11 Ağustos, 2007

UYKU

Nefret ettim ben hep uyuyan insanlardan. Filmin tam ortasında, sohbetin tam ortasında, gecenin tam ortasında, içkinin, herşeyin tam en güzel yerinde.. Evet insan doğasının en doğal, en masum halinden hep nefret ettim ben.
Kendiliğinden olmadı bu tabi, herşey "insomniaque" olmamla başladı:) En güzel neden uyuyanlardan nefret etmeme.. Kendim uyuyamadığım için insanların nasıl uyuyuverdiklerine anlam veremedim önce, sonra kıskandım belki de.
Olay ev arkadaşımın uyuşukluğuyla başladı. Hatun sabah okula gidip, akşamüstü eve gelip uyumaya başlıyodu (evet başlıyodu çünkü onun için bi iş gibiydi bu), anlaşılır bişeydi öğle sonrası uykusu. Sonra yemek hazırlayıp uyandırırdım kendisini, yemeğini yeyip geri uyurdu. Hep uyurdu. hatun birlikte yaşadığımız 3 sene boyunca hep uyudu. Biz birlikte 1 tane film bitiremedik onca zaman boyunca. Arada hazırladığımız rakı sofralarında tam ben derdimin en dertli yerindeyken uyudu. İnanamadım, tam da tacizin ayrıntısına gircekken, gözyaşlarımı tutmuşken bütün gece o an akıtmak için, uyuyuverirdi.. Kendisinden nefret ettim uyuyo diye:)
Sonra gel zaman git zaman bi başkası uyudu yanımda:) derken bi başkası, bi diğeri.. Hiç anlamadım insanın uykuya yenik düşmesini, ben hep gecenin son anını beklerdim en güzel sonlar en acı anlar için, ve gecemin içine sıçtı bu tipler yıllar boyu. Benim sulanan gözlerime karşılık karşımda kapanan gözler. En canım ciğerim bile uyudu benim direncim karşısında, tanrım, ne kadar da sıkıcı olmalıyım! Evet sonunda karar verdim, ben çok sıkıcı olmalıyım:)
Ama:)) ayıp yine de uyumak bazen. Karşındaki bütün gün, bütün gece en uygun anı beklemişken sana söylemek için o şeyi. O şey... herhangi biri için ağır çeken o herhangi şey işte..
Ben sonradan daha iyi anladım neden uyuduklarını, uyuduğunuzu, insanlar duymak istemediklerinde uyur en çok, duyarlar dinlerlerse sonra ağır geleceğinden, yük olacağından, uyku en sığınılasıdır. Anladım. hem onları, hem de ben, kendim ne kadar sıkıcı olduğumu..
Bu neyi değiştirdi peki, hala nefret etmiyo muyum o uyuyanlardan ( mon dieu, o uyuyanlar derken bile nefret seziliyo)?? Parantez içi cevap. Egoizm. Çift taraflı. Bi şarkı da var ama sözleri kayıp sayın MFÖ.
Bi fareler uyumuyo geceleri, onları da ben sevemiyorum.
Not: Armağan len sanırım sen hiç uyumadın beni dinlerken, bravooooooooooooo, kocamansın. Seçkin? sızmadıysan eğer sen de dinledin di mi beni yaw? Sıksam çıkar daha, Evrenim var.. daha neler neler.. ben çok bunaldım herhald.
Çok özledim ve dahası.. Sonrasında uyumıcak olanlara:)

01 Ağustos, 2007

FARELER VE YAŞLILAR

İnsan delirir. Ben deil, kim olsa delirir.
YOKLAR: iş, arkadaş, para, berna, özgüven, sigara, omuz
VARLAR: fareler, yaşlı kadınlar, geçmiş
o kadar sıçmışım ki cümleleri toparlayamıcam diye madde madde yazıyım dedim o da olmadı, sırıttı her bi yanı.
Evet işte, iş bulup 5 gün çalışıp ayrıldım, benim türk kardeşlerimi öldürmeye silah alma maksatlı parayı bari dolaylı yoldan da olsa ben kazandırmayayım diye, hiç politik olmama ve de onca umarsızlığıma, ırktır millettir safsatalarına aldırmamama rağmen, sırf bişeye körü körüne inanan bu salak bulduğum takımlardan herhangi birine hizmet etmemek için. Güzel paraydı. 5 günde bana gösterdiler nası güzel olduğunu ama yemedim.
Binlercesi için büyük bi lüks olabilecek evde oturma eylemine karşılık, çok sıkıldım ben. Evdeyim. Ve bu evde fareler var (bir paris klasiğiyle karşı karşıyasınız şu anda), Paris kulesiyle kilisesiyle olduğu kadar sıçanları, fareleri, donsuz kadınlarıyla daha da ünlü bi şehirdir aslında.
Sonra kokmuş metroları, o metrolarda habire acıklı bakışlarla para isteyen tipleriyle bin basar türkiye raylı hatlarına. Paris de aynı İstanbul gibi yaşancak deil ama gezilcek bi şehirdir. Hepsi budur.
Bi de bi kadın çıktı son zamanlarda burada canıma okuyan. Sevdiceğimin babannesinin kız kardeşi. 75 yaşında ama bizimkilere benzemiyo, capcanlı, dimdik bi hatun kendisi. Ve bu insancık bi rahibe, yani aklınıza düşmez diye söyliyim (önemini bi sonraki cümlede anlıcaz) bekar, hiç sevgilisi olmamış, çocuğu mocuğu olmayan bi tipleme. Ama o tvdeki rahibeler gibi falan da deil ha, zıpır zıpır bi hatun. Yani tam rahibe bile deil aslında yandan yemişi. Ama hayatındaki onu o yapan herkes hemen hemen öldüğü için kafayı herkese takmış durumda iyilik yapçam ayağına.
Ve bu kişi haliyle beni çok seviyo, ve sevdiğinden fazla yoruyo. Beni hep görmek istiyo, görüşsek de asla tatmin olmuyo, hep sitem halinde. Günümün 6 saatini kendisiyle geçirsem de hep şikayetçi yeterince vakit ayırmıyorum diye kendisine. Görüştüğümüzde beni habire başka yaşlıların evine götürüyo, bana hiç sormuyo, bana iş arıyo, hadi amcana teşekkür et diyo, her gittiğim yerde aynı hikayeleri anlatmamı istiyo, kendimi habire habire ama kendi istediği gibi çevire çevire anlattırıyo. Anahtar veriyo aç diye kapıyı, açamayınca bağırıyo salak mısın gibisinden, bahçesinden çiçekler almamı istiyo, her gittiğimde iki torba bitkiyle dönmemi sağlıyo eve Yoann'ın "bu neeeeeeeeeeee" çığlıklarından haberdar olmasına rağmen.
Bambaşka hayatlara götürüyo beni, acayip kadınların evine. Evdeki hayvanlarıyla (50 kedi 20 köpek gibi bişi) ancak uğraşabildiğinden kendi öz oğlunu yetiştirme yurduna vermiş bi kadın, kendinden 15 yaş büyük kocasını evin üst katına hapsetmiş başka bi kadın, yok boğazı kanserden deline deline ölmüş bi adamın karısı.... korkunç hikayeler.. hayvan dolu evler ki ben hayvan mayvan sevmem kardeşim, bi de zaten alerjim var kediye hapşira hapşira mahvoluyorum aldığım ilaçlara rağmen.
Ve bu canavar kadın habire ana babasını anlatıyo bana, yetmez gibi dedesini ninesini, daha da ilerisini, iki yüz yıllık hikayeler.. yoruluyorum.. dinleyemiyorum.. Gitmesem de hergün arıyo beni bu kadın. Cevap vermesem bi daha bi daha arıyo. GEEEBEEEEEEEEEEER demek istiyorum artık yordu kaltak. Azarlıyo beni. Sorumluluklar yüklüyo. Acıyamıyorum bile.
Kolay değil : bembeyaz duvarları yüksek, akıl hastanesinden yeni çıkmış insanların servis yaptığı bi kantinde, 75 yaşında bi rahibe bozuntusu ve evinde 80 tane hayvanı olan 65 yaşında bi başka kadınla kendini buluvermek, bambaşka bi ülke bambaşka bi dilde.. bambaşka yemekler yemek sosa batıra batıra ve ekmekleri çantaya atmak sonrasında görülecek Govache (resto sonrası görülmeye gidilecek eşşeğin ismi) için.
Neyse..
Ben şu sıralar, bu yaşlı kadının telefon tacizleri dışında (gitmediğimde tabe), gününü bu fareli evde geçirmek durumunda olan bi insan olarak, ne bu farelerin varlığına, ne de insan zekasının bu iğrenç canlıyı yoketmek için nasıl gerekli çözümleri üretemediğine inanamamanın verdiği çaresizlikle ağlıyorum bol bol.
(evet her yolu denedim, elektonik faresavara kadar, hiçbişey savamadı onları, bi iki yapıştılar yapışkanlı tuzaklara şimdi onu da öğrendiler yanından geçiyolar).
Bense yaşlılardan, farelerden ve beni tüm bunlardan koruyabilecek olan sevdiceğimin iş alanı olan inşaatlardan nefret ediyorum!