66. Cannes Film Festivali’nde jüri tarafından ilk kez verilen özel «OHA » ödülünü almaya hak kazanan Türk kadın yönetmen Dilay Durmuşlar, başarısını tüm fransız halkına adadı (pohaaa). Ödül töreninde yapması gereken konuşmayı kafası titrediği için yapamayan genç yönetmen, ilk röportajını kapısına kadar giden muhabirimizle gerçekleştirdi (daha sonra bu lütfunu, insanların yüzüne ’hayır’diyememekle açıkladı-yaptığı uzun egzersizler sonucu telefonda hayır diyebilmeyi bir süredir başarabiliyordu, bu dönemin çok sancılı olduğunu röportajı yapan muhabirimiz, genç yönetmenin gözlerinde gördü).
Muhabir : Evet, sonunda size ulaşabildik sayın dilay, öncelikle sizi biraz tanıyalım.
Dilay : Sinemaya yeni başlamadım, 3 yaşımdan beri sinema yapıyorum aslında. Biz abimle dizicilik oynardık eskiden. Onun 30’ar dakikalık 5 bölümüne karşılık benim 5 dakikalık tek bölüm hakkım olurdu. Benim bölümlerimde, bölüm başında hep kız çocuğum kaçırılırdı ve bütün bölüm onu bulduğum andan ibaret olurdu, bebeğe sarılıp ağlardım. Abiminkiler ise gerçekten ilginç olurdu, ishal olurdum heyecandan, armut, üzüm ve inciri arka arkaya yeyip üzerine su içmemle alakası var mıydı hatırlamıyorum.
Muhabir : Oldu. Peki sinema aşkınız.. sizi Fransa’ya getiren nedenler..
Dilay : (sahte bir gülümsemenin ardından gözleri dalar..) Maceram uzun ve zorluydu açıkçası.. Türkiye’de sinema ve tv eğitimi aldım ben aslında. Okulu bitirince, artık Fransa aşkı mı, sinema aşkı mı, iş bulamıcam büyük olcam düzen olcam diye göt korkusundan mıdır bilinmez, Fransa’nın küçük bir kasabasına geldim önce au pair olarak. Şirin mi şirin bi kayak merkeziydi ama ideallerim vardı, Paris’e gelmeliydim, burda sinema eğitimi almalıydım ya da amına koduumun karına ve dağına daha fazla dayanamadım diyelim. Ve işte böylece Paris’e gelmiş oldum.
Muhabir : Ya Anne Brochet’yle karşılaşmanız..
Dilay : Evet, gerçekten inanılmaz bi hikaye bu aslında. Paris’e geldiğim ilk sene fransız bir ailenin yanında kaldım yine au pair olarak. Bu sırada boş durmayıp bir sinema okuluna başvuru yaptım ve sene sonunda dünyalar benimdi, kabuledilmiştim, hayallerime biraz daha yaklaşmıştım ya da Türkiye’ye elim sikimde dönmekten kurtulmuştum diyelim bilemicem ama mutluydum (histerik kahkaha). Daha sonra, eğitimim ve sanatsal gelişimim için ya da birileriyle yaşamak bana artık dünyayı darettiği ve beni eşşekler gibi kullandıkları için diyelim fransız ailemin yanından ayrılmaya karar verdim. Bu nankörlüğüme karşılık Laetitia birgün elime Anne’ın telefon numarasını tutuşturdu, ara dedi, çocuklarına bakcak birini arıyo, bu arada dikkatinizi çekti mi bilmiyorum 25 yaşındaydım o sıralar ve hala çocuk bakıyodum (2.histerik gülümseme). İşte Anne’la dostluğum taa 7 sene önceye dayanıyo.
Muhabir : İlk karşılaşmanızda neler olmuştu, bunla ilgili ilginç anılarınız olmalı ?
Dilay : Evet, çok iyi hatırlıyorum, bi haziran günüydü. Stresliydim açıkçası biraz yanına giderken, Dünyanın Bütün Sabahları’nda oynayan bir oyuncuyla karşılaşmak doğal olarak beni biraz heyecanlandırmıştı. Aaa bakın ne hatırladım ; hatta o gün, o zamanlar fransız bir sevgilim vardı (gözler yine uzaklara dalar.. kısa sürede toparlanır), sevgilimle sabahın köründe kalkıp notere falan gitmiştik, o gün kendine bi ev almıştı o, çok sevimli bi evdi, çok heyecanlanmıştık. Benim nası bi bokun içinde olduğumu göre göre, bırak barıncak bi yer aramayı, benle kalırsın olmazsa, bu kadar strese sokma kendini demediği için ona hala minnetarımdır. Yoksa şu an burda olamazdım belki.. Anne’la tanışmış da olamazdım.. Hatta bu konuyu Anne’la da konuşmuştuk o gün, bana neden sevgilin ev aldıysa onla kalmıyosun diye sormuştu. Ben de ‘sanırım kendimi güvende hissetmekten çok özgür olmaya ihtiyacım var’demiştim.
Neyse konuyu dağıttım iyice, nerdeen nereyeee (gülüşmeler).
Muhabir : Daha sonra Anne Brochet’yi filminizde oynatmayı nasıl başardınız ?
Dilay : Onun da uzun bi hikayesi var aslında. ilk filmimde oynamasıyla beni nasıl onurlandırdığını anlatmaya kelimelerim yetmez (gözler sulu)
Ben yaklaşık 1 yıl kadar çocuklarına baktım, çocuklar çok tatlıydı, özellikle Gad Elmaleh’ten olan 5 yaşındaki oğlu.. Çok dostane bir ilişki vardı aramızda, benim sinema aşkımı bilyordu, derken Gad’la da samimi olduk, onla tanıştım, bunla tanıştım derken sonunda bu film ortaya çıktı.. kolay olmadı tabii ki, bi film kaç şişe şaraba maloluyo biliyo musunuz (gülüşmeler), tabii önce içilenleri saymazsak (iyice gülüşmeler)..
Röportaj burda kesilir, hani ardarda iki boktan espri patlayınca artık osursan gülünür ya, röportajın devamı bu şekilde seviyesiz geçtiği için yayınlanmaz.
NOT : Ne kadar ezik olsam da cesur bi kadınım ben ve ‘benim hala umudum var sanırım’(iç ses :evet mehmet.. sanırım) ve de komikçi hayallerim..
ÇOK ÖNEMLİ RİCA: Ben link vermeyi beceremediğim için (bi kere yaptım ama saatlerimi aldı o da aylar önceydi, unuttum) bu Anne Brochet'yle Gad Elmaleh'i merak edenler google'dan bi araştırıversin:)
GERÇEKLER :
Yoann ev aldı bugün. Evet sevimli bi ev. Birlikte kalmayı teklif etse de asla kabul etmicektim (yok gurur falan yaptığım sırf teklif etmedi diye, dediğim gibi aşkın gözleri açıldı, biriyle yaşama fikri kanımı donduruyo hafiften, bi de o da bunun çok farkında cidden sormaya cesaret edemiyo bile olabilir ya da gerçekten o da istemiyodur, durum budur)
Ben bugün gerçekten Anne Brochet’yle görüşmeye gittim ve evet gerçekten Dünyanın Bütün Sabahları’nda oynayan kadındı karşımdaki. O konuşma gerçekten geçti. Gad Elmaleh gerçekten çocuklardan birinin babası. Belki seneye gerçekten onun çocuklarına bakçam ve 9. arondismanda bir binanın 6.katında 20metrekarelik, sağı solu Moulin Rouge, Sacré Cœur, Montmartre ebe sobe olan benim mi benim bi stüdyom olcak. Evet numarasını Laetitia verdi. Ayrıca abimin dizileri gerçekten süper yaratıcı olurdu.
İYİ OLASILIK: 2013’te Cannes’a seçilcek bi film yapmam
SÜPER İYİ OLASILIK: 2013’te Altın Palmiye.. hayallerim..
KÖTÜ OLASILIK: Kadının yanında it gibi çalışıp sinema ortamına hiç bi şekilde dalamamam. Uyuşturucu ve fuhuş bataşına düşmem:))
İĞRENÇ OLASILIK: Sanatçı kaprisine maruz kalıp sürüm sürüm sürünmem, ama sabırla bekleyip sonunda hiç bi bok elde edememem, hayallerimin burnumdan fitil fitil gelmesi.
EN OLASI: Kadınla 27sindeki randevumun 15 dakika sürmesi ve elim sikimde içmeye gitmem ve sevgilimin kollarında ’böğüüü ama neden ben’ diye ağlamam.
ALAKASIZ NOT: Bak şimdi "the" var ya bildiğiniz ingilizce article olan the.. ben ona "dı" dendiğini, "di"dendiğini, zorlamayla "fı" yahut "fi"dendiğini, hatta "hı" dendiğini duydum ama hiç "zö" dendiğini duymamıştım. evet konumuzla alakası yok ama franszılar "the"ya resmen "zö"diyo, koptuğum noktadır demeden geçemedim.
Muhabir : Evet, sonunda size ulaşabildik sayın dilay, öncelikle sizi biraz tanıyalım.
Dilay : Sinemaya yeni başlamadım, 3 yaşımdan beri sinema yapıyorum aslında. Biz abimle dizicilik oynardık eskiden. Onun 30’ar dakikalık 5 bölümüne karşılık benim 5 dakikalık tek bölüm hakkım olurdu. Benim bölümlerimde, bölüm başında hep kız çocuğum kaçırılırdı ve bütün bölüm onu bulduğum andan ibaret olurdu, bebeğe sarılıp ağlardım. Abiminkiler ise gerçekten ilginç olurdu, ishal olurdum heyecandan, armut, üzüm ve inciri arka arkaya yeyip üzerine su içmemle alakası var mıydı hatırlamıyorum.
Muhabir : Oldu. Peki sinema aşkınız.. sizi Fransa’ya getiren nedenler..
Dilay : (sahte bir gülümsemenin ardından gözleri dalar..) Maceram uzun ve zorluydu açıkçası.. Türkiye’de sinema ve tv eğitimi aldım ben aslında. Okulu bitirince, artık Fransa aşkı mı, sinema aşkı mı, iş bulamıcam büyük olcam düzen olcam diye göt korkusundan mıdır bilinmez, Fransa’nın küçük bir kasabasına geldim önce au pair olarak. Şirin mi şirin bi kayak merkeziydi ama ideallerim vardı, Paris’e gelmeliydim, burda sinema eğitimi almalıydım ya da amına koduumun karına ve dağına daha fazla dayanamadım diyelim. Ve işte böylece Paris’e gelmiş oldum.
Muhabir : Ya Anne Brochet’yle karşılaşmanız..
Dilay : Evet, gerçekten inanılmaz bi hikaye bu aslında. Paris’e geldiğim ilk sene fransız bir ailenin yanında kaldım yine au pair olarak. Bu sırada boş durmayıp bir sinema okuluna başvuru yaptım ve sene sonunda dünyalar benimdi, kabuledilmiştim, hayallerime biraz daha yaklaşmıştım ya da Türkiye’ye elim sikimde dönmekten kurtulmuştum diyelim bilemicem ama mutluydum (histerik kahkaha). Daha sonra, eğitimim ve sanatsal gelişimim için ya da birileriyle yaşamak bana artık dünyayı darettiği ve beni eşşekler gibi kullandıkları için diyelim fransız ailemin yanından ayrılmaya karar verdim. Bu nankörlüğüme karşılık Laetitia birgün elime Anne’ın telefon numarasını tutuşturdu, ara dedi, çocuklarına bakcak birini arıyo, bu arada dikkatinizi çekti mi bilmiyorum 25 yaşındaydım o sıralar ve hala çocuk bakıyodum (2.histerik gülümseme). İşte Anne’la dostluğum taa 7 sene önceye dayanıyo.
Muhabir : İlk karşılaşmanızda neler olmuştu, bunla ilgili ilginç anılarınız olmalı ?
Dilay : Evet, çok iyi hatırlıyorum, bi haziran günüydü. Stresliydim açıkçası biraz yanına giderken, Dünyanın Bütün Sabahları’nda oynayan bir oyuncuyla karşılaşmak doğal olarak beni biraz heyecanlandırmıştı. Aaa bakın ne hatırladım ; hatta o gün, o zamanlar fransız bir sevgilim vardı (gözler yine uzaklara dalar.. kısa sürede toparlanır), sevgilimle sabahın köründe kalkıp notere falan gitmiştik, o gün kendine bi ev almıştı o, çok sevimli bi evdi, çok heyecanlanmıştık. Benim nası bi bokun içinde olduğumu göre göre, bırak barıncak bi yer aramayı, benle kalırsın olmazsa, bu kadar strese sokma kendini demediği için ona hala minnetarımdır. Yoksa şu an burda olamazdım belki.. Anne’la tanışmış da olamazdım.. Hatta bu konuyu Anne’la da konuşmuştuk o gün, bana neden sevgilin ev aldıysa onla kalmıyosun diye sormuştu. Ben de ‘sanırım kendimi güvende hissetmekten çok özgür olmaya ihtiyacım var’demiştim.
Neyse konuyu dağıttım iyice, nerdeen nereyeee (gülüşmeler).
Muhabir : Daha sonra Anne Brochet’yi filminizde oynatmayı nasıl başardınız ?
Dilay : Onun da uzun bi hikayesi var aslında. ilk filmimde oynamasıyla beni nasıl onurlandırdığını anlatmaya kelimelerim yetmez (gözler sulu)
Ben yaklaşık 1 yıl kadar çocuklarına baktım, çocuklar çok tatlıydı, özellikle Gad Elmaleh’ten olan 5 yaşındaki oğlu.. Çok dostane bir ilişki vardı aramızda, benim sinema aşkımı bilyordu, derken Gad’la da samimi olduk, onla tanıştım, bunla tanıştım derken sonunda bu film ortaya çıktı.. kolay olmadı tabii ki, bi film kaç şişe şaraba maloluyo biliyo musunuz (gülüşmeler), tabii önce içilenleri saymazsak (iyice gülüşmeler)..
Röportaj burda kesilir, hani ardarda iki boktan espri patlayınca artık osursan gülünür ya, röportajın devamı bu şekilde seviyesiz geçtiği için yayınlanmaz.
NOT : Ne kadar ezik olsam da cesur bi kadınım ben ve ‘benim hala umudum var sanırım’(iç ses :evet mehmet.. sanırım) ve de komikçi hayallerim..
ÇOK ÖNEMLİ RİCA: Ben link vermeyi beceremediğim için (bi kere yaptım ama saatlerimi aldı o da aylar önceydi, unuttum) bu Anne Brochet'yle Gad Elmaleh'i merak edenler google'dan bi araştırıversin:)
GERÇEKLER :
Yoann ev aldı bugün. Evet sevimli bi ev. Birlikte kalmayı teklif etse de asla kabul etmicektim (yok gurur falan yaptığım sırf teklif etmedi diye, dediğim gibi aşkın gözleri açıldı, biriyle yaşama fikri kanımı donduruyo hafiften, bi de o da bunun çok farkında cidden sormaya cesaret edemiyo bile olabilir ya da gerçekten o da istemiyodur, durum budur)
Ben bugün gerçekten Anne Brochet’yle görüşmeye gittim ve evet gerçekten Dünyanın Bütün Sabahları’nda oynayan kadındı karşımdaki. O konuşma gerçekten geçti. Gad Elmaleh gerçekten çocuklardan birinin babası. Belki seneye gerçekten onun çocuklarına bakçam ve 9. arondismanda bir binanın 6.katında 20metrekarelik, sağı solu Moulin Rouge, Sacré Cœur, Montmartre ebe sobe olan benim mi benim bi stüdyom olcak. Evet numarasını Laetitia verdi. Ayrıca abimin dizileri gerçekten süper yaratıcı olurdu.
İYİ OLASILIK: 2013’te Cannes’a seçilcek bi film yapmam
SÜPER İYİ OLASILIK: 2013’te Altın Palmiye.. hayallerim..
KÖTÜ OLASILIK: Kadının yanında it gibi çalışıp sinema ortamına hiç bi şekilde dalamamam. Uyuşturucu ve fuhuş bataşına düşmem:))
İĞRENÇ OLASILIK: Sanatçı kaprisine maruz kalıp sürüm sürüm sürünmem, ama sabırla bekleyip sonunda hiç bi bok elde edememem, hayallerimin burnumdan fitil fitil gelmesi.
EN OLASI: Kadınla 27sindeki randevumun 15 dakika sürmesi ve elim sikimde içmeye gitmem ve sevgilimin kollarında ’böğüüü ama neden ben’ diye ağlamam.
ALAKASIZ NOT: Bak şimdi "the" var ya bildiğiniz ingilizce article olan the.. ben ona "dı" dendiğini, "di"dendiğini, zorlamayla "fı" yahut "fi"dendiğini, hatta "hı" dendiğini duydum ama hiç "zö" dendiğini duymamıştım. evet konumuzla alakası yok ama franszılar "the"ya resmen "zö"diyo, koptuğum noktadır demeden geçemedim.
8 yorum:
hastasiyim, manyak :)
o filmin de hastasiyimdir zaten. muziklerini dinlerim hep. aaah ahh...
O kadar keyifle okuyorum ki yazılarını anlatamam...Bir ara kaybolduğunda "galiba dönmeyecek" diye korkmaya başlamıştım. Bulaştığın işlerin üstesinden geleceğine inanıyorum. Kim bilir belki sana o ödülü veren jüride de ben yer alırım, belli mi olur:)
teşekkür ederim güraycım okuduğun için yazılarımı üstelik bi de keyifle:)
ama jüride olursan teşekkür konuşmamda sana nası teşekkür edicem? unuttun mu;)
yuruuuu guzelim kim tutar seni be :))) insallah kabul eder o hatun seni, belkide hayaller gercek olur kim bilebilir ki ;) bolll sansssss
aa o kadin cyrano'da roxanne'i oynayan kadinmis. bu arada yazidaki "histerik gulmeler" beni gulmekten oldurdu. ciddi soyluyorum yaziyi okurken ara verip verip guldum. durumunu çok guzel anlatmissin.
"9. arondismanda bir binanın 6.katında 20metrekarelik, sağı solu Moulin Rouge, Sacré Cœur, Montmartre ebe sobe olan benim mi benim bi stüdyom olcak."
lafınla bi an ayıldım ulan dedim hakkaten bu kız paris'te la. vay mına koyum işe bak. düygünün amerigalarda olduunu ilk günden itibaren kabullenmitim( çünkü düygü başarılıdır hırslıdır gider yapar eder vs.. ama ama dilay nası yani!!)
vay anasını sayın seyirciler demek istiyorum biraz geç olsa da:)
saol buketçim ama insanın iki dakka bile hayal etmesine izin vermeden sikiveriyo gerçekler hayalleri. yaa daha kadınla görüşmeye gitmeden kafam balon gibi oldu, yok dadı kaprisi yapıyomuşum (sanatçı kaprisini Anne'a bıraktım), yok prensesmişim ben çalışmak istemiyomuşum da vıdı vıdı, bi teşekkür bile etmemişim, oysa bana ne büyük bi iyilik etmişler (bu arada teşekkür etmemem pek mümkün deil, doğama aykırı, teşekkürler benden refleks gibi çıkar hatta arkadaş ortamında dalga konusu olduğu bile olmuştur). Bi numara verdiler hayatımı verdiler sanki amına koyyim, bak ya çok sinirliyim, neyse:)
(evet fonetik kaktüs, hemen yukardaki gülümseme de o histeriklerden)
yiğidim armeyanım, var ya benim de paris de olduğumu anlamak için eiffeli falan görmem icap ediyo arada, o yüzden hissiyatını pek iyi anlıyorum. zaten o hissiyatı vermek için yazıldı o cümle:)(burdaki gülümseme şerefsiz gülümseme yalnız.)
iyi de dilaycım sen de amma prensessindir haa....hayret bişi yaa...sonucta onlar bi şekilde hayatlarını sürdürecekler baska bir dadı bularak...vs.ama (eger Anne ile gorusmen olumlu olursa) senin neler yasayacagın hala meçhul...bu Anne ile umarım her sey gayet yolunda gider kimsenin tahmın edemeyecegi sekılde...ve cok mutlu olursun ...o manyak da kıskansın:)
Aysegul
Yorum Gönder