24 Mart, 2006

OLDUM BEN..

Oldum işte. Tam oldum.

Belirtiler:
1. yatağa yapış
2. mide bulantısı
3. ayy ne güzel horluyo (horlamak ve ben.. ben horlarım o ayrı)
4. yok ya o kadar da şey deil aslında..
5. telefonu kalbinin üstüne koyup beklemece
6. yaa naapçam ben ühüüü ühhü
7. yok hemen burda bitsin bu yok yok bana göre deil (kork)
8. onlar var ya hepsi kaltaktı boşver düşünme (kıskan)
9. yok canım boşandıktan sonra çocuk bende kalır (hayalleer..)

acı kendine acı dilay. regl olcam. aşık oldum. tekrar antidepresanlara başladım ki ilk iki hafta feci depreştiriyolar. yataktan çıkamıyorum. salak gibiyim. yiyemiyorum. içiyorum ama:) on günlük birikmiş bulaşık yıkamak istiyorum. "evet evet bi tek sen, en çok sen" diyen yalanlarımı ben bile yutmuyorum. bi telaşa kapıldım, hayır ya hayır dilay diyorum. bi tek kendime hayır diyorum o da bi sike yaramıyo zaten. şimdi buraya bunları yazdığım için acaba pişman olcam mı diye düşünüyorum. niye yazıyorum. kime yazıyorum. amacım ne. kendi kendime olup bitiyorum. karşımdaki beni hayretle ve sevecenlikle ama heyecansız izliyo. ben aslında kimseyi sevmiyorum. kendi kendime oyunlar buluyorum. oyunlara uyduruk kahramanlar bulabilirsem ne ala.. çünkü çok sıkılıyorum. hep çok sıkıldım.. arasam mı acaba ölmüş müdür ki. bugün cuma; çok içmiştir, kılım zaten alkollü araba kullanmasına, içmesine de kılım zaten. niye bu kadar içer ki bi insan(!) bu çelişkilerle kendime yeni dertler yaratıyorum. insan aşık olunca neden mutsuz olur ki. ben niye hasta oluyorum aşık olunca. gerçekten aşık mıyım. kepçe kulaklarının artık hiç gözüme batmaması aşk mı, ya da ayrılırken aklımı kaybetçek gibi olmam (ben bunların hepsini daha önce de yaşadım= samimi itiraf= gerçekçi olalım). yoksa benim sevgi hastalığım mı.. sevgiye olan muhtaçlığım mı. burdaki yalnızlığım mı. gerçekten endişeleniyo muyum kaza yaptı diye yoksa aramak için bahane mi yaratıyorum kendime . köpek ağlıyo. umursamıyorum.

aradımbikazadakafasıkopupölmemişiçkanamadageçirmiyomuş
bardaymış
içiyomuşböyleymiş
içincekafasıçalışmıyomuşbeniseviyomuş
özlüyomuşda
uyuyamıyomuşbensiznasıbiliyosamöyleyapcakmışım


gül dilay gül. ağla dilay ağla. hiç mi güç kalmaz bi insan evladında (şiir).

çok hastayım...

23 Mart, 2006

"HAYIRRRR" işte ama "EVET" sonunda..

Sanırım hayatım boyunca biriktirdiğim bütün "hayır"larımı dün gece harcadım, birazını da gün içine dağıttım.

Evet (yine evet:), aileyle problemlerim var, bi türlü benim de bi hayatım olabileceğini kabullenemiyolar.. (hiçbi şey yapmıyorum çünkü.. aslında yapıyorum ben kendimce, debelenip duruyorum ama bu debelenmeler göz önünde gerçekleşmediği için ben hiçbi şey yapmıyo oluyorum.. ya da evet lan ben hiçbi şey yapmıyorum).. Aslında aile de deil Laetitia demeliyim. Neyse uzun uzun anlatmıcam, problemlerimiz vardı işte benim çalışma saatlerimle ilgili. Fazla deil ama beni çok keyfi çalıştırdıkları kanısındaydım. Bu kanı çok uzun süredir benleydi hem de. ve kurdum ve kurdum.. dün gece konuştuk.. bekledim saat on ikiye kadar eve gelmesini. ben iyi delim dedim çünkü nananana. sert çıktı. pısmam gereken noktaya kadar ilerledi. hayır dedim. bu böyle dedi. hayır dedim. içine gelirse dedi. hayır dedim. ama şöyle ama böyle.. ama hayır dedim. artık hayır demeliyim ben çünkü dedim.

gece ağladım..

Sabah zor kalktım ama hayır diye kalktım. "Hayır"ımın gücüne inanmadığım ve kendimi ufaktan suçlu hissetmeye başladığım için gün içinde 5 kişiyi aradım. Hepsi "hayır" dedi, "hayır"ında haksız deilsin. Güç topladım.. sonra bana dini bi broşür vermek isteyen kadına "hayır"dedim "ben tanrıya inanmıyorum". Yoann telefonda "seni seviyorum" dediğinde "ben de" demedim (çünkü o an onu sevmiyodum, kızgındım herkese ve herşeye, kaybetmekten ya da incitmekten korkmadım). Sinemada bana bi küçük suyu 3€'ya satmak istemelerine de "hayır"dedim "kalsın almıcam". Çok gıcıktım ben bugün. Abimle konuştum msn de. Ona da gıcıktım.. her dediğini tersledim sanki..

ben evde çok huzursuzdum ama bugün.. kimse beni sevmiyodu..

Bu akşam Laetitia hadi konuşalım dedi. Araştırmasını yapmış, kendinden emin.. Saydı döktü. Ama dedim. Hayır dedi dinle.. dinledim.. Benim için neler yapmış olduğundan bahsetti. Babam gibi.. bunları deyince hiçbirinin anlamı kalmadığını bilmem farketti mi.. ben ona sayamadım neler yapıp ettiğimi.. "tamam" dedim.. "evet.. haklısın". Haklı deildi. Ama ben aynı evin içindeki bu duruma dayanamazdım. Ben çok iyiydim.
Ağladım..
Evet, karşısında "ne olursa olsun ben bu durumda olmak istemiyorum" diyerek ağladım. Ben ezilmeye falan çoktan razıydım yeter ki sevsinlerdi beni.. benim sevgisizliğe tahammülüm yoktu.. ben çok iyiydim.. yumuşadı.. üzüldü.. öptü beni.. ağlama dedi.. biz seni seviyoruz.. ve senin hayatına saygı duyuyoruz.. neyse dedim kendi kendine toparlanır herşey.. "evet"dedim "ben yarın ilgilenirim çocuklarla"..
Ben "hayır" için yapılmamışım.. kararlılığımı 24 saat bile koruyamıyorum. sevgi hastasıyım..

21 Mart, 2006

ORDAN BURDAN BİKAÇ FOTO

CAMILLE
MEGEVE'DEN
EVDEN

BU DA

NASI SIKILIYORUM...

EIFFEL ALTI


KALABALIK

TANIMAM ETMEM

CAMİLLE VE LAURENT

İŞTE TAM AİLE...

20 Mart, 2006

EBE SOBE İŞLERİ

Yok yataklara falan düşmedim aşktan. Sadece Living Las Vegas'taki Nicholas Cage tiplemesiyle karşı karşıya olduğumu anlamam biraz elimi ayağımı titretti o kadar (diyerek konuyu kapatıyorum).

Bikaç gün önce, şu blog ebe sobe muhabbetlerine bulaştırıldığım için anket cevaplamıştım ama yayınlayamamışım sinir oldum:) Ankete de sinir olmuştum ama o zaman niye cevapladım? Çünkü ben anket cevaplamayı çok severim:) kendini çok önemli bişi gibi hisseder insan aslında anket doldururken. Ben ben ben dersin, egon şişer, kıçın tavana vurur hatta. Evet işte ben ben ben (buyrun sinem hanımcım) ;

Yaptığınız Dört İş?
1. 99 yazında Advantage Cart'ın pazarlamasında çalışmıştım. Tam deprem sonrasıydı. İnsanlar acılar içinde yırtınırken, ben kapı kapı gezip, hadi gelin şu kartı alın, sonra da çılgıncasına alışveriş yapıp ödeme tarihini bi geçirin de kıçınıza kaçsın kart diye tam 400küsür kişiyi kredi kartızede yapmıştım. Ama çok iyi para kazanmıştım.
2. Resepsiyonist oldum geçen yaz. Maksat yazı Bodrum'da geçirmekti esasen, bi tanıdığın müdürü olduğu bi otelde belçikalı müşterilerle ilgilencektim sadece. Sonra iş şu noktaya vardı: ben günde 12 saat çalışan (izinsiz yani 7x12), her boka koşturan çılgın bi resepsiyonist oldum:) ama Ali'yle tanıştım. Hayatımda hiç bi 'flört'ümle diyelim bu tarz konuşmalar yapmamıştım. Ali çok fenayım 306yı bok bastı. Ali'den cevap; canım ya ben de, 106daki adama bugün de tv bulmazsak adam beni dövcek. Mesaj: biri havuza sıçmış. Cevap: o da bişi mi bugün bi çocuk resepsiyonun önüne sıçtı. Daha neler demeyin, hakkaten böyleydi durum. Geceleri rüyamda tvler görüyodum, çünkü otel odaları tvli diye satılıyodu ve 96 odanın 40ında tv vardı. ve tvsiz yaşayamayan yurdum insanı için bu bi skandaldı. ve daha neler neler oldu aslında o otelde.. o yaz.. bu macerayı bi ara yazmalıyım aslında.
3. Her daim dadı, ev kadını.
4. Fransız bebelere matematik örtmeni oldum bi de.
5. Bi de ben çok güsel aşık olup hasta olurum, haa bi de hayallerimde Cannes film festivali ödülünü kapıp burnumu çeke çeke teşekkür konuşmamı çok güsel yaparım.

Defalarca izleyebileceğiniz 4 film ve dizi
Dizi:
1. Perihan ablayı izlerdim ben küçükken, sonra abimle üsküdar'a gidip gezince çekildiği yerleri bi garip hissetmiştim.
2. Ortaokul lise yıllarımda bi 'kara melek' canavarıydım ve kendimi kara melek zannediyodum:))
3. Gençlik Rüzgarları vardı bi de (premier baiser sonrası yani ilk öpücük), johanna'yla cri cri aşkım vardı, benim de krü krü aşkım vardı:)
4. Bi de Beverly Hills izlerdik, ben Brenda'cıydım Kelly'ye kıl olduğum için (kelly sarışındı).

Film (bu kısım zor işte)
1. Dogville diyelim ama Trier abimin bütün filmlerini de kapsasın.
2. Çingeneler Zamanı
3. Amelie
4. Fahrenheit451 (truffaut) bi de şey ya Konuş Onunla.. ve aslında daha bissürü türk filmi de var. Selvi Boylum Alyazmalım, Ağır Roman, Dönersen ıslık çal, Kemal Sunal'ın sevgilisi tarafından yatılı okula gönderildiği film, Masumiyet.. neyse işte çok film var güsel..

Yaşadığınız 4 yer:
1. Ankara
2. Eskişehir
3. Morzine
4. Paris:) ehehe bu da benim artizliğim olsun

Tatil için gittiğiniz 4 yer:
1. Saint Tropez (yine sırf artizlik olsun diye ha başka bişi deil, niye Konya yazıyım di mi canım)
2. Barcelona
3. Megeve
4. Güzel yurdumda da çoook gezdim ben; Bodrum'un yeri bi ayrıdır ama bi de tabii ki İstanbul'umun.

En sevdiğiniz 4 yemek;
1. Makarna
2. Ballı ördek (yani yıllarca bu tadın farkında olmamak çok acıymış)
3. Sulu köfte (ekşili köfte de derler)
4. Kokoreç (ben burda kaç kere ağladım sokaklarda kokoreç sensiz olmaz kokoreç kokooooo diye bilseniz:) Avrupa Birliği hikaye Mirkelam da kesin bunu yaşadı, insan o kadar mı içten yazar be bi şarkıyı!

Şimdi olmak istediğiniz 4yer:
1. İstanbul; sahil, bira, sevdiklerimmmm ya da nevizade de olur ama sahil daha bi şahane olur
2. Ankara; annemin dizleri:( babamın kucağı:(( kubimle abimle okey masası:)
3. Paris'in öteki ucundaki o karanlık evin karanlık odasında bi yoann'ın yanıbaşı
4. Sevdiğim insanların olduğu ve benim çeşitli 'okyanus'sal, parasal ve zamansal sebeplerle olamadığım yerler..

Hıh işte yaptım anketi. Kimseye de devretmiyorum. Yoksa kıllık olsun diye hath Düygücüm, ebeee ehehe yapabilirdim. o da çok kibar bi insan olduğu için beni kıramayıp, işini gücünü, doktorasını bırakıp lan en sevdiğim 4 yemeği nası seçcem diye kafayı kırabilirdi:) Ama ben çok iyi bi insanım, yapmıcam:) bi de şu an şarkı seçmekle meşgul, ilgisini fazla dağıtmayalım.


14 Mart, 2006

BAŞIMA GELENLER- GÜSEL ŞEYLER

9 Mart pek parlak geçmemişti benim için. Doğumgünümdü. Yine yalnızdım, geçen seneki gibi, Fransa'daydım, Türkiye'de de olsa bişey yapar mıydım? hayırdı yapmazdım ama (imla kurallarından vazgeçtiğim an:) yine de "triste"di işte.. gerçi sabahında aldığım, hiç beklemediğim halde aldığım
"bon anniversaire" (yani iyi doomgünüler trçesi:) mesajının bende yarattığı kalp çarpıntısını hesaba katmazsak..

10 Mart.. uyandım öğlene doğru.. mutfakta benim adıma bi paket vardı. şişkince:) Taa New Orleans'dan geliyodu. Paketi açtım. İçinden önce rengarenk boncuklar çıktı:) hayatımda hiç görmediğim güzellikte renkli kolyeler, sapsade ama renkler muhteşem: mor, pembe, mavi, gümüş rengi ve altın sarısı (bu sarıyı sevmememe rağmen o kadar gözalıcıydı ki gözlerimi alamadım kendisinden:) .. şıngır şıngır:) delirdim sevinçten (duygularımı anlatçak sözcükleri zor buluyorum şu sıra:). Sonra bi cd çıktı içinden, hemen koydum bilgisayara. Benim Canım'ın evlilik fotoğrafları ve ben o anda artık kendimden geçip ağlamaya başladım-tabii ki. Yok öyle gelinlik falan ama taa gözlerinin içini gördüm ben fotoğraflarda gelinlikten ziyade. Ayy ne kadar banal diyenin kafasına sıçıyım, o kadar tuhaf ki çoooook uzun zamandır, çocukluğundan tanıdığın ve birlikte hayaller kurduğun bi kız arkadaşının evlenmesi (benim başıma iki kere geldi, birisinde düğündeydim ki yediğim şoku ben bilirim-ah ellerimle giydirdim Berna'mı, ne olursa olsun önemli sanırım bi kadın için bu evlilik hadisesi- öteki Duygu hanımınkiydi işte ama zart diye evlendiği için anlayamamıştım tam ne olup bittiğini- hayır hiç bi sitem yok, iyi yaptı:).
Neyse cd'de fotolar vardı işte ve benim için (evet benim için, beni düşünüp) seçtiği 118 şarkı. ama hepsinden önemlisi bi de mektup vardı içinde. Kendi deyimiyle"etten kemikten" bi mektup.. bunun benim için değerini ise sanırım kendi dışında kimse anlayamaz.. dur ben anlatmayı deneyeyim; ben bu kadınla bütün ortaokul yıllarım boyunca, ve bu hatun yan sınıfımda olmasına rağmen, mektuplaştım. Hepsini dörde katlayıp üstüste koyunca bi karış mektup ediyo. Ve biz o kadar, o kadar "mışız"ki.. neyse.. deli oldum mektubunu okurken de.. neyse.. anlatamıcam bunun dahasını.. bana ne yaptığını.. canımın beni iyi yapmak için yolladığı o paketin beni neden o kadar salya sümük yaptığını:(

Sonra Laetitia şey dedi; akşam birlikte yemek yicez, doomgününü kutlıcaz, ona göre plan yap gece çıkmak istiyosan (malum cuma gecesi benim çıkmam lazımdı). Tamamdı ve bende deli bi istek vardı o akşam kendimi iyi hissetmek için. Saçlarımı boyadım aylardan sonra (Milo bana yardım etti:), süslendim falan derken aşağı indiğimde anormal bi sofra gördüm 16 kişilik! Bana bi sürpriz vardı.

Evet, hayatımda hiç olmayan, hep "ben sürprizleri sevmem" diyerek kendimi kandırdığım bi sürprizle karşılaştım (itiraf etmeliyim ki hayatım boyunca bunu bekledim). Laet. Paris'te tanıdığım herkesi çağırmıştı. Hepsi teker teker geldiler, bunların içinde arkadaşlarım da vardı. İnanılmazdı, durumu anlatçak kelime bulamıyorum. Ben bütün akçam tirtir titredim heyecandan. 15 kişi vardı benim için toplanan! Ferzan Özpetek filmlerindeki sofralardan kurulmuştu. Bi fransız akşamıydı.. bi türk kızı için verilen bi davet.. inanılmazdı.. bissürü hediyeler verdiler bana, herkes bana baktı mumlara üflerken, o kadar çok utandım o kadar çok titredim ki Laet pişman oldu:) biz seni mutlu etmek için yaptık oysa dedi ama ben bütün akşam titredim.. üşüdüm.. ve hele ki hediyelerden biri bi Truffaut kitabı olunca iyice kendimi kaybedip ağlamaya başladım.. herkes benim için ordaydı.. 15 fransız, bana, bu kadar değersiz hissettiğim "ben"e bi sürpriz yapmıştı. Bütün gece dalga geçtiler benle, deli gibiydim çünkü:) çoook utandım ama çokkkk..

Gecesinde bi bardaydım "bi" randevu üzerine. Geç kalmıştım ama azarlanmadım:) daha çok hoş karşılandım yine "joyeuse anniversaire" diye:) (anlayın artık bunu da canım bu da sevinçli doomgünleri oluyo, bayılıyorum bu arada bu direk çevirilere:)

Ertesi gün, vitrinlere bakarken (her zamanki gibi, vitrine deil vitrindeki yansımama bakıp) tek kişi olmadığımı farkettim, ben çifttim! Yanımda bi adam vardı... kaygılandım..
yansımam tek kişi deildi. yanımda biri vardı. elimi tutuyodu bi de üstüne üstlük. nemenem bişidi bu insan evladı.. neden yanımdaydı..
ertesi gün oldu ve"o" hala yanımdaydı.. ve ertesi gün..

Evet son ertesinde kendimi bi barda buldum yine, bu sefer gündüz saatlerinde... ve ben bi fransızın kollarında, gülmekten ağlayarak bi rugby maçı izledim, bira içerekten üstelik:) Çok komikti, o hiç anlamadı niye komik bulduğumu.. ben de onun niye gözlük taktığını bi maç için
hiç anlamadım:) Maçta adamlar vardı, hepsi birbirini itip kakıyodu, daha önce de karşılaşmıştım, en azından futbol maçlarında birbirini itip kakanlara
ama bu da "oha"ydı canım, o hırs, o feci şiddet:) ingitere fransa maçıydı bu arada! tam rekabet:) Ve ben dediğim gibi birinin kollarında sıcak sarılmalara maruz kaldım o şiddet esnasında:)

O, sanırım bi fransızdan öte bi "Yoann"dı (9mart sabahı bana o mesajı atan da ta kendisiydi) ve sanırım ben sevdim bu bi "Yoann"ı:)

09 Mart, 2006

NE GÜSEL Bİ HIYAR OLDUM

Burda bi gelenek varmış eskiden, 25 yaşına giren bekar kızları kafalarına koca şapkalar takarak ortalığa salıyolarmış. Cidden. Yok ben evdeyim, kafamda da şapka mapka yok. Neyse ki gelenek eskidenmiş ve neyseki ben bi türkmüşüm. Bunlar da bi acaip doğrusu. Ne var yani 25 olunca noluyomuş ki alla alaaa.. adamı sinir ediyolar ha. yok şapkaymış yok evlenmemişmişmiş, belki kendi tercihidir kime ne canım:p
bugünlük bu kadar saçmalık yeter, havamda deilim.

08 Mart, 2006

SPORTİFİM hatta SPORTİVE

Dün sabah gözlerimi açtım ve yüzmek istiyodum. Yok karmaşık bi nedeni, gayet rüyamda denizde falandım, sular berrak deildi, ben de yüzmekten ziyade boğuluyodum ama yine de uyandğımda ilk cümlem "ben havuza gitçem"oldu:) Hayır hergün yaptığım bi aktivite olmamakla birlikte hayatımda hiç hadi ben havuza gitçem bile dememişimdir (gençlik yıllarında tabe bi heves hade lan havuza gidelimleri saymazsak boktan ankara sıcağından bunalıp. Ama sonu hep yok yav pahalıdır diye vazgeçmek oluyodu bi de nereye gidilir bilmiyoduk). Neyse bi ton işim vardı aksi gibi (iş= çocuklar), bi de sinemaya gitmeyi takmıştım kafayı, Begnini'nin son filmi vizyondan kalkmak üzereydi bi türlü gidememiştim.
Sonrası şöyle gerçekleşti: bisiklete atla, yağmur indirsin, önemseme, nası olsa açar de, nası olsa havuza gidiyorum de:) hızlı hızlı yüz (neyi bitirceksem), çık saçları kurutamadan tekrar bisikletle gara git, yağmur dinmemiş olsun donuna kadar ıslan. Tren, metro, adres ara derken filmin saati geçsin (ve yağmur hiç dinmesin), sinema parisin öteki ucunda olsun bütün bu işlemler 1,5saat sürsün , filme yetişeme... tekrar metro, tren, (yağmur hiç mi hiç dinmesin), yağmuraltı bisiklet (bi 1saat daha).
Eve geldiğimde ıslaktım ama sinirli deildim.. sportiftim.

Bugün Laet. hadi çocukları buzpatenine götür dedi (klasik çarşamba sendromu: hadi çocukları ortadan kaldıralım-çünkü dilay çalışmıyo ve ben kendi 3çocuğuma bütün bigün tahammül edemiyorum). Gittik. Ben de yapçam dedim. Ayakkabıları giydim, ayağa kalktım, destur deyip geri oturdum nitekim dengem bozuldu:) En son 5-6 yaşlarındaydım sanırım buz pateni yaptığımda ama buna karşılık izlemeyi çok severim:) Neyse bebeler tuttular elimden kolumdan, piste indik ve ilk tepkim : ça glisse! yani KAYIYO:) oldu. Evet çok kaygandı. Beşbin kere düşme tehlikesi geçirdim ama düşmedim, hep mehmet geldi aklıma.. Eskişehirin buzlarında kayarken "ben düüüşşmeeeem" diye bağırıp 30 saniye kadar denge savaşı verdikten sonra gerçekten de düşmemesi:) ve en çok onun benim bu halimi görmesini istedim.. gerçekten çok komiktim, üstelik kuğu gibi süzülceğimi hayaletmiştim hep, ellerimi borddan zor ayırabildim.. ve sportive oldum..

her yerim ağrıyo:)
bi de bundan sonra bana patenci dilay deyin lütfen.

07 Mart, 2006

bir iki üç

ip atlamaya çalıştım: bir- iki-üç-dört-beş- altı yedi sekiz dokuz-dokuz-sekiz yedi altı beş- dört üç-iki-bir.. nefessiz kaldım.. ipler yoktu nefessiz kaldım hey gidi gençlik, çocukluk dedim... kalbim hala hızlı hızlı.... hayır yılmaz türkyılmaz deilim sadece çocukluğum.. bak hala atıyo kalbim:))

06 Mart, 2006

SINAV SONRASI

sınavdan çıktım, afedersiniz yarrah gibiydim. algılamaya çalıştım neler olup bittiğini, daha çok nelerin bittiğini.. bu sınav üniversiteye girmem için gerekli olan sınavdı ve anlaşıldığı üzere pek bi ihtimal bırakmıyodu bana. ne olcaktı? bişey olcağı yoktu, paşa paşa döncektim sevgili ülkeme, fikir korkunç gelmese de zorunda kalmak fikri beni benden aldı. ağlamadım. Gloria'yı aradım, evdeymiş, ona gittim bi bira bi de ona kola layt alıp. iki saat anlattım pariste ne çileler çektiğimi , aslında ne kadar da kötü insanlar olduğunu evdekilerin:) ohh iyi olmuştu işte döncektim anamın babamın yanına.. acınası bi halde çalışıyodu savunma mekanizmalarım.
eve geldim. saat 4te çocukları almam gerekiyodu okuldan, allahtan Laet aradı ben alcam çocukları dedi. sonra geldiler.. justine geldi hemen odama sınavın nası geçti diye, kötü dedim. sonra aşağı indim, Laet sordu nasıldı diye, anlatmaya başladım, sonra çocuklar araya girdi ve Laet beni unuttu:) bense boğazımda düğümlene düğümlene anlatmaya çalışıyodum (olayı daha da dramatize et dilay). odama çıktım ve kendimi yatağa atıp sarsıla sarsıla ağlamaya başladım:))
bir saat kadar sonra, ağlamaktan , asıl bütün gün ağlayamamaktan şişmiş olan kafamla (evet bariz kafam şişmişti:), Laet, iyi görünmüyosun neyin var dedi, inanamadım bunu dediğine ama direk tekrar ağlamaya başlamamak için kahve makinesine yöneldim ama kafamın gittikçe büyüdüğünü hissediyodum:) ayılırım uyanırım falan diye spontane bi tepkiydi kahve.. sonra Laet. "aa bak ama bu saatte kahve içiyosun ama yine uyuyamıcan gece"dedi. evet, dedi. kehvemden bi yudum aldım ve kalbim hızlı hızlı ama çok hızlı çarpmaya başladı. sonra suratımın aldığı şekli artık siz tahmin edin ki "eyvah" dedi kadın:) ve ben böğürerek evet evet böğürerek (adeta bile deil resmen böğürerek) odama koştum (köle izaura mı ne vardı ya hani bi dizi onun gibi aynı, eteklerim olsa onları da toplardım nitekim içimdem ama bu haksızlık diye haykırıyodum:)). tekrar ufak çaplı bi ağlama krizi derken Laet kapıda.. bu arada ilk defa ağladığım görüldü evde ve tabi bi panik ortamı yarattı. sonra iki konuştuk.. sana bunu söylemeyi düşünmüyodum şu sıra ama diye başladı, bi yönetmenle konuşmuş (gözlerim parladı birden iyi bişi sanıp), adam demiş ki sizin kız dönsün yurduna onun iş olmaz burda:)) burda teknik çoook ilerlemişmiş benim aldığım eğitim yetmezmiş (amca iyi de eğitimi siken kim), hem tr gibi gelişmekte olan bi ülkede şansım daha çokmuş, önce kendi ülkemde iyi bişi yapıp kendimi ispatlasaymışım sonra fransa yolları taştanmış.. da falanmış.. yok yok illa ki bi yolunu buluruz olmazsa evlat ediniriz seni diyen sevgili patronum (o an artık patronum olmuştu bi anneden ziyade) bana tr yollarını gösteriyodu, çok üzüldüm.. kahroldum hatta:) sonra ben biraz daha zırladım ve zorladım ama ben dönmek istemiyorum dönemem diye (bu da neyse çözemedik, ben burdaki bu memnuniyetsizliğime rağmen niye bu kadar inat ediyorum, ne var orda bok mu var, niye dönemiyo muşum yani, sanki 24 yıl orda yaşamadım..).. ben seneye bi ş bulcaktım dedim okulla birlikte, ev tutcaktım bişiler bişiler.. ev mev tutamazsın pariste dedi, biliyo musun ev kiralamak için ev kirasının 4katını kazanman gerekiyo yasal olarak, ki paris içindeki en ucuz oda (ev deil oda) 800eurodan başlıyo.. biliyodum.. ama onu o zaman düşüncektim, o boktan anda deil.. evet karşımda bi "kötü"duruyodu! hiç görünmediği kadar çirkin göründü gözüme, gerçekleri söylediği için..
sonra tekrar konuştuk, bana kötülük etmek istemediğini anladım ama o an oldu işte olan.. sonra benden jerome'dan alkolizmden falan bahsettik akşamın ilerleyen saatlerinde.. adam 20 senedir alkolik ve kadın kendini yıtmış yıllarca git tedavi ol diye ama jerome hastalığını kabul etmediği için hiçbişi yapmamışmış. ve benim gelmemle olmuş herşey, Laet hemen anlamış (bu hikaye de çok komik ha herkes birbirine ben hemen anladım diyo ama bi siktirip gitsinler ben burda ilk 8 gün içmedim:) ve sıçtık demiş bunlar artık içip içip saçmalarlar (ama kadının kabusunu anladım ben, yirmi yıldır alkolik bi koca derken başına bi de alakasız birini alıyosun falan filan, hakkaten çok korkutucu). ama beklenilenin tam tersini vermiş olay. jerome 20yıldan sonra alkolik olduğunu kabul edip tedaviye başladı ve bu benim sayemde olmuş, demelerine gerek yoktu ben biliyodum benim sayemde olduğunu:) ve hayatları değişti falan. çok garip aslında uzaktan bakınca. sen trden gel bi ailenin yanına alakasız ve hayatlarında BİŞEY değiştir, hayat ne garipti ve de güzeldi aslında, mesela Laet artık umudu kesmişti adamdan.. (bu arada jerome bi buçuk aydır yoktu iş gezisi nedeniyle ve 9unda geliyo, acaip özledim adamı)

neyse ertesi sabah sınavı unutmuş olarak uyandım.. ve şuan hiçbi şey düşünmüyorum bunla ilgili, düşünemem,plan yapamam çünkü hala okulun beni kabuletme şansı var, bunu bilmek içinse zamana ihtiyaç var.
not: iğrenç bi yazı oldu, sırf yazılmak için yazıldı, hakkaten günlüğe yazarmış gibi oldu, sadece ilerde hatırlamak için yazılan kaygısız yazı türü, günlük türü:)

03 Mart, 2006

TESTED"İLL"DİM

Evdeki manyakların bak 3 saat önce orda ol bence demeleriyle (abartı) sabah 6da kalktım. 8 civarı sınav yerindeydim bir saat öncesinden.. sabah başıma gelenleri anlatıp yazıyı uzatmaktansa "artık hayatın hoşlukları bunlar canım" diyerek geçiştiriyorum.. (hatta bi gece öncesinde kendimi sakinleştirmeye çalışırken « tamam bitçek bak yarın kendini atçan paris sokaklarına ne mutlu »diye, Laet’in « oo sıçtın kızım valla ayın 20sine kadar feci işim var bu da demek oluyo ki senin de epey işin olcak hah hah ha » kahkahalarının keyfimi nası kaçırdığını da uzun uzun anlatmıcam).

Sınav : 4 bölümdü (en korktuğum ve 5. bölüm olan sözlü anlatım kısmı iptal edilmişti ama bunu sınavın sonunda öğrenmem rahatlamam açısından pek işime yaramadı)
Sınav listesinde ismimin olmayışının yarattığı kargaşa ve sonrasında gözetmenlerin
önce aralarında ve sonra bağırarak evet o ilk, bizden olmayan ilk o diye tartışması sonucu herkesin dönüp dönüp bana bakmasından duyduğum rahatsızlık da anlatmaya değcek kadar sarsmadı beni.

1.bölüm : Konuşulanı anla :) yani hani dinleyip cevaplamaca
başladı.. bi iki soru iyi gitti ama bende biraz konsantrasyon eksikliği vardı. Bi de olay fransızcadan çıkıp hafıza işine dönüşmeye başlayınca bende hafiften ipler gevşedi. Iki kadın konuşuyo (ki ben ses ayırdetme özürlü kulaksız) :
- benim bu sabah 9da randevum var hayatım o yüzden 8 de çıkmam lazım. Ama bizim kızın 8buçukta okulda olması gerek.
- Oldu mu şimdi Jacqueline, benim de 10 da randevum var ve bunun için dokuza çeyrek kala uyancam, yarım saate de çıkcam
- Amma kaprislisin Justine ama hadi neyse ben sekiz çeyrekte kızı bırakıp gecikmeli de olsa 9daki randevuma yetişebilirim sanırım
- Tamam o zaman 11 de bilmem ne sikimde buluşuruz
Soru: Justine evden kaçta çıkcak?
Dilay: “abla iyi de Justine kim“, “ayy kız kaçta okulda olcaktı“ ,“iyi de soru neydi“
İçimde haykıran ses: « bi dur ya », « ayy kaseti geri sarabilir miyiz hışırtı yaptı anlaşılmıyo » derkeeeenn..

Soru iki: (iki adam bu sefer)
-Enrique iki kilo aldım inanabiliyo musun, daha geçen ay 85 kiloydum
-Abartma François o iki ay önceydi, geçen ay 90dın. Asıl bana bak sen 97ye dayandım.
- Asıl sen abartıyosun ama, 3 ay önce verdiğim iki kiloyu unuttun galiba

Soru: Enrique kaç kilo doğmuştur:p (o kadar abartı olmasa da bu tip saçmasapan bi soru:)

Dilay: Jean da çok gaddar canım. Yok lan Jean deildi o, neydi lan onun adı du bakiyim

Ding ! Soru 3 diye devam eder… ve dilay beğendiği harfleri işaretler (neyse ki yanlışlar doğruları götürmez, hatta emin olmak için bi ara sormak ister ama sonra utanır).. birinci bölüm biter..

2. Bölüm: Gramer (kendime en güvendiğim bölüm)
Burda anlatılcak pek bişey yok, sadece fransızcada varolan otuz küsür zamanı çekimleriyle birlikte bilmeme rağmen, hayatımda hiç görmediğim, duymadığım zamanların karşıma çıkmasıyla biraz irkildim diyebilirim. Feci değildi ama korktum.

3.Bölüm: Yazılanı anla
Evet, en hoşlaştığım bölüm bu oldu sanırım:) 30 soru 40 dakika gibi bi süre. İlk on soru gayet iyi gitti hatta. Sonra başladı işte.. geri kalan 20 soru , bir uzun sayfa eşittir bir soru şeklindeydi. Ve o da neydi Gulili yasası (tamamen uyduruyorum çünkü adını bile hatırlamıyorum), delegeler, tıbbi metinler ve daha neler neler. Türkçe olsalar bile asla on kere okumadan anlamıcaıma kanaat getirdiğim 20 metin. Biraz debelendikten sonra (hatta içlerinde bi tanesi hakkaten ilginçti anlayabildiğim kadarıyla, geç uyanmanın yararlarından bahsediyodu ama Laet’e anlatırım lan iyi okıyım şunu diye çok vakit kaybettirdi bana) kadın bağırdı: son 10 dakika! Önümde 10-12 soru. Panik. Oku anlayama. “bu nece ya fransızca mı“ dicek kadar yabancılaş... bu arada vaktim olsa da anlamıcaktım ben onları. Bak toplam 9 ay Frda bulundum (öncesi ,ne kadar boktan olsa da, 7yıl fransızca öğrendim, burda kursa falan gittim, onca dergi, kitap vs okudum, o kadar çeşitli insanla konuştum ama hiç bu kadar en ufak bişey bile anlayamadığım bişeyle karşılaşmadım). Kadın: son 5 dakika! Hadi dilay anca seçip beğenirsin şıkları, d,c, b,a hıh simetrik olsun:)

Ara: Surat kıpkırmızı, sigara yak, yanına bi kız gelip senle ispanyolca konuşsun, anlamadım de fr konuş-a-ma-yarak senden sigara istesin ve senle aynı sınavda olsun. “yaa ama olmaz ki canım ama çok zordu“ diye biraz stres atmaya çalış kız gülümseyerek “evet biraz“ desin..

4. ve En Sevdiğimiz Bölüm: Yazılı anlatın:)
Feci atasözleri, deyimler falan öğrenmiştim bu bölüm için, aralara katarım şık olur diye:) ama test çok kötü geçtiği için epey gergin ve yorgundum, aklımda bi tek laf kalmıştı.. (o lafa sonra gelcez)
Başından anladım aslında bişeylerin ters olduğunu. Altı üstü iki satır yazcaz diye niye elimize koca bi kitapçık tutuşturmuşlardı ki?
Kitapçığı açmamla aha dedim sıçtık (hatta bunu fr söyledim:). Bir sayfa, ama koca sayfa (nitekim o bi kitapçık deil gayet A4 şeklinde basılmış bi hayvandı) dolusu rakam! Dünya’daki nüfüs oranları. Kıtalara ve şehirlere göre nüfüs artışı, dünyanın en büyük 15 şehri (aralarında İstanbul’un olmamasını tiksinç mi ne bulsam bilemedim, 15. sırada on milyon küsürlü bi ülke vardı ve İstanbul’un nüfusunun çoktan on milyonu geçtiğini sanıyorum) ve bunların yıllara göre dağılımı... burdan 400 kelimelik bi sonuç çıkarmamız ve de bunu gayet iyi bi fransızcayla mantık sırasına göre dizmemiz (gerekli argümanları kullanarak), ve sonuç olarak da bununla ilgili kişisel yorumumuzu yazmamız isteniyodu. Ben hala iyi niyetliydim. Sanırım bi yarım saat falan sayılara baktım... ilginçti.. mesela tokyo ne kadar da azıtmıştı öyle: 1975te beş milyon küsürlük bi nüfustan 2003te 26 milyon küsüre fırlamıştı.. o kadar insan nası sığıyodu oraya, benim gibi mini miniler diye olamazdı, mantıksızdı.. derken bir paragraf yazmayı başardım ama korkunçtu. Neyse dedim ikinci soruya geçtim (evet evet bi de ikinci soru vardı), gayet tatlı bi şekilde televizyonun kültür alışverişinde ne kadar etkili olduğuyla ilgili bi metin isteniyodu. Başladım tatlı tatlı yazmaya ben de.. Kadın:son 30dakika! Dilay: yaa bi dur yeni başladık (o aptal sayılarla bi saat kaybetmiş olduğunun farkına vardırıldı). Biraz sinir yapıp tvye verip veriştirmeye başladım o sırada. Işte aptalız hepimiz kendi hayatımız o kadar değersiz ki o yüzden başkalarının hayatlarını izleyip (evet bu amrikanlardan gelen hadi hep birlikte herkesi, herşeyi gözetleyelim hastalığı fransadada yerini bulmuş hatta abarmıştı) kendimizi mümkün mertebe “ignore“ediyoruz (dikkat: mümkün mertebe + ignore:) da falan da filan da ama tamamen konu dışı.. Kadın: son 15 dakika! Işte dilayın sıçtığı nokta.. asla yapmaması gereken, neden yapmaması gerektiği iyice belletilen, defalarca bu yüzden azarlanan, bi yerlerden uçurulan kaçırılan.. (ahh be dilayım)
İşte o an gerçeklerden kopuş anımdı, hadi be yürü be kaybetçek hiçbişeyin yok dediğim anlardan biri (ki bu anlarda hep kaybetmişimdir). Yazmaya devam ettim..
“Bak“ dedim “ben daha fazla zırvalayamıcam son on beş dakkam (ama asla yazı dilinde argoya yer yoktur dilay hele ki fransızlara!), o dünya nüfusu meselesi beni hiç ilgilendirmiyo, olmuyo işte yazamıyorum, zorladım bi paragraf çıktı.
Bana deseydin ki Truffaut’nun Fahrenheit 451ini anlat, orda anlatabilirdim kültürün nası aktarıldığını, tvle deil ama insandan insana. Hatta abartıp Camus ’den Nieztsche’den bile bahsedebilirim ve dahi varoluş problemlerinden (ahh zavallı, bi yere varmayan kendimi ispatlama çabalarım) ama elimdem gelmiyo dünyadaki nüfüs artışını irdelemek. Evet çok isterdim fransada sinema eğitimime devam etmek ama bunun için yazılı ispatlara ihtiyacınız var doğal olarak (kesinlikle haklılar) ve benim elimden gelmiyo ve size ancak bu saçmalıkları sunabiliyorum. Özür ve teşekkür, değerli vaktinizi aldım bu saçmalıklarımla..“ vede hatta son laf "je ne crois plus en rien ni en personne"

Evet yaptım.. kendimle gurur duymuyorum ne de ilkkez yaptığım bişey : Orta okulda bi tarih sınavında da yapmıştım, osmanlıda bissürü bişici başı vardı öğrenmemiz gereken ve hepsi topçuydu aslında yani çoğu.. humbaracı başı mıydı neydi sorduğu örtmenin yazılıda, top atar top tutar yazmıştım:) sonra sınıfta okuyup gülmüştük ama orta okuldu, örtmen anne yarısıydı vs (ahh hülya özateş).. üniversitede de denedim bikaç kez: kültür tarihi sınavıydı, boktan bi soru vardı burjuvazi üzerine, günümü anlatmıştım sabahtan başlayarak ve 100 almıştım:) ve başka yerlerde de yaptım ben hep bunu ve genelde hep sıçtım.. burs başvurularımdan birinde “evet karnım doyuyo sığıncak bi evim de var ama ben hiç sinemaya gidemiyorum“ demiştim ve beni “dilaycım bu içtenliğin için teşekkür ederiz“ diyerek saygıyla uğurlamışlardı mesela:)

Neyse ooo epey yazdım.. “hayır daha bitmedi, bitmedim, daha büyük yenilgiler için daha mini mini umutlara ihtiyacım var“ başlıklı yazımı, yani sınav sonrası pisikolocimi yazcam dahaa...