Sırf içmek için, bari hadi bloga yazı giriyim dedim, yani blog bahane şarap şahane:) Aslında yazcaklarım da yok deil ama çok yorgunum, saat gece 2 ve bacaklarımı sivrisinekler yiyo.
Hemen konuya girelim; Anne Brochet nooldu? Valla hiç ilginç bişey olmadı, kadın gayet arayıp randevuyu iptal etti , eski bakıcısıyla ortak bi nokta bulmuşlar sonunda, ne hoş, öyle dedi yani. Ben pek üzülemedim aslında, isterdim kendimi yerden yere vurmayı başıma bu da mı gelcekti diye ama bi önceki yazıyı girdiğim günü izleyen günlerde bu konuyla ilgili pek sevimli gelişmeler olmadı demekle yetinicem. Başka bi fırsat daha çıktı karşıma (yetinemedim yine de bi kısmını yazıyorum) ve beynimi yedim günlerce hangisini seçmek lazım diye. Ve burdan bi hayat dersi çıkarttı dilay: "kafanı öööle olur olmadık şeylerle sikme, bi dur, bi bekle, zamanla herşey kendiliğinden çözülüyo aslında" dersin adı.
Öteki teklife gelince; evet, bugün itibariyle teklifi kabul etmiş bulunuyorum, Paris'in yine güzel mi güsel köşelerinden birinde (bu sefer 7. arondisman) yeni evim. odam. (bu arada olaya bak dilay çeşitli dadılık teklifleri alıyo ve aralarında seçim yapmak zorunda kalıyo, Paris'in aranan dadısı dilay, gazetelere de çıkcam yakında, Paris'te bi Türk Kızı diye:)
Çalışma saatlerim: hafta içi hergün (çarşamba hariç) 16:30-18:00/18:30
çarşamba ve haftasonları boş (toplam haftada 8 saat)
okul tatilleri boş (ki burda 2 ayda bi 15 gün falan tatilleri var bu veletlerin)
Çalışma Koşullarım: 2 canavarı (biri 2,5 diğeri 4 yaşında iki oğlan çocuğu) okuldan alıp, hava güzelse parkta, kötüyse evdeki oyun odasında eğlemek, daha da
açık ve seçik olarak işim sadece bu iki veletle oynamak, ne banyo, ne ödev ne yemek hiçbişey yok. Noolcakki canım onları yapsan demeyin, bi veledi banyoya sokmak için günde 300kcal falan kaybedebilir insan
evladı ve ağlayabilir bile.. neyse yaşayan bilir bunu da..
Çalışma karşılığım: Bi oda( bu arada normalde Paris'te 10 metrekarelik bi odanın kirası 400 euro ve eğer çalışma karşılığı odayı alıyosan normali haftada 12 saat), bi binanın 7. katında. Burda "chambre de bonne"diye bi kavram var. Bu klasik Paris binaları yapılırken yüzyıl önce hemen hemen tüm binaların son katına bu 10 metrekarelik odalar yapılmış. Açılımı; hizmetçi odası:) ya da daha kibarca servis odası deniliyo ama göt kadar bi oda işte. Ama bu arada "ayy iğrenç hizmetçi odası" diye bi olay da yok, adı böyle bu odaların işte, deyimleşmiş burda kocakarı ilacı vb.. Neyse işte benim de bi hizmetçi odam olcak, 10 metrekare, içinde duşu ve mutfakımsısı var(ocak, evye, buzdolabı). Tuvalet koridorda ve yaklaşık 20 oda var katta= tuvalate mümkün mertebe girilmeyecek. Ama benim olcak. Herşey yepyeni olcak, ilkkez ben oturcam, duvarlardan biri turuncu olcak, bi masam, bi yatağım ve etajerlerim bile olcak, perde alcam kendime pencere ne kadar minimal olsa da, çöp kutusu, renkli tabaklar, şarap kadehleri ve hatta mumlar alcam. Duvarlara fotoğraflarımı ascam yine. Ayakkabılarımla girmicem, haftada iki kez düzenli temizlik yapçam. Yeni nevresimler bile alcam morlu pembeli.. ve sabahları çocuk çığlıklarıyla uyanmıcam.. anahtarım olcak.. dolabımda koliyle aldığım biralarım, soğuk suyum, rejim yapmak istediğimde gereken meyvelerim olcak, bi köşede şarap şişelerim (özellikle rozeyi dolaba koymak lazım), trden getirceğim biber salçam bile olcak. Musakka falan yapçam kendime ya da tarhana çorbası sabahın köründe (burda çorba sadece akşam yemeklerinde içiliyo, bırak sabahı öğlen bile çorba içsen deliymişsin gibi bakıyolar sana, peyniri sabah yediğinde verdikleri tepkiyi ise anlatmaya cesaretim yok)..
Neyse işte bana bi de para vercek bu garip insanlar. Yok dedim ben para istemem, normalde oda karşılığı 12 saat, hem 8 saat yapçam bi de yok dedim daha neler para falan.. Yok dediler, ee para vermezsek naapçaksın? Çalışcam dedim. İyi de hem okula gitcen, bi yandan bizim çocuklara bakçan, diğer yandan nası çalışcan ölürsün dediler. Evet dedim zor olcak ama yaparım ben. Yok dediler, adil deil, sen çalışma biz sana para verelim, ne kadara ihtiyacın var. Çüşşşş diyemedim ama daha neler dedim, ben para istemiyorum bana ne kadar diye soruyosunuz falan da derken neyse amma uzattım ha ben baydım, bunlar bana haftada 100euro da para vercekler.
ANLAMAYANLARA: Ben şu an burda 30 saat çalışıyorum(+2 akşam babysitting) ve bebelerle oynamaya bile vaktim kalmıyo banyodur, yemektir, ödevdir, çamaşırdır derken. Haftada 70 euro para veriyolar. 3 çocuk. Haftasonum asla boş deil kesin babysitim var, cuma cumartesi hatta. Odam evin içinde, banyom bile yok kendime ait. Tuvaletler ise umumi tuvaletten beter durumda evde 3 dangalak erkek olduğu için.
SONUÇ: Ben hakkaten nerdeyse mucizevi bişi buldum. Yani onlar beni buldu. Zenginler. Çalışırsam başka bi yerde, çocuklarıyla yeterince ilgilenemeyeceğimi düşüncek kadar seviyolar bebelerini ve banyolarını bile yaptırmamı istemicek kadar, kadın şey dedi çünkü; zaten çocuklarımı fazla görmüyorum, eve geldiğimde onları tertemiz pijamalar içinde görmek istemem, ben onlara dokunmayı, onlarla ilgilenmeyi seviyorum... şu an bizdeki durum; saat 6 hoooop ne anne ne baba herkes kayboluyo.. çünkü saat 6 banyo 7 yemek 8 yatak saati, 8buçukta geliyolar sakin sakin. Nefret ettim ben bu tiplerden. Hatta çok kötü kavga da ettim cuma günü.. dedim ki hiç diyemeyeceğimi düşünerek: dünya senin etrafında dönmüyo, kendine gel. Kendine geldi. Özür diledi.
Haa bu arada şeyi unutttum; evden çıkınca, 45 saniye yürüyosun süper şık bi caddede, karşına Seine nehri çıkıyo ve kafanı azcık sola çeviviriyosun ve Eiffel kulesi kocaman karşında, ancak ayaklarını görüyosun kafanı kaldırmazsan. Şey yazmıştım ben günlüğüme 3-5 ay önce (evet hala ayda bi kere yazsam da günlük tutuyorum ben:) "eğer eiffel kulesi manzaralı bi evim olsaydı sanırım bu kadar mutsuz olmazdım".. manzaram eiffel deil ama 45saniye yeterli onu görmem için ve bana pariste olduğuma dair bişi hatırlatması ve yaşadığımı hissetmem için..
Bu arada bi filme gittim bugüm (burda sinema bayramı şu sıra); PARİS JE T'AİME diye. Bissürü kısa filmden oluşuyodu. Çok iyi deildi bikaçı dışında. Ama son episodda bi kadın vardı, neden parisi sevdiğini anlıyodu ve ağlıyodu.. Paris ona çok acıklı ve çok mutlu geliyodu.. kısacası hatun yaşadığını hissediyodu.. çok mutsuz ama çok mutlu.. o son kısa metrajı ben yapmak isterdim.. aynı o kadın gibi, nerdeyse aynı bankta oturup, aynı göz sulanmalarına maruz kaldım.. yaşadığımı hissettiğim için en çok..
Paris güsel.. ve evet, bu şehir sana yaşadığını hissettiriyo...
Hemen konuya girelim; Anne Brochet nooldu? Valla hiç ilginç bişey olmadı, kadın gayet arayıp randevuyu iptal etti , eski bakıcısıyla ortak bi nokta bulmuşlar sonunda, ne hoş, öyle dedi yani. Ben pek üzülemedim aslında, isterdim kendimi yerden yere vurmayı başıma bu da mı gelcekti diye ama bi önceki yazıyı girdiğim günü izleyen günlerde bu konuyla ilgili pek sevimli gelişmeler olmadı demekle yetinicem. Başka bi fırsat daha çıktı karşıma (yetinemedim yine de bi kısmını yazıyorum) ve beynimi yedim günlerce hangisini seçmek lazım diye. Ve burdan bi hayat dersi çıkarttı dilay: "kafanı öööle olur olmadık şeylerle sikme, bi dur, bi bekle, zamanla herşey kendiliğinden çözülüyo aslında" dersin adı.
Öteki teklife gelince; evet, bugün itibariyle teklifi kabul etmiş bulunuyorum, Paris'in yine güzel mi güsel köşelerinden birinde (bu sefer 7. arondisman) yeni evim. odam. (bu arada olaya bak dilay çeşitli dadılık teklifleri alıyo ve aralarında seçim yapmak zorunda kalıyo, Paris'in aranan dadısı dilay, gazetelere de çıkcam yakında, Paris'te bi Türk Kızı diye:)
Çalışma saatlerim: hafta içi hergün (çarşamba hariç) 16:30-18:00/18:30
çarşamba ve haftasonları boş (toplam haftada 8 saat)
okul tatilleri boş (ki burda 2 ayda bi 15 gün falan tatilleri var bu veletlerin)
Çalışma Koşullarım: 2 canavarı (biri 2,5 diğeri 4 yaşında iki oğlan çocuğu) okuldan alıp, hava güzelse parkta, kötüyse evdeki oyun odasında eğlemek, daha da
açık ve seçik olarak işim sadece bu iki veletle oynamak, ne banyo, ne ödev ne yemek hiçbişey yok. Noolcakki canım onları yapsan demeyin, bi veledi banyoya sokmak için günde 300kcal falan kaybedebilir insan
evladı ve ağlayabilir bile.. neyse yaşayan bilir bunu da..
Çalışma karşılığım: Bi oda( bu arada normalde Paris'te 10 metrekarelik bi odanın kirası 400 euro ve eğer çalışma karşılığı odayı alıyosan normali haftada 12 saat), bi binanın 7. katında. Burda "chambre de bonne"diye bi kavram var. Bu klasik Paris binaları yapılırken yüzyıl önce hemen hemen tüm binaların son katına bu 10 metrekarelik odalar yapılmış. Açılımı; hizmetçi odası:) ya da daha kibarca servis odası deniliyo ama göt kadar bi oda işte. Ama bu arada "ayy iğrenç hizmetçi odası" diye bi olay da yok, adı böyle bu odaların işte, deyimleşmiş burda kocakarı ilacı vb.. Neyse işte benim de bi hizmetçi odam olcak, 10 metrekare, içinde duşu ve mutfakımsısı var(ocak, evye, buzdolabı). Tuvalet koridorda ve yaklaşık 20 oda var katta= tuvalate mümkün mertebe girilmeyecek. Ama benim olcak. Herşey yepyeni olcak, ilkkez ben oturcam, duvarlardan biri turuncu olcak, bi masam, bi yatağım ve etajerlerim bile olcak, perde alcam kendime pencere ne kadar minimal olsa da, çöp kutusu, renkli tabaklar, şarap kadehleri ve hatta mumlar alcam. Duvarlara fotoğraflarımı ascam yine. Ayakkabılarımla girmicem, haftada iki kez düzenli temizlik yapçam. Yeni nevresimler bile alcam morlu pembeli.. ve sabahları çocuk çığlıklarıyla uyanmıcam.. anahtarım olcak.. dolabımda koliyle aldığım biralarım, soğuk suyum, rejim yapmak istediğimde gereken meyvelerim olcak, bi köşede şarap şişelerim (özellikle rozeyi dolaba koymak lazım), trden getirceğim biber salçam bile olcak. Musakka falan yapçam kendime ya da tarhana çorbası sabahın köründe (burda çorba sadece akşam yemeklerinde içiliyo, bırak sabahı öğlen bile çorba içsen deliymişsin gibi bakıyolar sana, peyniri sabah yediğinde verdikleri tepkiyi ise anlatmaya cesaretim yok)..
Neyse işte bana bi de para vercek bu garip insanlar. Yok dedim ben para istemem, normalde oda karşılığı 12 saat, hem 8 saat yapçam bi de yok dedim daha neler para falan.. Yok dediler, ee para vermezsek naapçaksın? Çalışcam dedim. İyi de hem okula gitcen, bi yandan bizim çocuklara bakçan, diğer yandan nası çalışcan ölürsün dediler. Evet dedim zor olcak ama yaparım ben. Yok dediler, adil deil, sen çalışma biz sana para verelim, ne kadara ihtiyacın var. Çüşşşş diyemedim ama daha neler dedim, ben para istemiyorum bana ne kadar diye soruyosunuz falan da derken neyse amma uzattım ha ben baydım, bunlar bana haftada 100euro da para vercekler.
ANLAMAYANLARA: Ben şu an burda 30 saat çalışıyorum(+2 akşam babysitting) ve bebelerle oynamaya bile vaktim kalmıyo banyodur, yemektir, ödevdir, çamaşırdır derken. Haftada 70 euro para veriyolar. 3 çocuk. Haftasonum asla boş deil kesin babysitim var, cuma cumartesi hatta. Odam evin içinde, banyom bile yok kendime ait. Tuvaletler ise umumi tuvaletten beter durumda evde 3 dangalak erkek olduğu için.
SONUÇ: Ben hakkaten nerdeyse mucizevi bişi buldum. Yani onlar beni buldu. Zenginler. Çalışırsam başka bi yerde, çocuklarıyla yeterince ilgilenemeyeceğimi düşüncek kadar seviyolar bebelerini ve banyolarını bile yaptırmamı istemicek kadar, kadın şey dedi çünkü; zaten çocuklarımı fazla görmüyorum, eve geldiğimde onları tertemiz pijamalar içinde görmek istemem, ben onlara dokunmayı, onlarla ilgilenmeyi seviyorum... şu an bizdeki durum; saat 6 hoooop ne anne ne baba herkes kayboluyo.. çünkü saat 6 banyo 7 yemek 8 yatak saati, 8buçukta geliyolar sakin sakin. Nefret ettim ben bu tiplerden. Hatta çok kötü kavga da ettim cuma günü.. dedim ki hiç diyemeyeceğimi düşünerek: dünya senin etrafında dönmüyo, kendine gel. Kendine geldi. Özür diledi.
Haa bu arada şeyi unutttum; evden çıkınca, 45 saniye yürüyosun süper şık bi caddede, karşına Seine nehri çıkıyo ve kafanı azcık sola çeviviriyosun ve Eiffel kulesi kocaman karşında, ancak ayaklarını görüyosun kafanı kaldırmazsan. Şey yazmıştım ben günlüğüme 3-5 ay önce (evet hala ayda bi kere yazsam da günlük tutuyorum ben:) "eğer eiffel kulesi manzaralı bi evim olsaydı sanırım bu kadar mutsuz olmazdım".. manzaram eiffel deil ama 45saniye yeterli onu görmem için ve bana pariste olduğuma dair bişi hatırlatması ve yaşadığımı hissetmem için..
Bu arada bi filme gittim bugüm (burda sinema bayramı şu sıra); PARİS JE T'AİME diye. Bissürü kısa filmden oluşuyodu. Çok iyi deildi bikaçı dışında. Ama son episodda bi kadın vardı, neden parisi sevdiğini anlıyodu ve ağlıyodu.. Paris ona çok acıklı ve çok mutlu geliyodu.. kısacası hatun yaşadığını hissediyodu.. çok mutsuz ama çok mutlu.. o son kısa metrajı ben yapmak isterdim.. aynı o kadın gibi, nerdeyse aynı bankta oturup, aynı göz sulanmalarına maruz kaldım.. yaşadığımı hissettiğim için en çok..
Paris güsel.. ve evet, bu şehir sana yaşadığını hissettiriyo...




