Evdeki manyakların bak 3 saat önce orda ol bence demeleriyle (abartı) sabah 6da kalktım. 8 civarı sınav yerindeydim bir saat öncesinden.. sabah başıma gelenleri anlatıp yazıyı uzatmaktansa "artık hayatın hoşlukları bunlar canım" diyerek geçiştiriyorum.. (hatta bi gece öncesinde kendimi sakinleştirmeye çalışırken « tamam bitçek bak yarın kendini atçan paris sokaklarına ne mutlu »diye, Laet’in « oo sıçtın kızım valla ayın 20sine kadar feci işim var bu da demek oluyo ki senin de epey işin olcak hah hah ha » kahkahalarının keyfimi nası kaçırdığını da uzun uzun anlatmıcam).
Sınav : 4 bölümdü (en korktuğum ve 5. bölüm olan sözlü anlatım kısmı iptal edilmişti ama bunu sınavın sonunda öğrenmem rahatlamam açısından pek işime yaramadı)
Sınav listesinde ismimin olmayışının yarattığı kargaşa ve sonrasında gözetmenlerin
önce aralarında ve sonra bağırarak evet o ilk, bizden olmayan ilk o diye tartışması sonucu herkesin dönüp dönüp bana bakmasından duyduğum rahatsızlık da anlatmaya değcek kadar sarsmadı beni.
1.bölüm : Konuşulanı anla :) yani hani dinleyip cevaplamaca
başladı.. bi iki soru iyi gitti ama bende biraz konsantrasyon eksikliği vardı. Bi de olay fransızcadan çıkıp hafıza işine dönüşmeye başlayınca bende hafiften ipler gevşedi. Iki kadın konuşuyo (ki ben ses ayırdetme özürlü kulaksız) :
- benim bu sabah 9da randevum var hayatım o yüzden 8 de çıkmam lazım. Ama bizim kızın 8buçukta okulda olması gerek.
- Oldu mu şimdi Jacqueline, benim de 10 da randevum var ve bunun için dokuza çeyrek kala uyancam, yarım saate de çıkcam
- Amma kaprislisin Justine ama hadi neyse ben sekiz çeyrekte kızı bırakıp gecikmeli de olsa 9daki randevuma yetişebilirim sanırım
- Tamam o zaman 11 de bilmem ne sikimde buluşuruz
Soru: Justine evden kaçta çıkcak?
Dilay: “abla iyi de Justine kim“, “ayy kız kaçta okulda olcaktı“ ,“iyi de soru neydi“
İçimde haykıran ses: « bi dur ya », « ayy kaseti geri sarabilir miyiz hışırtı yaptı anlaşılmıyo » derkeeeenn..
Soru iki: (iki adam bu sefer)
-Enrique iki kilo aldım inanabiliyo musun, daha geçen ay 85 kiloydum
-Abartma François o iki ay önceydi, geçen ay 90dın. Asıl bana bak sen 97ye dayandım.
- Asıl sen abartıyosun ama, 3 ay önce verdiğim iki kiloyu unuttun galiba
Soru: Enrique kaç kilo doğmuştur:p (o kadar abartı olmasa da bu tip saçmasapan bi soru:)
Dilay: Jean da çok gaddar canım. Yok lan Jean deildi o, neydi lan onun adı du bakiyim
Ding ! Soru 3 diye devam eder… ve dilay beğendiği harfleri işaretler (neyse ki yanlışlar doğruları götürmez, hatta emin olmak için bi ara sormak ister ama sonra utanır).. birinci bölüm biter..
2. Bölüm: Gramer (kendime en güvendiğim bölüm)
Burda anlatılcak pek bişey yok, sadece fransızcada varolan otuz küsür zamanı çekimleriyle birlikte bilmeme rağmen, hayatımda hiç görmediğim, duymadığım zamanların karşıma çıkmasıyla biraz irkildim diyebilirim. Feci değildi ama korktum.
3.Bölüm: Yazılanı anla
Evet, en hoşlaştığım bölüm bu oldu sanırım:) 30 soru 40 dakika gibi bi süre. İlk on soru gayet iyi gitti hatta. Sonra başladı işte.. geri kalan 20 soru , bir uzun sayfa eşittir bir soru şeklindeydi. Ve o da neydi Gulili yasası (tamamen uyduruyorum çünkü adını bile hatırlamıyorum), delegeler, tıbbi metinler ve daha neler neler. Türkçe olsalar bile asla on kere okumadan anlamıcaıma kanaat getirdiğim 20 metin. Biraz debelendikten sonra (hatta içlerinde bi tanesi hakkaten ilginçti anlayabildiğim kadarıyla, geç uyanmanın yararlarından bahsediyodu ama Laet’e anlatırım lan iyi okıyım şunu diye çok vakit kaybettirdi bana) kadın bağırdı: son 10 dakika! Önümde 10-12 soru. Panik. Oku anlayama. “bu nece ya fransızca mı“ dicek kadar yabancılaş... bu arada vaktim olsa da anlamıcaktım ben onları. Bak toplam 9 ay Frda bulundum (öncesi ,ne kadar boktan olsa da, 7yıl fransızca öğrendim, burda kursa falan gittim, onca dergi, kitap vs okudum, o kadar çeşitli insanla konuştum ama hiç bu kadar en ufak bişey bile anlayamadığım bişeyle karşılaşmadım). Kadın: son 5 dakika! Hadi dilay anca seçip beğenirsin şıkları, d,c, b,a hıh simetrik olsun:)
Ara: Surat kıpkırmızı, sigara yak, yanına bi kız gelip senle ispanyolca konuşsun, anlamadım de fr konuş-a-ma-yarak senden sigara istesin ve senle aynı sınavda olsun. “yaa ama olmaz ki canım ama çok zordu“ diye biraz stres atmaya çalış kız gülümseyerek “evet biraz“ desin..
4. ve En Sevdiğimiz Bölüm: Yazılı anlatın:)
Feci atasözleri, deyimler falan öğrenmiştim bu bölüm için, aralara katarım şık olur diye:) ama test çok kötü geçtiği için epey gergin ve yorgundum, aklımda bi tek laf kalmıştı.. (o lafa sonra gelcez)
Başından anladım aslında bişeylerin ters olduğunu. Altı üstü iki satır yazcaz diye niye elimize koca bi kitapçık tutuşturmuşlardı ki?
Kitapçığı açmamla aha dedim sıçtık (hatta bunu fr söyledim:). Bir sayfa, ama koca sayfa (nitekim o bi kitapçık deil gayet A4 şeklinde basılmış bi hayvandı) dolusu rakam! Dünya’daki nüfüs oranları. Kıtalara ve şehirlere göre nüfüs artışı, dünyanın en büyük 15 şehri (aralarında İstanbul’un olmamasını tiksinç mi ne bulsam bilemedim, 15. sırada on milyon küsürlü bi ülke vardı ve İstanbul’un nüfusunun çoktan on milyonu geçtiğini sanıyorum) ve bunların yıllara göre dağılımı... burdan 400 kelimelik bi sonuç çıkarmamız ve de bunu gayet iyi bi fransızcayla mantık sırasına göre dizmemiz (gerekli argümanları kullanarak), ve sonuç olarak da bununla ilgili kişisel yorumumuzu yazmamız isteniyodu. Ben hala iyi niyetliydim. Sanırım bi yarım saat falan sayılara baktım... ilginçti.. mesela tokyo ne kadar da azıtmıştı öyle: 1975te beş milyon küsürlük bi nüfustan 2003te 26 milyon küsüre fırlamıştı.. o kadar insan nası sığıyodu oraya, benim gibi mini miniler diye olamazdı, mantıksızdı.. derken bir paragraf yazmayı başardım ama korkunçtu. Neyse dedim ikinci soruya geçtim (evet evet bi de ikinci soru vardı), gayet tatlı bi şekilde televizyonun kültür alışverişinde ne kadar etkili olduğuyla ilgili bi metin isteniyodu. Başladım tatlı tatlı yazmaya ben de.. Kadın:son 30dakika! Dilay: yaa bi dur yeni başladık (o aptal sayılarla bi saat kaybetmiş olduğunun farkına vardırıldı). Biraz sinir yapıp tvye verip veriştirmeye başladım o sırada. Işte aptalız hepimiz kendi hayatımız o kadar değersiz ki o yüzden başkalarının hayatlarını izleyip (evet bu amrikanlardan gelen hadi hep birlikte herkesi, herşeyi gözetleyelim hastalığı fransadada yerini bulmuş hatta abarmıştı) kendimizi mümkün mertebe “ignore“ediyoruz (dikkat: mümkün mertebe + ignore:) da falan da filan da ama tamamen konu dışı.. Kadın: son 15 dakika! Işte dilayın sıçtığı nokta.. asla yapmaması gereken, neden yapmaması gerektiği iyice belletilen, defalarca bu yüzden azarlanan, bi yerlerden uçurulan kaçırılan.. (ahh be dilayım)
İşte o an gerçeklerden kopuş anımdı, hadi be yürü be kaybetçek hiçbişeyin yok dediğim anlardan biri (ki bu anlarda hep kaybetmişimdir). Yazmaya devam ettim..
“Bak“ dedim “ben daha fazla zırvalayamıcam son on beş dakkam (ama asla yazı dilinde argoya yer yoktur dilay hele ki fransızlara!), o dünya nüfusu meselesi beni hiç ilgilendirmiyo, olmuyo işte yazamıyorum, zorladım bi paragraf çıktı.
Bana deseydin ki Truffaut’nun Fahrenheit 451ini anlat, orda anlatabilirdim kültürün nası aktarıldığını, tvle deil ama insandan insana. Hatta abartıp Camus ’den Nieztsche’den bile bahsedebilirim ve dahi varoluş problemlerinden (ahh zavallı, bi yere varmayan kendimi ispatlama çabalarım) ama elimdem gelmiyo dünyadaki nüfüs artışını irdelemek. Evet çok isterdim fransada sinema eğitimime devam etmek ama bunun için yazılı ispatlara ihtiyacınız var doğal olarak (kesinlikle haklılar) ve benim elimden gelmiyo ve size ancak bu saçmalıkları sunabiliyorum. Özür ve teşekkür, değerli vaktinizi aldım bu saçmalıklarımla..“ vede hatta son laf "je ne crois plus en rien ni en personne"
Evet yaptım.. kendimle gurur duymuyorum ne de ilkkez yaptığım bişey : Orta okulda bi tarih sınavında da yapmıştım, osmanlıda bissürü bişici başı vardı öğrenmemiz gereken ve hepsi topçuydu aslında yani çoğu.. humbaracı başı mıydı neydi sorduğu örtmenin yazılıda, top atar top tutar yazmıştım:) sonra sınıfta okuyup gülmüştük ama orta okuldu, örtmen anne yarısıydı vs (ahh hülya özateş).. üniversitede de denedim bikaç kez: kültür tarihi sınavıydı, boktan bi soru vardı burjuvazi üzerine, günümü anlatmıştım sabahtan başlayarak ve 100 almıştım:) ve başka yerlerde de yaptım ben hep bunu ve genelde hep sıçtım.. burs başvurularımdan birinde “evet karnım doyuyo sığıncak bi evim de var ama ben hiç sinemaya gidemiyorum“ demiştim ve beni “dilaycım bu içtenliğin için teşekkür ederiz“ diyerek saygıyla uğurlamışlardı mesela:)
Neyse ooo epey yazdım.. “hayır daha bitmedi, bitmedim, daha büyük yenilgiler için daha mini mini umutlara ihtiyacım var“ başlıklı yazımı, yani sınav sonrası pisikolocimi yazcam dahaa...