İnsan, yalnızlıktan deliriyo sanırım. Bahsettiğim yalnızlık, hiç arkadaşının olmaması, kimsenin olmaması ya da herhangi bi yerde yalnız kalmak falan değil. Kalabalıkların içinde yalnız olmak mavrasını da okımicam. Bildiğin yalnızlık işte. 4 duvar ve kişi. Yok öyle televizyon, müzik, bilgisayar falan. Bi odanın içinde.. insan..
Dün yalnızdım da odamda ordan çıktı bu (yazı iğrenç olmaya doğru gidiyo hadi bakalım). Telefonumdaki fotoğraflara baktım, kendi çektiğim kendi fotoğraflarıma. Lan ne deliymişim diye düşündüm. Laetitia'larda kalırken, belli bi saatten ve belli bi sarhoşluk seviyesinden sonra, odama çıkıp, yatakta abuk sabuk fotoğraflar çekmişim. Uyurken falan.. ve nerdeyse başarmışım da, valla fotoda resmen uyuyorum:) Sonra yüzümde maske, acaip gözlükler falan.. salak telefonum aktarabilseydi bilgisayara yayınlardım bikaçını, cidden komikler. Neyse işte böyle düşünürken, tekrar fotoğraflarımı, ellerimi, ayaklarımı çekerken buldum kendimi. O zaman dedim heralde insan uzunca bi süre buna maruz kalsa delirir diye. Yok acıklı falan bi durum da yok ortada. Yani garip bi his aslında. Saatlerce bi duvara bakarak oturabilmek için bi şey lazım sanki. Odaya ilk taşındığımda on dakikadan fazla kalırsam delircek gibi oluyodum, şimdi iki gecedir iki gündür odadayım. Ve düşününce gündüzleri bi şekil oyalandım falan ama akşamları, hiçbişey yapmadım. Oturdum. Dün gece 4e kadar ööle oturdum. Bişi falan okumadım, film milm de izlemedim. Sıkılmadım da. Haa bi de kafamda sürekli Ümit Besen çalıyodu (alışmak sevmekteeen daha zooor geliyor dıdıdın..) o da beni çok kıllandırdı:) O şarkıyı en son nerde, niye dinlediğimi bile hatırlamıyorum, muhtemelen bi türk filminde falan duymuşumdur. Haa bak sonra ben yalnız kalınca, benim kafamın içinde birileri de konuşmaya başlıyo, televizyonu açık unutmuşum gibi ama. Anlamsız, günlük konuşmalar. O yüzden canım sıkılmıyodur belki de:)
Yaa işte tehlikeli gibi geldi sanki bu. Alışmamak lazım sanki. Düşündüm valla, böyle delirmek mi daha iyi, bebek ve pilav yapmak mı ömrümün geri kalanında.
İşte bu yazı da bööyle, saçmasapan bişi oldu. Canım sıkılıyo, kafamdakiler gündüz pek konuşmuyolar:)
Hımm... bi de güzel bişey: dün eve dönerken feci yağmur bastırdı.Ve ben o sırada Alma köprüsünün üstündeydim. Hava karardığından Eiffel'in ışıkları yanmıştı. Ve o yağmurda, o ışıklı haliyle, altında Seine ve nehrin üzerinde bir iki gemi, onların ışıkları, havanın pembeliği, yağmurun kulenin zaten yanıp sönen ışıklarını biraz daha kesik kesik ve flu hale getirmesi, ışıktan ötürü yağmurun bembeyaz görünmesi ama yine de kar etkisi yaratmaması.. büyülendim. kalakaldım yağmurun altında "aaa ne güzeeel" diye. Ayağımda da sandaletler vardı, altımda bi etek. Çok ıslandım:)