21 Temmuz, 2006

KENDİ KENDİME..

Hava çok sıcak burda nefes alınmıyo. Tvde hala Zidane tartışılıyo, Jacques Chirac Zidane'a konuşma yaptı ve dedi ki "biliyoruz Zizou sen de gönül adamısın, seviyoruz seni, tüm Fransa halkı arkanda" valla da billa da dedi.
Paris Plaj dün açıldı. Gidip görcem bi ara.

Asıl olay şu; ben ruh hastasıyım arkadaşlar, tamam zaten biliyodunuz ama insan bu kadar da kendi kendine olup bitmez. Bakın şimdi ben naaptım?
Hafta başından beri Yoann'la kalıyorum. Gündüzleri evde oturup bekleyip bunalıma girmiyim diye çıkmaya çalışıyorum, ama akşam ondan önce eve gelip, bulaşıkları yıkayıp, yemek hazırlayıp (özellikle en zahmetlilerini seçip), duşumu alıp üzerime hafif bişiler:) geçirdikten sonra bunları yaparken hiç yorulmamışım gibi bi bira açıp, suratıma bi gülümseme yapıştırıp sevdiceğimi karşılıyorum. Ama çok stresliyim. Hep korktuğum şeyin başıma geldiğini hissediyorum içten içe. "Hayır anne ben asla senin gibi olmıcam" haykırışlarımın hafiften kıçıma kaçtığını hissediyorum. Ruhumda hizmetçilik var çünkü ve deli gibi engel olmaya çalışıyorum kendime, temizlik falan yapmıyım diye. Ama izin verse, adamın ayaklarını falan yıkıcam yani işten gelince öyle de bi pisliğim..

...derken, dün kendimi tutamayıp, o koca evi baştan aşağı bi güssel temizledim götümden ter aka aka (bu arada bi de aramız bozuk hafiften), kalktım bütün gömleklerini ütüledim, şahane yemekler falan yaptım bunu bekliyorum.. 9da gelmesi gerekiyodu, 9u beş geçe ağlamaya başladım ben saçımı süpürge ettim, it bi de geç kalıyo diye (oysa herşey kafamda planlıydı, zaten geç kalmasa planlarım suya düşcekti).. 9buçukta evdeydi, ben yatakta, elimde viski, gözler şiş.. veee.. startı verdim kavgaya:) Yok sen zaten istemiyosun beni'den ben bütün gün seni bekliyorum, sen yalnız yaşamaya alışkınsın, eve gelince beni görmekten rahatsız oluyosun, ben döncem ülkeme bıktım hepinizden'e kadar..
adam donakaldı. Hayır mutluyum ben böyle sadece alışkın deilim ve biraz garipsiyorum dedi. Hıh işte buldum aradığımı, garipsiyosun haaa vıdı vııdı vıdı.... evet annem olmuştum... ama herşeyi kendim yaptım.. bi de üstüne hayvan gibi sarhoş oldum.. gece nası bitti bilmiyorum ama sabah yataktaydık ve ben o yatağa yalnız başıma ve kendi ayaklarımla gitmemiştim:)
ve lanet olsun ki sabah süper anlayışlıydı ve tatlıydı, sıkı sıkı sarılıp öptü çıkmadan, hatta biraz geç gitti işe..
nası engel olucam bilmiyorum ben bu ruh hastası kadına.. ben "o"kadınlardan olmak istemedikçe beteri oluyorum..

17 Temmuz, 2006

YAZIN NERDESİN ŞEKERİM?

-N'apıyosun bu yaz?
- Paris'teyim.
-Hadi ya (tüh manasında)!

Bu diyalog, Türkiye'de geçse çok fiyakalı olabilirdi.
-N'apıyosun yazın?
-Paris'teyim şekerim.
-ohaaa harika!
gibi..

Kalakaldım buralarda.. Gerçi babam gelmemi teklif etti Türkiye'ye.. ama.. bissürü ama var işte blog dürüstlüğümle bile açıklayamayacağım.. yoruldum bu git-gellerden ve aidiyetsizlik duygumdan diyerek sıyrılıveriyim bu paragraftan...

Haa belki bikaç günlük bi tatil planım var içimi kasım kasım kasan. Yoann beni ailesinin yanına tatile davet etti dört günlüğüne. Güneyde bi evleri var, havuzlu mavuzlu. Bense çok korktum bu teklif karşısında, tüm Türk'lüğüm yeşeriverdi. Nassı yaniiii, annen, baban, sen ve ben?? Naapçam ben orda ya ne gerek var ki?.. bi de bu tek çocuk, şey falan geliyo gözümün önüne; annesinin hamamda kız bakar gibi bana bakması havuza girerken.. yemekte garip kabuklu bi deniz hayvanı ya da spagetti.. bana sorduklarını anlamayıp başka bişeye cevap vermem abuk bi prononsiyasyonla .. gülünmicek bi yerde gülmem.. ee gelecekte ne planlıyosun (diyemem kigözüm Cannes altın palmiyede diye) ya da şimdi ne yapıyosun hayatta soruları( çocuk bakıyorummmmm bööhüü, evet siz koskoca mühendis yapın oğlunuzu, bense..)... müslüman mısın.. domuz eti yiyo musun.. oğlumuzu da yicen mi.. ee noolcak bu göbeğin hali.. annen baban naapar... birlikte mi yatcaksınız ayrı bi oda açalım mı..
Tamam bunlar fransız olabilir ama ben de türküm işte ve şimdiden deli gibi gerildim adama cevap veremedim, bilet alcak beni bekliyo.. Naapsam ey ahali? Bi de şu var ki bilmediğiniz, biz aslında tanıştık ailesiyle. Şöyle ki; bu dangoz, ilk tanıştığımız gece beni eve götürdü ve ailesi ondaydı o haftasonu. Sabah 6'da evdeydik ve babası ayaktaydı, beni görmedi, daha doğrusu ben kaçtım. Ertesi gün odadan çıkamadım belki alışverişe falan çıkarlar da kaçarım diye ama çıkmadılar.. ve biz akşam 6ya kadar odada kaldık.. ve sonra mecburen çıktık odadan.. saç baş darmadağın, göz altları simsiyah.. tanıştık sike sike.. annesi, elmalı tart yaptım yer misiniz diye sordu, yok dedim ben geç kaldım (pazar günü saat 6'da nereye geç kalıyosam:?), hatta bunu yoann aracılığıyla dedim kendisine cevap bile vermeden öküz gibi...
Hadi bakalım, bak hiç bişi sormadım bugüne kadar, biraz cesarete ihtiyacım var, ya da "amaan be kızım ne işin var siktir et"e..

Bi de hazır Türk'lük demişken; biz haftasonu bi Türk restoranına gittik. Ben her zamanki gibi fransız takılmayı tercih ettim başta, siparişler fransızca verildi. Rakılar içildi falan derken bizim yemekler bi saat dolup da gelmeyince ve restoran sahibi bana pişmiş kelle gibi bakıp bakıp sırıttıkça benim teller attı, bıraktım fransızlığı falan. Adama gidip bi saydırdım bi saydırdım türkçe, benimki dumur halinde bakakaldı. Sonra da kralı olduk oranın haliyle.. ikramlar vs.. naaptın ne dedin dedi. Onların anladığı dilde konuştum dedim (hem mecaz hem de gerçek anlamda yaptığım buydu gerçekten:) Neyse işte kıloldum pek çok.. ama enişte iyi rakı içiyo şaka maka, hiç ağız yüz buruşturmadan 3 dubleyi götürdü valla şerefsiz:)

Bu arada ben pek buralarda olamıcam sanırım bisüre, benim iş bitti. Evdekiler tatile çıkıyo ve bu evde tek başına kalmak az bişi korkunç olduğu için ben de yoanna takılcam bisüre, zaten temmuz sonu taşınıyo, daha rahat olcam sonuçta ev Paris merkezde olduğu için. Paris plaja takılırım belki az bişi;)

Paris Plaj: Burda her sene Seine kıyısına plaj kuruluyomuş yazın. Kum falan atıyolar, bildiğin şezlonglar, duşlar, konserler, animasyonlar falan (tanrııımm bikinili kızlaarr).. 3 hafta sürüyomuş, sanırım başladı bile, bi gidip görcem yakında neymiş ne deilmiş.

Ayy bi de (nassı uzattım), ben kötü bi haftasonu geçirdim sayılır ve 3 tane yeni kısa film projesi oluşturdum 2 günde. Bana tatsızlık yarıyo belli ki..

12 Temmuz, 2006

AMANIN ZİDANE, ZİNEDİNE ZİDANE

Evet bitti. Sonunda bitti. Fransa yenildi.

Fransa'nın Zidane gerçeği ise devam ediyo. Fransa yıkılıyo. Zidane'ın fransızlar için değerini anlatmak için şunu diyebilirim ki: önümüzdeki seçimlerde cumhurbaşkanlığına adaylığını koysa büyük çoğunlukla alır. Bunu ben deil Yoann dedi üstelik yani sevgilim statüsünden çıkarırsak kendisini o bi fransız.

Zidane delirdi en sonunda koydu kafayı ve beni pek bi eğlendirdiyse de bu olay fransız halkı için bi yıkım oldu. Tvye psikologlar çıktı o anki psikolojisini değerlendirmek üzere, günlerdir bundan konuşuluyo o kadar komik ki.. ve adam günlerdir ortada yok.. derken bugün basın açıklaması yaptı. Anasına bacısına küfür etmiş it italyan:) bu da koymuş kafayı:)) hiç gülceğim yoktu:)))
Bu arada güzel bi yazı olabilirdi ama olmadı, komikçi deilim bugün, neyse artık bi dahaki sefere..

06 Temmuz, 2006

TURUNCU BALIK ANISINA COUPE DU MONDE

Coupe : kupa, monde :dünya, du :sı.
Fransa finale çıktı. Aslında öncelikle Fransa yarı finale yükseldi demeliyim nitekim bu bile burdaki insanları delirtmeye yetti. Ve şimdi final.. şimdiden bikaç ölü, yaralı.. Ben futbol manyaklığının bizim gibi « gelişmekte olan » ülkelere özgü zannederek eşşşeklik etmişim efendim, deli her yerde aynı deli işte..

Eşşşek konusuna gelince, hani « eşek »mi « eşşek »mi tartışmaları vardı biz taa ilkokuldayken. Nası sonuçlandı bilemicem ama o ne eşşek ne eşek, eşşşek 3 ş ile yazılır ve okunur eğer gerçekten eşşşekten bahsediyosak.

Bi de balık var, turuncu balık. Evde kimsenin sevmediği, beslemediği, ve son günlerini akvaryumunda döne döne delirerek geçiren, ölüsünü bile uzun bi süre farketmediğimiz için parçalara ayrılan (gözleri çıkan) turuncu balık öldü. Kimse üzülmedi. Bir an köpeğe mi versek diye düşünsek de sonra tuvalete attık, çok pis kokuyodu. Sonra herkesten tek tek aynı yorum : aa ne güsel yer boşaldı burda, şunu bunu koyalım.
Bu yazıyı ona ithaf etmemin vicdan azabıma belki iyi gelceğini düşündüm.


Cüzdanımı kaybettim ben bu dünya kupası maçlarından birini izlerken. İçinde nüfus cüzdanım, ehliyetim, sağlık kartım, banka kartım, öğrenci kimliğim, avea sim kartım ve bi ton fotoğraf ve on yıldır atamadığım, anılıktan çıkmış saçmasapan otobüs biletleri, küçük yazılar falan vardı.. Bi an şey oldum Türkiye’ye ait herşeyimi kaybettim, ne anlama geliyo lan bu diye düşünürken bi mektup aldım. Burda bi kurum var « bulunan nesneler »diye, ordandı mektup, biri bulup oraya bırakmış, bunlar da üşenmeyip bana mektup atmışlar gel al cüzdanını diye. Yine de Fransa’da işler iyi yürüyo lan dedim, geri kalan kısmını, neden o saçmalıkların o cüzdanla bana geri döndüğünü ise sorgulamadım. Hepsini attım kartlar ve gerekli fotolar dışında (taa ilkokul arkadaşlarımın falan fotoları vardı).. Burda da eşşşekle ilgili bi atasözü var ama hatırlayamadım.

Haa bi de bunlar maç sırasında sadece « allez les bleus »diye bağırıyolar, yani « haydi maviler », maviler de bizim aslanlar ya da dev adamlar falan gibi bişey oluyo. Bizim maçlardaki tezahüratları düşününce (kubicim okursan blogu, yazıver bi iki tane hafif olanından) fransızların yaratıcılıklarındaki eksiklik hemen göze çarpıyo. Ama sapkınlık aynı boyutta.. Bu, birbirine dokunmaktan ve duygularını göstermekten aciz erkek türü (ibne miyiz lan), maçlar esnasında kucaklaşıyo, öpüşüyo, ağlıyo falan.. valla garipsiyorum ben sizi bilemicem.

Bi de yıllardır kaybettiğim şiir ilhamım geri geldi sonunda bugün otobüste ve bi şiir yazdım, daha fazla heyecanlandırmadan yazıyorum. Ciddiyim.

PARİS
Ben Paris’te yaşıyorum,
Ohh ne güzel memelerimi açıyorum
Bir de üstüne çocuk bakıyorum
Huh bana tuhf bana

Otobüste giderken
Bir çok anıt, abide görüyorum
Metroya lanet ediyorum
Louvre’un önünden geçerken
Çok ama çok üzülüyorum.

Ben yine çooook ama çook sıkılıyorum
Haydi bakalım şimdi sizde yorum ?

Şiirime laf edecek olan, yorumunu giremeden önce kendi kendini patlatsın lütfen.