokratesten çikar sokrates mi platondan!yillarca yumurtayla ugrastik
yine
yedik oyunu ,cevabi çok basitti ikisi de anasinin amindan çikar...tavuk
olayi basit bir illüzyondu...simdi biz ugrasiyoruz bütün anasinin
amindan
çikanlarla,hepside kendince filozof ya,,alkol almadan felsefe,ot
çekmeden
filozof olamiyoruz,,,"
Kubilay Erdener
için bizim düsünmemiz için oldugunu çok iyi biliyorduk,!insandik!ilk
baslarda öküze taptik bunun üstüne filozoflar çikardik,öküze tapmaya
karsi
çikan bir insana öküz demedik filozof dedik iste burada basladi
hikayemiz,öküzlügümüz!aradan binlerce yillar geçti ve biz bu öküzlerin
tamamen izole bir ortamda düsünmekten baska hiçin oldugu bir ortamda
götünden uydurdugu teorem hipotez adina ne dersen de söylediklerine
evet
alti çizili söylediklerine (elde var sokrates) yeni bir yol bulmus gibi
tutunduk,birbirimize masallar bile anlattik ,inandik inanmayanlara
inanamadik,sevgililerimizi filozof yaptik birer platon olduk sonradan
anladik otuzumuza geldigimizde platonun ne kadar önemli bir adam
oldugunu
(çikti sokrates)aradan geçen nafile yillara da hatira dedik ,yitik
dedik,kafamizda ki boklar dedirttik,platonduk artik sokratesin
dediklerini
istedigimiz gibi degistirebilirdik,sokratesi yok saymadan yücelterek
sokratesi mezarinda dört döndürebilirdik,iste felsefe buydu ,dünyayi
bir
türlü yalan üstüne oturtamadik illa ki bi gerçek bulmaya
çabaladik,!platon
mu sokratesten çikar sokrates mi platondan!yillarca yumurtayla ugrastik
yine
yedik oyunu ,cevabi çok basitti ikisi de anasinin amindan çikar...tavuk
olayi basit bir illüzyondu...simdi biz ugrasiyoruz bütün anasinin
amindan
çikanlarla,hepside kendince filozof ya,,alkol almadan felsefe,ot
çekmeden
filozof olamiyoruz,,,"
Kubilay Erdener
MORZINE MI? YOK YOK MEGEVE

MORZINE MEGEVE

Bu yaziyi, bu kis Fransa'ya gelip ski yapmak isteyen ama Morzine'e mi gitse yoksa Megève'e mi bir türlü karar veremeyen sevgili yurdum insanina yardimci olmak amaçli yaziyorum:)
Megève, yaz tatillerini Saint Tropez'de geçiren fransiz kokoslarinin(pardon starlari demeliydim) kisin ski yapmak için tercih ettigi, Morzine ise fransizlari ve Fransa'yi bagrina basan Ingiliz orta halli vatandasinin tercih ettigi iki sirin mi sirin kayak merkezidir(yüzyil savaslarindan sonra bu kardeslik dürtüsünün Fransa'yi ucuz bulmalariyla-beles la bura- alakali oldugunu düsünmemse benim ayibimdir:) .
Morzine'de magazalardaki fiyatlari rahatlikla okuyabilirken Megeve'deki sifir fazlaligi göz yordugu için magazalarin önünde durmaksizin ilerleyebilirsin.
Morzine'de Mont Blanc(beyaz dag:) i görebilirken Megeve'de dokunabilir hatta üstünde kayabilirsin.
Kar, her ikisinde de ayni boktan beyaz kardir. Ayaklarin donma seviyesi aynidir(disarda sigara içerken ellerin donma seviyesi de aynidir). Her ikisinde de ancak degisik zamanlarda, tek kayak yapmayan canli olarak dilay adinda bir türk kizi tesbit edilmistir (ayni kirmizi ayakkabi ve çantayla). Bedava otobüslerine bindiginde, ski ayakkabilariyla otobüse binen, hepsi ördek gibi yürüyen ve taktiklari ski gözlükleri sebebiyle göz etraflari yanmayan ve sonucunda hepsi seren serengile benzeyen skiciler takiminin çikardigi takur tukur ses ayni sinir bozuculuktadir.
Morzine'de 3ayini heba etmissindir, Megeve'de 6gününü, o yüzden evet Megeve daha tatlidir:)
Megève, yaz tatillerini Saint Tropez'de geçiren fransiz kokoslarinin(pardon starlari demeliydim) kisin ski yapmak için tercih ettigi, Morzine ise fransizlari ve Fransa'yi bagrina basan Ingiliz orta halli vatandasinin tercih ettigi iki sirin mi sirin kayak merkezidir(yüzyil savaslarindan sonra bu kardeslik dürtüsünün Fransa'yi ucuz bulmalariyla-beles la bura- alakali oldugunu düsünmemse benim ayibimdir:) .
Morzine'de magazalardaki fiyatlari rahatlikla okuyabilirken Megeve'deki sifir fazlaligi göz yordugu için magazalarin önünde durmaksizin ilerleyebilirsin.
Morzine'de Mont Blanc(beyaz dag:) i görebilirken Megeve'de dokunabilir hatta üstünde kayabilirsin.
Kar, her ikisinde de ayni boktan beyaz kardir. Ayaklarin donma seviyesi aynidir(disarda sigara içerken ellerin donma seviyesi de aynidir). Her ikisinde de ancak degisik zamanlarda, tek kayak yapmayan canli olarak dilay adinda bir türk kizi tesbit edilmistir (ayni kirmizi ayakkabi ve çantayla). Bedava otobüslerine bindiginde, ski ayakkabilariyla otobüse binen, hepsi ördek gibi yürüyen ve taktiklari ski gözlükleri sebebiyle göz etraflari yanmayan ve sonucunda hepsi seren serengile benzeyen skiciler takiminin çikardigi takur tukur ses ayni sinir bozuculuktadir.
Morzine'de 3ayini heba etmissindir, Megeve'de 6gününü, o yüzden evet Megeve daha tatlidir:)
14 Şubat, 2006
VIVE LA FRANCE!
Off çok yordum bugün kendimi bütün gün bilgisayar basinda (durumun, bu ardarada girilen yazilarin, günün anlam ve önemini görmezlikten geliyomus gibi yapmakla hiç alakasi yok:) lütfen art niyetli, cin fikirli, "bildim ben seni" deyip kalp kirici olmayalim:), popom yayildi valla iyice, kambur oldum, hastayim aslinda uzun zamandir, geçmek bilmedik bi bogaz agrisi, nefes alamama, burun tikanikligi hadisesi, valla bak iki haftadir devam ediyo, kendime hiç bakmiyorum(nazlancak sevgili yok ortaya sizlaniyorum:)
Neyse efenim fransa diyodum sistem diyodum:) gerçi bu sistemi fransada fransizlardan ögrenmis olmamin ne derece etkisi var karsisinda hayranlik beslememe onu sonra tartisiriz. Durum sudur ki burda dünyanin hiç bi yerinde böyle islemeyen bi sistem var(onlarin yalancisiyim ama dogru diyolar). Burda hastaysan ve bi de üstüne fakirsen ölmüyosun mesela ne hos di mi? Düsene bi de biz tekme vuralim fransizlara çok fransiz kaliyo. Tamam fransa kaka, afrikadaki (sözümona) eski sömürgelerine karsi çok da "gentil" degil ama politika(ci) isi bunlar, yani cidden delicesine bi para yardimi yapiliyo oralara ama gelismeleri için gerekli egitim götürülmüyo vs.. klasik emperyalizm hikayesi..
Fransa'da hiç "çok zengin"yok, çünkü burda çok zengin olma sansin yok. Vergi sistemiyle ilgili, ne kadar zenginsen o kadar çok vergi ödüyosun(çakallikla vergi kaçirmak da pek sözkonusu olamiyo trde milletin gözünün içine soka soka vergi kaçiran sevgili Tatlises, Avsar, Erbilgiller gibi), ayda onbin eurodan fazla kazaniyosan mesela %60 ini vergi olarak veriyosun ve artik sen de fakir oluyosun. Fakir degil ama zenginlikle alakan kalmiyo, o yüzden fransanin bütün zenginleri Belçika ya da Isviçre'ye kaçiyo, bununla ilgili inanilmaz komik hikayeler var( belçikali babasini yillarca reddeden çok ünlü bi sarkicinin, ama babam belçikali diye belçika vatandasligina geçmesi gibi:) . Bu vergileri çalismayanlar için ödüyosun, onlar issizlik maasi alabilsinler diye, trdeki denemeleri komikti bunun aklimda kaldigi kadariyla, yani komik bi rakam, ama burda hayatini az çok kurtarabilcegin bi rakam ödeniyo issizlere, iste bunu da çalisanlar ödüyo ve emeklilik için de ayni sey geçerli. yani çalisirken kendi kasana doldurdugunu yemiyosun emekli olunca, diger çalisanlarin ödedigi vergileri yiyosun. ben bunun çok adil ve insancil bi sistem oldugunu düsünüyorum kendi çapimda. Ve dedigim gibi hastaysan ve paran yoksa ölmüyosun, devlet bi sekilde her masrafini karsilamak zorunda. Ve yabanciysan da bu böyle, bu topraklardayken bu devlet senden sorumlu, acil olarak hastaneye kaldirildiginda kimliginden önce neyin olduguyla ilgileniyolar ve biliyor muydunuz ki fransa tip alanindaki gelismislik babinda dünyanin sayili ülkelerinden yine.
Özelle umumi arasinda uçurumlar yok; parali okullar(kolejler) yillik 500 euro, özel hastaneler devlet hastanelerinden daha iyi degil, devlet için çalisinca çok daha az kazanmiyosun ve paran yoksa ve kafan çalisiyosa mutlaka inanilmaz yardimlar alabiliyosun(hele de gençsen), çok fazla yardim kurumu, vakif falan var. Bak en basitinden, ben burda Colombes'lulari koruma dernegi gibi bi yere üye oldum(evet yine Laetitia:) Ve bana sagladigi(saglicak daha hele bi gideyim randevuma) imkanlar komik görünse de inanilmaz, oraya gidip istedigim yere tel. açma imkani(is bulmak için mesela), internetten bedava yararlanma, postalarimi bedava yollama gibi bence hiç de hafife alinmicak imkanlar, ayrica bütün sorunlarimla ilgilenmeleri, hasta miyim, aileyle sorunum mu var, ünv. basvurusu sirasinda izlemem gerek adimlar, bilmem neyi nerde en ucuza bulabilirim, param yok ama dans mi ögrenmek istiyorum gerekli vakiflarla baglantilar, devletle ilgili islerimde yol göstermeler vs..
tamam uzattim ama o zaman sevgililer günün kutlu olsun mon amour France diyerek son vercem satirlarima mecburen:)))
Neyse efenim fransa diyodum sistem diyodum:) gerçi bu sistemi fransada fransizlardan ögrenmis olmamin ne derece etkisi var karsisinda hayranlik beslememe onu sonra tartisiriz. Durum sudur ki burda dünyanin hiç bi yerinde böyle islemeyen bi sistem var(onlarin yalancisiyim ama dogru diyolar). Burda hastaysan ve bi de üstüne fakirsen ölmüyosun mesela ne hos di mi? Düsene bi de biz tekme vuralim fransizlara çok fransiz kaliyo. Tamam fransa kaka, afrikadaki (sözümona) eski sömürgelerine karsi çok da "gentil" degil ama politika(ci) isi bunlar, yani cidden delicesine bi para yardimi yapiliyo oralara ama gelismeleri için gerekli egitim götürülmüyo vs.. klasik emperyalizm hikayesi..
Fransa'da hiç "çok zengin"yok, çünkü burda çok zengin olma sansin yok. Vergi sistemiyle ilgili, ne kadar zenginsen o kadar çok vergi ödüyosun(çakallikla vergi kaçirmak da pek sözkonusu olamiyo trde milletin gözünün içine soka soka vergi kaçiran sevgili Tatlises, Avsar, Erbilgiller gibi), ayda onbin eurodan fazla kazaniyosan mesela %60 ini vergi olarak veriyosun ve artik sen de fakir oluyosun. Fakir degil ama zenginlikle alakan kalmiyo, o yüzden fransanin bütün zenginleri Belçika ya da Isviçre'ye kaçiyo, bununla ilgili inanilmaz komik hikayeler var( belçikali babasini yillarca reddeden çok ünlü bi sarkicinin, ama babam belçikali diye belçika vatandasligina geçmesi gibi:) . Bu vergileri çalismayanlar için ödüyosun, onlar issizlik maasi alabilsinler diye, trdeki denemeleri komikti bunun aklimda kaldigi kadariyla, yani komik bi rakam, ama burda hayatini az çok kurtarabilcegin bi rakam ödeniyo issizlere, iste bunu da çalisanlar ödüyo ve emeklilik için de ayni sey geçerli. yani çalisirken kendi kasana doldurdugunu yemiyosun emekli olunca, diger çalisanlarin ödedigi vergileri yiyosun. ben bunun çok adil ve insancil bi sistem oldugunu düsünüyorum kendi çapimda. Ve dedigim gibi hastaysan ve paran yoksa ölmüyosun, devlet bi sekilde her masrafini karsilamak zorunda. Ve yabanciysan da bu böyle, bu topraklardayken bu devlet senden sorumlu, acil olarak hastaneye kaldirildiginda kimliginden önce neyin olduguyla ilgileniyolar ve biliyor muydunuz ki fransa tip alanindaki gelismislik babinda dünyanin sayili ülkelerinden yine.
Özelle umumi arasinda uçurumlar yok; parali okullar(kolejler) yillik 500 euro, özel hastaneler devlet hastanelerinden daha iyi degil, devlet için çalisinca çok daha az kazanmiyosun ve paran yoksa ve kafan çalisiyosa mutlaka inanilmaz yardimlar alabiliyosun(hele de gençsen), çok fazla yardim kurumu, vakif falan var. Bak en basitinden, ben burda Colombes'lulari koruma dernegi gibi bi yere üye oldum(evet yine Laetitia:) Ve bana sagladigi(saglicak daha hele bi gideyim randevuma) imkanlar komik görünse de inanilmaz, oraya gidip istedigim yere tel. açma imkani(is bulmak için mesela), internetten bedava yararlanma, postalarimi bedava yollama gibi bence hiç de hafife alinmicak imkanlar, ayrica bütün sorunlarimla ilgilenmeleri, hasta miyim, aileyle sorunum mu var, ünv. basvurusu sirasinda izlemem gerek adimlar, bilmem neyi nerde en ucuza bulabilirim, param yok ama dans mi ögrenmek istiyorum gerekli vakiflarla baglantilar, devletle ilgili islerimde yol göstermeler vs..
tamam uzattim ama o zaman sevgililer günün kutlu olsun mon amour France diyerek son vercem satirlarima mecburen:)))
13 Şubat, 2006
GÛNÛN TELEFON GÖRÛSMELERi
Evdekiler tatilden dönmedigi için bu hafta evde yalnizim ve vaktimin tümünü bilgisayar basinda kiçimi çürüterek geçiriyorum(e iyi de bize ne veriyosun diyenlere, gördügünüz üzere saçmalamaktan öteye pek gidemiyorum, güsel yurduma ve insanliga hiç bi katkim yok, ööle köpekle falan ugrasiyorum iste), neyse iste hal böyle olunca geç yatilip geç kalkiliniyo tabe(köpegin birazdan kafasi patlicak havlamaktan ben de kurtulcam, delircem ya! aslinda bu kadar havlamasinda, bahçedeki hiç kipirdamayan kedinin ve salagin ondan korkmasinin da payi yok degil hani). uyandim bu sabah, telimi açtim, biri mesaj birakmis telesekreterime, himm ilginç dedim ve uyusuk uyusuk dinlemeye basladim. Evet fransizca konusan bi bayandi, ben Ankara Fransiz Enstitüsünden ariyorum diyodu(biraz dogruldum), üniversite basvurusu dosyanizda bir problem var(zipladim), beni acilen aramaniz lazim, telefon numaram su adim da bu, bugün dosyayi postalicam, eger 3ten önce aramazsaniz sizin için durum pek iç açici olmicak vs.. saate baktim.. çok korktum bakarken.. iki buçuga geliyodu! Aradim, formu doldururken seçtigim bölüme sahne sanatlari yazmistim(öyle geçiyo, burda iletisim altinda degil sinema bölümü) ama üniversitenin sekreterligindeki o tatli ve iyi niyetli görünen teyze, yok demisti buraya audiovisuel yazcaksin, yoksa tiyatroya girer, dedigini yaptim ama elimdeki listede audiovisuel yoktu, neyse dedim teyze benden iyi biliyodur heralde. Teyze benden iyi bilmiyomus! ve eger bu kadin bu inceligi gösterip beni aramasaydi ve gerekli düzeltmeyi yapmasaydik, dosyayi "bana ne canim ben isimi yapip yollarim" diye üniversiteye o sekilde yollasaydi dosyam direk çöpteydi ilgili bölüm yok bizim okulda diye. Veya ben biraz daha geç uyansaydim, telefonumu açmakta gecikseydim, amaan kesin Laetitia'dir kesin bisey ister simdi diye mesaji dinlemeyi erteleseydim... evet durum gerçekten hiç iç açici olmicakti, suan muhtemelen bu yaziyi yazmak yerine Paris-istanbul tek yön uçus fiyatlarini arastiriyo olcaktim:)
Günün ikinci telefon görüsmesi ise bi psikiyatri klinigiyleydi. Laetitia, bi psikayatra gitmem gerektigine karar verip, çok pahali olmasi ve sigortanin bunu karsilamamasi(yaa bu arada fransadaki bu sistemden bahsetmeliyim kesin, çok ertelemeyip bi alt paragrafa sakliyim)bilgisine yenilmeyip, çilgin bir arastirma sonucu, bedava bi kurum buldu(burdaki bedavalar bizim bedavalara benzemiyo:), telini verdi bana ara randevu al diye(aslinda onu da kendisi yapmaya çalisti ama ordaki görevli sahsin kendisi aramali demis:), ben de aradim bugün(gayet de neseliydim, sabaha kadar içmistim, biraz yorgunluk disinda biseyim yoktu ama aramak için kötü olmayi beklemenin bi manasi yoktu, nerden baksan bi ay sonraya randevu verirlerdi ben de çoktan depresyona girmis olurdum o süre zarfinda:). Simdi kadinla aramizda geçen diyalogu yazcam izninizle(dilayin kendine yabancilastigi an):
Dilay: meraba, ben randevu almak için aramistim
Kadin: colombes'ta oturuyosunuz di mi
D: evet
K:daha önce aramis miydiniz?
D:iiii.. ben degil de isverenim aramisti, numaranizi o verdi bana(utanç, ben deliyim ve isverenim benden korkuyo)
K:(kisa "hihi" seklinde gülüs). okay, eger sizi rahatsiz etmicekse probleminizin ne oldugundan kisaca bahsederseniz sizi ilgili uzmana yönlendirebilirim
D:(bu soruyu telefonda hiç beklemeyen dilay ne desem acaba diyerek bi sigara yakar o esnada vakit kazanmak için) iimmm.. alkol.. evet alkol diyebiliriz sanirim(o an iste çok garip hisseder, sanki sabaha kadar içmemistir önceki gece ve birazdan tekrar baslamayacaktir, gösterdigi yapmacik çaba hakkaten çok tuhafina gider)
K: tamam, isterseniz sizi direk alkolle mücadeleyle ilgili bi hastaneye yönlendireyim
D: Hastane mi???(gözler faltasi)
K: yok hemen yatirmiyolar, önce görüsme yapicaksiniz
D:(gözler küçülür ama mesaji almistir, hemen yatirmiyolar ama bi yatiriyolar yani) yok grup tedavisi istemiyorum(alakasiz:)
K: hayir hayir korkmayin bireysel tedavi.
D: (yan çizmeye baslar) yani aslinda alkol diyemeyiz tam olarak
K:hönk?
D: e bilirsiniz iste yani alkol almanin altinda yatan nedenler vardir muhakkak(sanki bilmiyomus gibi), beni en iyisi baska birine yönlendirin (hastaneye gitmeyim de nereye git dersen gitçem abla). Hem belki o kadar da önemli deildir yani alkolik olmak o kadar da kolay degil(iste o noktada dilayin ruhu havalanmis, telefonda bi yabanciya abuk sabuk cümleler kuran bedenini seyretmektedir)
K:(sessizlik ve hik mik) tamam o zaman öyle diyosaniz, not aliniz lütfen bidi bidi..
14 Martta randevum var. Bi de buranin psikiyatrini deneyelim bakalim(ama alkolden konusmayalim:)
neyse su fransadaki sistemi ayri bi baslik olarak giriyim bari yoruldum simdi..(ertele dilay ertele)
Günün ikinci telefon görüsmesi ise bi psikiyatri klinigiyleydi. Laetitia, bi psikayatra gitmem gerektigine karar verip, çok pahali olmasi ve sigortanin bunu karsilamamasi(yaa bu arada fransadaki bu sistemden bahsetmeliyim kesin, çok ertelemeyip bi alt paragrafa sakliyim)bilgisine yenilmeyip, çilgin bir arastirma sonucu, bedava bi kurum buldu(burdaki bedavalar bizim bedavalara benzemiyo:), telini verdi bana ara randevu al diye(aslinda onu da kendisi yapmaya çalisti ama ordaki görevli sahsin kendisi aramali demis:), ben de aradim bugün(gayet de neseliydim, sabaha kadar içmistim, biraz yorgunluk disinda biseyim yoktu ama aramak için kötü olmayi beklemenin bi manasi yoktu, nerden baksan bi ay sonraya randevu verirlerdi ben de çoktan depresyona girmis olurdum o süre zarfinda:). Simdi kadinla aramizda geçen diyalogu yazcam izninizle(dilayin kendine yabancilastigi an):
Dilay: meraba, ben randevu almak için aramistim
Kadin: colombes'ta oturuyosunuz di mi
D: evet
K:daha önce aramis miydiniz?
D:iiii.. ben degil de isverenim aramisti, numaranizi o verdi bana(utanç, ben deliyim ve isverenim benden korkuyo)
K:(kisa "hihi" seklinde gülüs). okay, eger sizi rahatsiz etmicekse probleminizin ne oldugundan kisaca bahsederseniz sizi ilgili uzmana yönlendirebilirim
D:(bu soruyu telefonda hiç beklemeyen dilay ne desem acaba diyerek bi sigara yakar o esnada vakit kazanmak için) iimmm.. alkol.. evet alkol diyebiliriz sanirim(o an iste çok garip hisseder, sanki sabaha kadar içmemistir önceki gece ve birazdan tekrar baslamayacaktir, gösterdigi yapmacik çaba hakkaten çok tuhafina gider)
K: tamam, isterseniz sizi direk alkolle mücadeleyle ilgili bi hastaneye yönlendireyim
D: Hastane mi???(gözler faltasi)
K: yok hemen yatirmiyolar, önce görüsme yapicaksiniz
D:(gözler küçülür ama mesaji almistir, hemen yatirmiyolar ama bi yatiriyolar yani) yok grup tedavisi istemiyorum(alakasiz:)
K: hayir hayir korkmayin bireysel tedavi.
D: (yan çizmeye baslar) yani aslinda alkol diyemeyiz tam olarak
K:hönk?
D: e bilirsiniz iste yani alkol almanin altinda yatan nedenler vardir muhakkak(sanki bilmiyomus gibi), beni en iyisi baska birine yönlendirin (hastaneye gitmeyim de nereye git dersen gitçem abla). Hem belki o kadar da önemli deildir yani alkolik olmak o kadar da kolay degil(iste o noktada dilayin ruhu havalanmis, telefonda bi yabanciya abuk sabuk cümleler kuran bedenini seyretmektedir)
K:(sessizlik ve hik mik) tamam o zaman öyle diyosaniz, not aliniz lütfen bidi bidi..
14 Martta randevum var. Bi de buranin psikiyatrini deneyelim bakalim(ama alkolden konusmayalim:)
neyse su fransadaki sistemi ayri bi baslik olarak giriyim bari yoruldum simdi..(ertele dilay ertele)
KöPEK HAYVANI(hirrrr)
Ya simdi birileri kesin kizcak bana ama ben bu köpek hayvanini.. bak saat gecenin dördü, ne güsel arkadaslarim geldi yedik, içtik, güldük, ama taktim kafayi ben bu hayvana! Iki dakka rahat vermiyo ya orospu çocugu! Resmen salak, hasta etti beni bu hayvan! Ya özür dilerim düygücüm tam da senin su farelere bile aciyan hassas satirlarini okumusken böyle bi yazi girmek hos olmadi ama delirtti beni bu hayvan, valla aptal bak, hiçbisey anlamiyo, biktim usandim süpürgeyle arkasindan kosturmaktan:)
Gözlerimin içine baka baka patisini kaldirip evin bi kösesine isedikten sonra serefsiz, bütün çigliklarima tepinmelerime ragmen hala melül melül bakmiyo mu suratima hiçbisey olmamis gibi deliriyorum, bi de hala yavsamaya çalisiyo, sevinçten zipladigimi zannediyo heralde
göt(bak çok kötü bozuyorum agzimi ama bu kendimi acayip tutmus halim)! Bi insan günde kaç kere yerleri siler, kaç tane külotlu çorabi çöpe atar ya(yavsak yavsak üzerine ziplayip yirtiyo hepsini tek bi tirnak darbesiyle), yemekteyken bi saniye unut da kalk bakalim masadan, arkani döner dönmez tabagin bos! üstelik les gibi kokuyo pislik, yikiyoruz habire ama yine kokuyo, nasi pis bi yaratik belli deil! disari çikmak ister, birakirsin bahçeye, havlar da havlar ama böyle mi bögürür bi hayvan, eve girmek için kapiyi tirmalar(bu arada sen çagirirsan asla gelmez, yine bahçede, süpürge elinde, dilay is basinda, her yere geç kaliyorum it yüzünden!), içeriye alirsin yine bögürür bu kez de çikmak için. Yemek verirsin yemez, vermezsin aglar. Eve ölü fare getirmesi de artik benim iyice damarima basan nokta oldu, bugün iki fare ölüsü buldum, biri sepetinde biri kapi önünde, benim gibi "faresever!" bi insana yapilcak is degildi bu.. ayy ama çok tatli, ayy çok masum, yazik diyen biri varsa hemen postaliyim kendisini.. tamam onun suçu degil vs vs ama benim suçum ne be kardesim? sevmiyorum bu hayvani, nefret ediyorum, hatta bogazini sikip öldürmek istiyorum abartip, içimde bi damla acima duygusu bile birakmadi it!
yok mu yaw bi yolu bu hayvani egitmenin, varsa pratik çözümler beklerim. bak hala sinirliyim, o kadar yazdim yatismadim.
Babacim, sonsuz tesekkürler, yillarca aglamalarimi ve israrlarimi görmezden gelip bana bi köpek almadigin için, hayatin bu "it"yüzüyle erken yasta tanismami engelledigin için, yine yine yine ve hep hakli çiktigin için:)
Not: Bu arada sorun teknik degil benim sarhos olmammis:) bugün bi hamlede yaptim yapmak istedigim degisiklikleri. Bu alkol hakkaten beyni zikiyo galiba:)
Gözlerimin içine baka baka patisini kaldirip evin bi kösesine isedikten sonra serefsiz, bütün çigliklarima tepinmelerime ragmen hala melül melül bakmiyo mu suratima hiçbisey olmamis gibi deliriyorum, bi de hala yavsamaya çalisiyo, sevinçten zipladigimi zannediyo heralde
göt(bak çok kötü bozuyorum agzimi ama bu kendimi acayip tutmus halim)! Bi insan günde kaç kere yerleri siler, kaç tane külotlu çorabi çöpe atar ya(yavsak yavsak üzerine ziplayip yirtiyo hepsini tek bi tirnak darbesiyle), yemekteyken bi saniye unut da kalk bakalim masadan, arkani döner dönmez tabagin bos! üstelik les gibi kokuyo pislik, yikiyoruz habire ama yine kokuyo, nasi pis bi yaratik belli deil! disari çikmak ister, birakirsin bahçeye, havlar da havlar ama böyle mi bögürür bi hayvan, eve girmek için kapiyi tirmalar(bu arada sen çagirirsan asla gelmez, yine bahçede, süpürge elinde, dilay is basinda, her yere geç kaliyorum it yüzünden!), içeriye alirsin yine bögürür bu kez de çikmak için. Yemek verirsin yemez, vermezsin aglar. Eve ölü fare getirmesi de artik benim iyice damarima basan nokta oldu, bugün iki fare ölüsü buldum, biri sepetinde biri kapi önünde, benim gibi "faresever!" bi insana yapilcak is degildi bu.. ayy ama çok tatli, ayy çok masum, yazik diyen biri varsa hemen postaliyim kendisini.. tamam onun suçu degil vs vs ama benim suçum ne be kardesim? sevmiyorum bu hayvani, nefret ediyorum, hatta bogazini sikip öldürmek istiyorum abartip, içimde bi damla acima duygusu bile birakmadi it!
yok mu yaw bi yolu bu hayvani egitmenin, varsa pratik çözümler beklerim. bak hala sinirliyim, o kadar yazdim yatismadim.
Babacim, sonsuz tesekkürler, yillarca aglamalarimi ve israrlarimi görmezden gelip bana bi köpek almadigin için, hayatin bu "it"yüzüyle erken yasta tanismami engelledigin için, yine yine yine ve hep hakli çiktigin için:)
Not: Bu arada sorun teknik degil benim sarhos olmammis:) bugün bi hamlede yaptim yapmak istedigim degisiklikleri. Bu alkol hakkaten beyni zikiyo galiba:)
12 Şubat, 2006
FRANSIZ SOIREE
Evet ilk davetimi vermis bulunuyorum:) henüz gelmediler ama davetlilerim Camille ve Laurent(sevdicegi), çok heyecanliyim, yani unutmusum insanlari evime çagirmayi, yemekler hazirlamayi falan.. çok garipsedim bi yandan da hazirlanirken, çünkü benim evim, benim tabaklarim çatallarim degil bunlar, hatta kendimi türk filmlerindeki ev sahibesinin kiyafetlerini gizlice giyip kendini aynada seyreden hizmetçi kiz gibi hissettim:) ama yine de yakinimdaki birilerinin(evet yakinim sayilirlar artik) benim hayatimi görcek olmalari, fotograflarima bakcak, yemeklerimi tatcak olmalari heyecan veriyo neden bilmiyorum, sanirim "var"ligimi hissetmemi saglicak bu durum ondan bu kadar telas yaptim..
tamamen fransiz bi aksam geçircem,türkisi hiçbisey yapmadim, bi nedeni yok, yani hala türküm biliyorum:) ama bu sefer böyle olsun istedim. neler neler yaptim? Antre olarak brick yapraklariyla yapilan içine
keçi peyniri konulan börek tarzi bisey, deniz ürünlü salata(özür dilerim evren:), nefis oldu sanirim, ardindan da lazanya yicez isallah firin bana bi oyun oynamazsa. önce salona geçicez, önden sarap,viski ya ada bira, kuskonmaz, cips yeyip sohbet sonra yemek odasi ve yemekler yencek bi güsel(yine sarap). sonra peynir ve ardindan tatli fasli, geberir gibi olunca yemekten tekrar salon ve artik allah ne verdiyse içilcek(gerçi bu aksam çok performans beklemiyorum ne kendimden ne onlardan, cuma disari çiktik, dün ben onlarda yemekteydim bugün de onlar geliyo, niye böyle sikis tepis yaptik bilmiyorum.
bu arada dünle ilgili bi ayrinti; bana birini ayarlamak istiyo bunlar(ortaokul cûmlesi oldu bu da ama hadi neyse:), ben çaktim tabii çok uyanigim:p, sözde evde yemek falan yicez sonra da disari çikcaz, çocuk da biliyo muydu bilmiyorum ama ben hissettmistim biseyler çevirdiklerini. neyse çocuk geldi, Denis adi. iyi hos bi insan evladi ama bisey olmadi malesef, ugrastim ama olmadi yani bisey hisedemedim, sanirim o da ayni seyi hissetti, gerçi biraz ilgilendi. ve asil niye olmadi çünkü çocuk çok konusuyodu! allah dedim erdal geldi aklima(adamin kasisinda "noolur iki dakka sus"diye aglamistim da:) ben almiyim. bi de zaten biliyodum ama kendimle ilgili korkunç gerçegi bikez daha kesfettim. ben adamlarin beni sevmemesi için elimden geleni yapiyorum bi yandan birine ihtiyacim var derken bi yandan da bütün saçmaliklarimi bir bir sayiyorum, kendimi hiç olmadigim gibi gösteriyorum ama çok komik oluyo, bilinçli yapmiyorum yani kendimi korumaya çalismamin bi yolu bu sanirim. Gayet tatli tatli evlilik ne güsel sey hadi evlenelim hep birlikte diye yerinde sekerken adam, ayy çok banalsin falan yaptim, yani o kadar gereksizdi ki.. ne derse tersledim falan, tanri-din muhabbetleri açildi sonra, inanan insanlara normalde gayet de saygi duymama ragmen hiç saygi duymadigimi ve bu insanlari gülünç ve zayif buldugumu söyledim. sonra burçlardan konusurken baliklar çok yalanci olur dedi bu, evet dedim:) halbuki nefret ederim yalandan falan da filan da.. bunun gibi bi ton sey yaptim iste, eminim ömrü boyunca beni bi daha görmek istemicek kadar malzeme toplamistir:)
ama Camille ve Laurent'in çabasini takdir ettim yine de, yani bana o kadar iyi davraniyolar ki.. ama ismarlama olmuyo iste biseyler.. yalniz ve güçlü birey her zaman yalnizdir ve güçlüdür iste diye saçmalamak istedim. kim siker onun gücünü de demeden edemicem. bir sürü fotograf çektim ama bilgisayara aktaramiyorum, taa ispanya fotolari da duruyo, megeve, camille ve laurent, hatta denis:), bebeler falan var. sonra süper sanatsal çalismalarim:p
kimdir bu camille le laurent diyenlere de; camille jerome un uzaktan akrabasi, o tanistirdi yani, laurent da onun sevgilisi. ikisi de güneyden gelmisler(hani daha bi sicaklar), sinema mezunular, yetenekli ve zekiler ve issizler:), samimiler, kiskançlar, birbirlerini yolup duruyolar eski sevgili davalarindan ben de kiskis gülüyorum hastalanip yataklara düstügüm günleri unutarak, böyle bu kadar iste, gelcekler simdi ben bitireyim..
tamamen fransiz bi aksam geçircem,türkisi hiçbisey yapmadim, bi nedeni yok, yani hala türküm biliyorum:) ama bu sefer böyle olsun istedim. neler neler yaptim? Antre olarak brick yapraklariyla yapilan içine
keçi peyniri konulan börek tarzi bisey, deniz ürünlü salata(özür dilerim evren:), nefis oldu sanirim, ardindan da lazanya yicez isallah firin bana bi oyun oynamazsa. önce salona geçicez, önden sarap,viski ya ada bira, kuskonmaz, cips yeyip sohbet sonra yemek odasi ve yemekler yencek bi güsel(yine sarap). sonra peynir ve ardindan tatli fasli, geberir gibi olunca yemekten tekrar salon ve artik allah ne verdiyse içilcek(gerçi bu aksam çok performans beklemiyorum ne kendimden ne onlardan, cuma disari çiktik, dün ben onlarda yemekteydim bugün de onlar geliyo, niye böyle sikis tepis yaptik bilmiyorum.
bu arada dünle ilgili bi ayrinti; bana birini ayarlamak istiyo bunlar(ortaokul cûmlesi oldu bu da ama hadi neyse:), ben çaktim tabii çok uyanigim:p, sözde evde yemek falan yicez sonra da disari çikcaz, çocuk da biliyo muydu bilmiyorum ama ben hissettmistim biseyler çevirdiklerini. neyse çocuk geldi, Denis adi. iyi hos bi insan evladi ama bisey olmadi malesef, ugrastim ama olmadi yani bisey hisedemedim, sanirim o da ayni seyi hissetti, gerçi biraz ilgilendi. ve asil niye olmadi çünkü çocuk çok konusuyodu! allah dedim erdal geldi aklima(adamin kasisinda "noolur iki dakka sus"diye aglamistim da:) ben almiyim. bi de zaten biliyodum ama kendimle ilgili korkunç gerçegi bikez daha kesfettim. ben adamlarin beni sevmemesi için elimden geleni yapiyorum bi yandan birine ihtiyacim var derken bi yandan da bütün saçmaliklarimi bir bir sayiyorum, kendimi hiç olmadigim gibi gösteriyorum ama çok komik oluyo, bilinçli yapmiyorum yani kendimi korumaya çalismamin bi yolu bu sanirim. Gayet tatli tatli evlilik ne güsel sey hadi evlenelim hep birlikte diye yerinde sekerken adam, ayy çok banalsin falan yaptim, yani o kadar gereksizdi ki.. ne derse tersledim falan, tanri-din muhabbetleri açildi sonra, inanan insanlara normalde gayet de saygi duymama ragmen hiç saygi duymadigimi ve bu insanlari gülünç ve zayif buldugumu söyledim. sonra burçlardan konusurken baliklar çok yalanci olur dedi bu, evet dedim:) halbuki nefret ederim yalandan falan da filan da.. bunun gibi bi ton sey yaptim iste, eminim ömrü boyunca beni bi daha görmek istemicek kadar malzeme toplamistir:)
ama Camille ve Laurent'in çabasini takdir ettim yine de, yani bana o kadar iyi davraniyolar ki.. ama ismarlama olmuyo iste biseyler.. yalniz ve güçlü birey her zaman yalnizdir ve güçlüdür iste diye saçmalamak istedim. kim siker onun gücünü de demeden edemicem. bir sürü fotograf çektim ama bilgisayara aktaramiyorum, taa ispanya fotolari da duruyo, megeve, camille ve laurent, hatta denis:), bebeler falan var. sonra süper sanatsal çalismalarim:p
kimdir bu camille le laurent diyenlere de; camille jerome un uzaktan akrabasi, o tanistirdi yani, laurent da onun sevgilisi. ikisi de güneyden gelmisler(hani daha bi sicaklar), sinema mezunular, yetenekli ve zekiler ve issizler:), samimiler, kiskançlar, birbirlerini yolup duruyolar eski sevgili davalarindan ben de kiskis gülüyorum hastalanip yataklara düstügüm günleri unutarak, böyle bu kadar iste, gelcekler simdi ben bitireyim..
11 Şubat, 2006
TEKNIK! A.INA KOYCAM!
var ya 3 saattir falan biseyler yapmaya ugrasiyorum yapamadim ya ben bu bilgisayarin amina koyyimm! kendi embesilligimin de! yaa nasi motive bi sekilde oturdum basina oysa ki.. ne kadar güzel seylerden bahsetçektim ama deli etti beni ya! neyse.. döndüm ben.. diyeceklerim var..
04 Şubat, 2006
MUTLU AMA FAKIR:(
Evet benim bi joie de vivre'im var(ve daha neler nelerim) ama artik hiç param yok:) ben kadinlarin mutsuzken alisveris çilginligi yasadigini düsünürdüm hep, her halükarda yasaniyomus:)
çiktim, yürüdüm, sigara içtim, foto çektim, camille'le bulustum, kolye-küpe-toka-bileklik-etek-don-kitap aldim, camille kelebekli toka ve kurdela aldi(burda indirimler var da:), oturduk bi bara(Indiana), camille kahve yerine sex on the beach içti, ben mojito, aci soslu misir cipsi yedik, bolbol sigara içtik,konustuk(erkeklerden, yeni aldigimiz rengarenk saçmaliklardan, pierre'den az bisey,joie de vivre'den, senaryosundan,gelecek ctesi çikma planindan,hayattan, bilinçaltindan) güldük, iyiki varsinlastik, camille tuvalete gidip kelebegini ve kurdelalarini kafasina takti, fotograflarini çektim, ben paristen ayrilamam dedim, birakmayiz zaten dedi, güldüm, kalktik, ayrildik,eve geldim.
bu kadar rüya yeter, bi de hayatin gerçekleri var; yarin 3çocuk(birisi 3yasinda), 5valiz, bir bebek arabasi ve 4sirt çantasi ile tek basima 5 saatlik bir tren yolculugu yapicam:) ve eger bu isten alnimin akiyla çikabilirsem 6gün boyunca bu çocuklarin anneleri olcam(çünkü anneleri olmicak:)
evet, hala orda o, içimde, iyiki var, olmasaydi suan kesin yatakta gözlerim sipsis tepiniyo olurdum:) evet, iyi ki var:)
çiktim, yürüdüm, sigara içtim, foto çektim, camille'le bulustum, kolye-küpe-toka-bileklik-etek-don-kitap aldim, camille kelebekli toka ve kurdela aldi(burda indirimler var da:), oturduk bi bara(Indiana), camille kahve yerine sex on the beach içti, ben mojito, aci soslu misir cipsi yedik, bolbol sigara içtik,konustuk(erkeklerden, yeni aldigimiz rengarenk saçmaliklardan, pierre'den az bisey,joie de vivre'den, senaryosundan,gelecek ctesi çikma planindan,hayattan, bilinçaltindan) güldük, iyiki varsinlastik, camille tuvalete gidip kelebegini ve kurdelalarini kafasina takti, fotograflarini çektim, ben paristen ayrilamam dedim, birakmayiz zaten dedi, güldüm, kalktik, ayrildik,eve geldim.
bu kadar rüya yeter, bi de hayatin gerçekleri var; yarin 3çocuk(birisi 3yasinda), 5valiz, bir bebek arabasi ve 4sirt çantasi ile tek basima 5 saatlik bir tren yolculugu yapicam:) ve eger bu isten alnimin akiyla çikabilirsem 6gün boyunca bu çocuklarin anneleri olcam(çünkü anneleri olmicak:)
evet, hala orda o, içimde, iyiki var, olmasaydi suan kesin yatakta gözlerim sipsis tepiniyo olurdum:) evet, iyi ki var:)
LA JOIE DE VIVRE!
yasama sevinci deyince daha az karizmatik oluyo:)
bugün uyandigimda evet ordaydi, yanimda, hüp diye aldim içime, simdi içimde:)
disari çikiyorum, kendimi paris sokaklarina atip daha önce binlerce kisi tarafindan milyonlarca defa fotosu çekilmis sokaklarin fotograflarini ilkkez ve de en güzel ben çekiyomusum gibi bi de ben çekicem. evet hava soguk, olsun eldivenlerim var:) sonra Seine'in kiyisinda bi sigara içicem gülümseyerek, sonra Camille'le bulusucam, bi cafeye oturup bana dün yollamis oldugu senaryosundan konuscaz biraz. sonra biraz erkeklerden.. renklerden.. o kahve içcek ben bira. belki ben de kahve içerim bugün.
ohh be, ne güzelim, renkli renkli giyindim, yüzümü gözümü boyadim, içimde joie de vivre kendimi paris sokakalarina aticam.
depresmeyi sevdigimi(bundan içten içe bi zevk aldigimi) düsünenler utansin:)
tesekkürler Mon Dieu:)
bugün uyandigimda evet ordaydi, yanimda, hüp diye aldim içime, simdi içimde:)
disari çikiyorum, kendimi paris sokaklarina atip daha önce binlerce kisi tarafindan milyonlarca defa fotosu çekilmis sokaklarin fotograflarini ilkkez ve de en güzel ben çekiyomusum gibi bi de ben çekicem. evet hava soguk, olsun eldivenlerim var:) sonra Seine'in kiyisinda bi sigara içicem gülümseyerek, sonra Camille'le bulusucam, bi cafeye oturup bana dün yollamis oldugu senaryosundan konuscaz biraz. sonra biraz erkeklerden.. renklerden.. o kahve içcek ben bira. belki ben de kahve içerim bugün.
ohh be, ne güzelim, renkli renkli giyindim, yüzümü gözümü boyadim, içimde joie de vivre kendimi paris sokakalarina aticam.
depresmeyi sevdigimi(bundan içten içe bi zevk aldigimi) düsünenler utansin:)
tesekkürler Mon Dieu:)
SKI'den SENARYO'ya
Tatile gidiyorum yine,(buna da ne kadar tatil denirse) tabii ki de kis tatili ski den ibarettir ! lanet olsun sikik Morzine’de 3 ay kaldigim yetmiyomus gibi, yine kar,yine soguk(zaten soguk), ama Morzine degil neyseki, Megeve diye bi yer, yine star mekaniymis, nasi da gurur duyuyolar var ya bu starlarin gittigi yerlere gitmekle. Mesela Gloria çok mutlu, heyecandan kasildi, o da geliyo da ayni yere, Laetitia’nin en iyi arkadaslarindan birinin aupair’i de..
Gloria’dan bilmem hiç bahsetmis miydim hatirlamiyorum, zenci bi kiz(onda kaldigim bi gece, içip içip afrikalilarin sorunlarina aglamistim hatta bi kere :) bu da anlatilmasi gereken ayri bi mevzu aslinda). O kiz var ya, manyak ! Beni ruh hastasi etti resmen. Nerden bulurum bilmem ki bu arizalari . Gloria, sinamaya gitmeyi sevmez , müzedir bilmem parktir bahçedir bi anittir abidedir gezmez, içki içmez, yaninda sigara içirmez, (eski günlerin özlemiyle ve belki tekrar bulurumun umuduyla bi sicaklik arayan zavalli dilay) hadi bi film gecesi yapalim be bugün cipslerle falan, olmaz ! Gloria, pembeyi sevmez, kirmiziyi, maviyi, siyahi, uzun saçi , kisa saçi, onu bunu.. neyse ya bak yine atti kafamin tasi, Gloria’yi da ayri bi baslik altinda incelicem. Ne zaman ? Pazar günü gidiyorum tatile, öteki Cuma ya da ctesi döncem ve bi hafta evde yalnizim :) gelecek olan olursa beklerim :) her gece içcem, sabah yedide yatip aksam 5te kalkçam, aksamimi tv karsisinda cips yiyerek ve saçmaliklar izleyerek geçircem, gece 12 gibi damarlarim alkol alkol dicek, geççem bilgisayarimin basina bi yandan içip bi yandan da hep erteledigim bütün saçmaliklari yazcam. Günde bi ögün yemek yicem, çocuk sesi , kaprisi çekmicem, gürültü patirti olmicak…. Ama ama köpek hala burda olcak ! tabii ki de bana patlattilar köpegi, neyse olur artik o kadar.. Arkadaslarimi yemege çagircam(Gloria hala Megeve de olcak :), fransiz usulü bi aksam geçircez(mutfakta baslayip, yemek odasinda devam eden ve salonda son bulan), onlara balli ördek yapçam, bolbol içip konuscaz, onlara odami ve fotograflarimi göstercem, biseyler anlam kazanicak, yasadigim bu yer, bu ev, odam bi « sey »e bürüncek o zaman iste.
Bi de son olarak diskotek olayini anlatip bitiriyorum, onu bekletemicem :)
Kütüphaneye gittim bugün, kapisinda bibliotheque/ discotheque yazisini görünce gözlerimi tekrar açip yumdum. Bibliotheque evet kütüphane demek, delirdigimi zannettim bi an. Vay be dedim gavura bak, kütüphane discotek ha :) ikisi bir arada, gözümün önünden söyle kareler geçti ; bi kütüphane ama böyle alevli malevli dönen isiklar falan, raflarda kitaplar, kitaplarin arasinda içki siseleri, millet bi yandan dansediyo bi yandan ellerinde kitaplar, müzik son ses :)
Seymis meger, discotek dedikleri yani iste dvd, cd falan alinan yer:)) ne biliyim ben ama, onlu yaslarinin yaz tatillerini kamp diskoteklerinde geçirmis seksenli bi kiz çocugu olarak :)
Cahilligime verin ama gülümseyin bi de bi yandan istedim :)
haa bi de bu arada, feci senaryolarla bogusuyorum, ilham perisi bir süreligine bizde kalmaya karar verdi, karnima yerlesti:) hepsi kisa film senaryolari tabi. Taa eski bi senaryo fikrim vardi, tretmani hazirdi, onu senaryolastiriyorum sonunda. Bi tane fransizca bi senaryonun sinopsisi bitti tretmanina geçtim(fransiz acilar var biraz:), bi de yine türkçe bi senaryonun tretmaninin yarisi bitti, kafamda bi türkçe bi de fransizca iki fikir daha feci oynasiyo, zorluyo yazmaya. bi de dün bi adam gördüm sokakta, yeni bi fikir verdi.. hepsinin es zamanli ilerlemesi garip, kafam karisiyo.. evet alcam ben o Cannes ödülünü, büyük büyük kocaman bi insan olcam, simarmicam mi zannediyosunuz, tabii ki de simarcam:) olgunlasçam mi? hayir, hep böyle çocuk kalcam..
Neyse gidiyorum ben iste yine bi yerlere, bi haftaya döncem..
Gloria’dan bilmem hiç bahsetmis miydim hatirlamiyorum, zenci bi kiz(onda kaldigim bi gece, içip içip afrikalilarin sorunlarina aglamistim hatta bi kere :) bu da anlatilmasi gereken ayri bi mevzu aslinda). O kiz var ya, manyak ! Beni ruh hastasi etti resmen. Nerden bulurum bilmem ki bu arizalari . Gloria, sinamaya gitmeyi sevmez , müzedir bilmem parktir bahçedir bi anittir abidedir gezmez, içki içmez, yaninda sigara içirmez, (eski günlerin özlemiyle ve belki tekrar bulurumun umuduyla bi sicaklik arayan zavalli dilay) hadi bi film gecesi yapalim be bugün cipslerle falan, olmaz ! Gloria, pembeyi sevmez, kirmiziyi, maviyi, siyahi, uzun saçi , kisa saçi, onu bunu.. neyse ya bak yine atti kafamin tasi, Gloria’yi da ayri bi baslik altinda incelicem. Ne zaman ? Pazar günü gidiyorum tatile, öteki Cuma ya da ctesi döncem ve bi hafta evde yalnizim :) gelecek olan olursa beklerim :) her gece içcem, sabah yedide yatip aksam 5te kalkçam, aksamimi tv karsisinda cips yiyerek ve saçmaliklar izleyerek geçircem, gece 12 gibi damarlarim alkol alkol dicek, geççem bilgisayarimin basina bi yandan içip bi yandan da hep erteledigim bütün saçmaliklari yazcam. Günde bi ögün yemek yicem, çocuk sesi , kaprisi çekmicem, gürültü patirti olmicak…. Ama ama köpek hala burda olcak ! tabii ki de bana patlattilar köpegi, neyse olur artik o kadar.. Arkadaslarimi yemege çagircam(Gloria hala Megeve de olcak :), fransiz usulü bi aksam geçircez(mutfakta baslayip, yemek odasinda devam eden ve salonda son bulan), onlara balli ördek yapçam, bolbol içip konuscaz, onlara odami ve fotograflarimi göstercem, biseyler anlam kazanicak, yasadigim bu yer, bu ev, odam bi « sey »e bürüncek o zaman iste.
Bi de son olarak diskotek olayini anlatip bitiriyorum, onu bekletemicem :)
Kütüphaneye gittim bugün, kapisinda bibliotheque/ discotheque yazisini görünce gözlerimi tekrar açip yumdum. Bibliotheque evet kütüphane demek, delirdigimi zannettim bi an. Vay be dedim gavura bak, kütüphane discotek ha :) ikisi bir arada, gözümün önünden söyle kareler geçti ; bi kütüphane ama böyle alevli malevli dönen isiklar falan, raflarda kitaplar, kitaplarin arasinda içki siseleri, millet bi yandan dansediyo bi yandan ellerinde kitaplar, müzik son ses :)
Seymis meger, discotek dedikleri yani iste dvd, cd falan alinan yer:)) ne biliyim ben ama, onlu yaslarinin yaz tatillerini kamp diskoteklerinde geçirmis seksenli bi kiz çocugu olarak :)
Cahilligime verin ama gülümseyin bi de bi yandan istedim :)
haa bi de bu arada, feci senaryolarla bogusuyorum, ilham perisi bir süreligine bizde kalmaya karar verdi, karnima yerlesti:) hepsi kisa film senaryolari tabi. Taa eski bi senaryo fikrim vardi, tretmani hazirdi, onu senaryolastiriyorum sonunda. Bi tane fransizca bi senaryonun sinopsisi bitti tretmanina geçtim(fransiz acilar var biraz:), bi de yine türkçe bi senaryonun tretmaninin yarisi bitti, kafamda bi türkçe bi de fransizca iki fikir daha feci oynasiyo, zorluyo yazmaya. bi de dün bi adam gördüm sokakta, yeni bi fikir verdi.. hepsinin es zamanli ilerlemesi garip, kafam karisiyo.. evet alcam ben o Cannes ödülünü, büyük büyük kocaman bi insan olcam, simarmicam mi zannediyosunuz, tabii ki de simarcam:) olgunlasçam mi? hayir, hep böyle çocuk kalcam..
Neyse gidiyorum ben iste yine bi yerlere, bi haftaya döncem..
BI DAKKA
bi dakka ya aylardir rejim yapmiyorum(son 7-8 senedir ilkkez basima gelen bi hadise)un farkina vardim, tamam zayif deilim ama sisko hiç deilim(en son trde görüldügüm halimden en az 6-7 kilo eksigim:). kelebekler:), sevgi pitirciklari, ey yüce allahim(bi türlü inanasimin gelmedigi), ben depresyonda deilken ne de tatli bi insanim:)
adi pierre'di, çok kadin çok erkekti, askim 58 saatten fazla sürdü ama yine bitti, yine bitti:( eskisi kadar inatçi deil miyim neyim??
adi pierre'di, çok kadin çok erkekti, askim 58 saatten fazla sürdü ama yine bitti, yine bitti:( eskisi kadar inatçi deil miyim neyim??
03 Şubat, 2006
KISA KISA AMA UPUZUN
Bugün nihayet 5 ayin sonunda oturma iznimi aldim:) Hemen bi dönerciye gittim kutlamak için, bi türk lokantasinda sanki türk degilmis gibi yaparak ve yunan tabagi ismarlayarak(burda döner konusundaki türk-yunan çekismesi bu arada ayri bi baslik olarak incelenmelidir, komiktir, çok komiktir, ironiktir:) bütün herkesten intikamimi aldim. neyin ve kimin intikami diye sormayin, bilmiyorum, sadece büyük bi hirsla bitirdim tabagimi..
kafamdan milyonlarca sey geçiyo, delircem artik, hep erteliyorum uzun uzun yazarim sonra diye..
milo agladi biraz önce, kurtlardan korkuyo bi süredir, yasiymis, normalmis, kulagina sarki söyledim.. sonra kovdu beni yanindan korkusu geçince.. yasidir, normaldir.. bana, sosyallesmemis insanin aslinda dogasinda ne kadar da nankör, bencil ve igrenç oldugunu ispatlamasi ise benim suçumdur, 3 yasindaki milo'nun deil..
Eiffel kulesi manzarali bi evim olsa hiçbi sey böyle olmazdi aslinda diyorum, yani hayatim bu kadar boktan olmazdi.. hava çok soguk, çok üsüyorum, ayaklarim günlerdir isinmadi(bu ay çekicegim regl agrisini düsündürüyo bana ister istemez), bugün eldivenlerimi kendisininkileri okulda kaybettigi için Milo'ya verdim okul dönüsü ellerim mosmor, ama yine de beni iteleyip duruyo iste..
geceleri bahçede sigara içtigim için(yani hep bahçede içiyorum ama en çok geceleri içtigim için sigarayi ve de günün en soguk vakitleri oldugu için) sabahlari cigerlerimi hissederek uyaniyorum, evet ordalar ve aciyolar ve zor nefes aliyorum, öksürürken çikacak gibi oluyolar, yok diyorum bu gece erken yatçam, yok iste ne sigara ne içki.. her gece ayni sey.. yine yine yine içiyorum..
laetitia'yla tesekkürlestik bugün. birbirimizi seviyomusuz gibi yapmaya bayiliyoruz, fark su; ben gerçekten seviyorum, o; iyi bi insan olmaya çabaliyo, hayattaki misyonu bu onun da.. depresyonumu yenmek için sarfettigim çabayi görmüs kutladi beni saolsun! evet, cidden bi çaba sarfettim ama kendim için deildi, insanlara açiklama yapmaktan yoruldugum içindi, yani yine kendim içindi aslinda..
çig börek yaptim geçenlerde, bayildilar:) bi de burda dilay pilavi olayi agizdan agiza yayildi ve bi fenomen haline geldi nerdeyse(burda fenomen denmez biliyorum, baska kelime bulamiyorum, kusuruma bakmayin artik), büyük misafirler agirlancagi gün benden pilav yapmami rica ediyolar(ki ben pilav konusunda hakkaten pek basarili da deilimdir), ögrettim hatuna yapti bi iki sefer ama benimkisi gibi olmamismis, hakkaten de olmamisti ben de anlamadim:) bi de ben sevmem pilavi, habire habire istiyolar habire habire pilav yiyoruz:) benimse aklim sürekli ördek de.. jerome gelse de bi ördek yesek, balli hem de!
çok sikildim çok ben..
sarhosluktan deil bunlar..
kafamdan milyonlarca sey geçiyo, delircem artik, hep erteliyorum uzun uzun yazarim sonra diye..
milo agladi biraz önce, kurtlardan korkuyo bi süredir, yasiymis, normalmis, kulagina sarki söyledim.. sonra kovdu beni yanindan korkusu geçince.. yasidir, normaldir.. bana, sosyallesmemis insanin aslinda dogasinda ne kadar da nankör, bencil ve igrenç oldugunu ispatlamasi ise benim suçumdur, 3 yasindaki milo'nun deil..
Eiffel kulesi manzarali bi evim olsa hiçbi sey böyle olmazdi aslinda diyorum, yani hayatim bu kadar boktan olmazdi.. hava çok soguk, çok üsüyorum, ayaklarim günlerdir isinmadi(bu ay çekicegim regl agrisini düsündürüyo bana ister istemez), bugün eldivenlerimi kendisininkileri okulda kaybettigi için Milo'ya verdim okul dönüsü ellerim mosmor, ama yine de beni iteleyip duruyo iste..
geceleri bahçede sigara içtigim için(yani hep bahçede içiyorum ama en çok geceleri içtigim için sigarayi ve de günün en soguk vakitleri oldugu için) sabahlari cigerlerimi hissederek uyaniyorum, evet ordalar ve aciyolar ve zor nefes aliyorum, öksürürken çikacak gibi oluyolar, yok diyorum bu gece erken yatçam, yok iste ne sigara ne içki.. her gece ayni sey.. yine yine yine içiyorum..
laetitia'yla tesekkürlestik bugün. birbirimizi seviyomusuz gibi yapmaya bayiliyoruz, fark su; ben gerçekten seviyorum, o; iyi bi insan olmaya çabaliyo, hayattaki misyonu bu onun da.. depresyonumu yenmek için sarfettigim çabayi görmüs kutladi beni saolsun! evet, cidden bi çaba sarfettim ama kendim için deildi, insanlara açiklama yapmaktan yoruldugum içindi, yani yine kendim içindi aslinda..
çig börek yaptim geçenlerde, bayildilar:) bi de burda dilay pilavi olayi agizdan agiza yayildi ve bi fenomen haline geldi nerdeyse(burda fenomen denmez biliyorum, baska kelime bulamiyorum, kusuruma bakmayin artik), büyük misafirler agirlancagi gün benden pilav yapmami rica ediyolar(ki ben pilav konusunda hakkaten pek basarili da deilimdir), ögrettim hatuna yapti bi iki sefer ama benimkisi gibi olmamismis, hakkaten de olmamisti ben de anlamadim:) bi de ben sevmem pilavi, habire habire istiyolar habire habire pilav yiyoruz:) benimse aklim sürekli ördek de.. jerome gelse de bi ördek yesek, balli hem de!
çok sikildim çok ben..
sarhosluktan deil bunlar..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
