9 Mart pek parlak geçmemişti benim için. Doğumgünümdü. Yine yalnızdım, geçen seneki gibi, Fransa'daydım, Türkiye'de de olsa bişey yapar mıydım? hayırdı yapmazdım ama (imla kurallarından vazgeçtiğim an:) yine de "triste"di işte.. gerçi sabahında aldığım, hiç beklemediğim halde aldığım
"bon anniversaire" (yani iyi doomgünüler trçesi:) mesajının bende yarattığı kalp çarpıntısını hesaba katmazsak..
10 Mart.. uyandım öğlene doğru.. mutfakta benim adıma bi paket vardı. şişkince:) Taa New Orleans'dan geliyodu. Paketi açtım. İçinden önce rengarenk boncuklar çıktı:) hayatımda hiç görmediğim güzellikte renkli kolyeler, sapsade ama renkler muhteşem: mor, pembe, mavi, gümüş rengi ve altın sarısı (bu sarıyı sevmememe rağmen o kadar gözalıcıydı ki gözlerimi alamadım kendisinden:) .. şıngır şıngır:) delirdim sevinçten (duygularımı anlatçak sözcükleri zor buluyorum şu sıra:). Sonra bi cd çıktı içinden, hemen koydum bilgisayara. Benim Canım'ın evlilik fotoğrafları ve ben o anda artık kendimden geçip ağlamaya başladım-tabii ki. Yok öyle gelinlik falan ama taa gözlerinin içini gördüm ben fotoğraflarda gelinlikten ziyade. Ayy ne kadar banal diyenin kafasına sıçıyım, o kadar tuhaf ki çoooook uzun zamandır, çocukluğundan tanıdığın ve birlikte hayaller kurduğun bi kız arkadaşının evlenmesi (benim başıma iki kere geldi, birisinde düğündeydim ki yediğim şoku ben bilirim-ah ellerimle giydirdim Berna'mı, ne olursa olsun önemli sanırım bi kadın için bu evlilik hadisesi- öteki Duygu hanımınkiydi işte ama zart diye evlendiği için anlayamamıştım tam ne olup bittiğini- hayır hiç bi sitem yok, iyi yaptı:).
Neyse cd'de fotolar vardı işte ve benim için (evet benim için, beni düşünüp) seçtiği 118 şarkı. ama hepsinden önemlisi bi de mektup vardı içinde. Kendi deyimiyle"etten kemikten" bi mektup.. bunun benim için değerini ise sanırım kendi dışında kimse anlayamaz.. dur ben anlatmayı deneyeyim; ben bu kadınla bütün ortaokul yıllarım boyunca, ve bu hatun yan sınıfımda olmasına rağmen, mektuplaştım. Hepsini dörde katlayıp üstüste koyunca bi karış mektup ediyo. Ve biz o kadar, o kadar "mışız"ki.. neyse.. deli oldum mektubunu okurken de.. neyse.. anlatamıcam bunun dahasını.. bana ne yaptığını.. canımın beni iyi yapmak için yolladığı o paketin beni neden o kadar salya sümük yaptığını:(
Sonra Laetitia şey dedi; akşam birlikte yemek yicez, doomgününü kutlıcaz, ona göre plan yap gece çıkmak istiyosan (malum cuma gecesi benim çıkmam lazımdı). Tamamdı ve bende deli bi istek vardı o akşam kendimi iyi hissetmek için. Saçlarımı boyadım aylardan sonra (Milo bana yardım etti:), süslendim falan derken aşağı indiğimde anormal bi sofra gördüm 16 kişilik! Bana bi sürpriz vardı.
Evet, hayatımda hiç olmayan, hep "ben sürprizleri sevmem" diyerek kendimi kandırdığım bi sürprizle karşılaştım (itiraf etmeliyim ki hayatım boyunca bunu bekledim). Laet. Paris'te tanıdığım herkesi çağırmıştı. Hepsi teker teker geldiler, bunların içinde arkadaşlarım da vardı. İnanılmazdı, durumu anlatçak kelime bulamıyorum. Ben bütün akçam tirtir titredim heyecandan. 15 kişi vardı benim için toplanan! Ferzan Özpetek filmlerindeki sofralardan kurulmuştu. Bi fransız akşamıydı.. bi türk kızı için verilen bi davet.. inanılmazdı.. bissürü hediyeler verdiler bana, herkes bana baktı mumlara üflerken, o kadar çok utandım o kadar çok titredim ki Laet pişman oldu:) biz seni mutlu etmek için yaptık oysa dedi ama ben bütün akşam titredim.. üşüdüm.. ve hele ki hediyelerden biri bi Truffaut kitabı olunca iyice kendimi kaybedip ağlamaya başladım.. herkes benim için ordaydı.. 15 fransız, bana, bu kadar değersiz hissettiğim "ben"e bi sürpriz yapmıştı. Bütün gece dalga geçtiler benle, deli gibiydim çünkü:) çoook utandım ama çokkkk..
Gecesinde bi bardaydım "bi" randevu üzerine. Geç kalmıştım ama azarlanmadım:) daha çok hoş karşılandım yine "joyeuse anniversaire" diye:) (anlayın artık bunu da canım bu da sevinçli doomgünleri oluyo, bayılıyorum bu arada bu direk çevirilere:)
Ertesi gün, vitrinlere bakarken (her zamanki gibi, vitrine deil vitrindeki yansımama bakıp) tek kişi olmadığımı farkettim, ben çifttim! Yanımda bi adam vardı... kaygılandım..
yansımam tek kişi deildi. yanımda biri vardı. elimi tutuyodu bi de üstüne üstlük. nemenem bişidi bu insan evladı.. neden yanımdaydı..
ertesi gün oldu ve"o" hala yanımdaydı.. ve ertesi gün..
Evet son ertesinde kendimi bi barda buldum yine, bu sefer gündüz saatlerinde... ve ben bi fransızın kollarında, gülmekten ağlayarak bi rugby maçı izledim, bira içerekten üstelik:) Çok komikti, o hiç anlamadı niye komik bulduğumu.. ben de onun niye gözlük taktığını bi maç için
hiç anlamadım:) Maçta adamlar vardı, hepsi birbirini itip kakıyodu, daha önce de karşılaşmıştım, en azından futbol maçlarında birbirini itip kakanlara
ama bu da "oha"ydı canım, o hırs, o feci şiddet:) ingitere fransa maçıydı bu arada! tam rekabet:) Ve ben dediğim gibi birinin kollarında sıcak sarılmalara maruz kaldım o şiddet esnasında:)
O, sanırım bi fransızdan öte bi "Yoann"dı (9mart sabahı bana o mesajı atan da ta kendisiydi) ve sanırım ben sevdim bu bi "Yoann"ı:)
"bon anniversaire" (yani iyi doomgünüler trçesi:) mesajının bende yarattığı kalp çarpıntısını hesaba katmazsak..
10 Mart.. uyandım öğlene doğru.. mutfakta benim adıma bi paket vardı. şişkince:) Taa New Orleans'dan geliyodu. Paketi açtım. İçinden önce rengarenk boncuklar çıktı:) hayatımda hiç görmediğim güzellikte renkli kolyeler, sapsade ama renkler muhteşem: mor, pembe, mavi, gümüş rengi ve altın sarısı (bu sarıyı sevmememe rağmen o kadar gözalıcıydı ki gözlerimi alamadım kendisinden:) .. şıngır şıngır:) delirdim sevinçten (duygularımı anlatçak sözcükleri zor buluyorum şu sıra:). Sonra bi cd çıktı içinden, hemen koydum bilgisayara. Benim Canım'ın evlilik fotoğrafları ve ben o anda artık kendimden geçip ağlamaya başladım-tabii ki. Yok öyle gelinlik falan ama taa gözlerinin içini gördüm ben fotoğraflarda gelinlikten ziyade. Ayy ne kadar banal diyenin kafasına sıçıyım, o kadar tuhaf ki çoooook uzun zamandır, çocukluğundan tanıdığın ve birlikte hayaller kurduğun bi kız arkadaşının evlenmesi (benim başıma iki kere geldi, birisinde düğündeydim ki yediğim şoku ben bilirim-ah ellerimle giydirdim Berna'mı, ne olursa olsun önemli sanırım bi kadın için bu evlilik hadisesi- öteki Duygu hanımınkiydi işte ama zart diye evlendiği için anlayamamıştım tam ne olup bittiğini- hayır hiç bi sitem yok, iyi yaptı:).
Neyse cd'de fotolar vardı işte ve benim için (evet benim için, beni düşünüp) seçtiği 118 şarkı. ama hepsinden önemlisi bi de mektup vardı içinde. Kendi deyimiyle"etten kemikten" bi mektup.. bunun benim için değerini ise sanırım kendi dışında kimse anlayamaz.. dur ben anlatmayı deneyeyim; ben bu kadınla bütün ortaokul yıllarım boyunca, ve bu hatun yan sınıfımda olmasına rağmen, mektuplaştım. Hepsini dörde katlayıp üstüste koyunca bi karış mektup ediyo. Ve biz o kadar, o kadar "mışız"ki.. neyse.. deli oldum mektubunu okurken de.. neyse.. anlatamıcam bunun dahasını.. bana ne yaptığını.. canımın beni iyi yapmak için yolladığı o paketin beni neden o kadar salya sümük yaptığını:(
Sonra Laetitia şey dedi; akşam birlikte yemek yicez, doomgününü kutlıcaz, ona göre plan yap gece çıkmak istiyosan (malum cuma gecesi benim çıkmam lazımdı). Tamamdı ve bende deli bi istek vardı o akşam kendimi iyi hissetmek için. Saçlarımı boyadım aylardan sonra (Milo bana yardım etti:), süslendim falan derken aşağı indiğimde anormal bi sofra gördüm 16 kişilik! Bana bi sürpriz vardı.
Evet, hayatımda hiç olmayan, hep "ben sürprizleri sevmem" diyerek kendimi kandırdığım bi sürprizle karşılaştım (itiraf etmeliyim ki hayatım boyunca bunu bekledim). Laet. Paris'te tanıdığım herkesi çağırmıştı. Hepsi teker teker geldiler, bunların içinde arkadaşlarım da vardı. İnanılmazdı, durumu anlatçak kelime bulamıyorum. Ben bütün akçam tirtir titredim heyecandan. 15 kişi vardı benim için toplanan! Ferzan Özpetek filmlerindeki sofralardan kurulmuştu. Bi fransız akşamıydı.. bi türk kızı için verilen bi davet.. inanılmazdı.. bissürü hediyeler verdiler bana, herkes bana baktı mumlara üflerken, o kadar çok utandım o kadar çok titredim ki Laet pişman oldu:) biz seni mutlu etmek için yaptık oysa dedi ama ben bütün akşam titredim.. üşüdüm.. ve hele ki hediyelerden biri bi Truffaut kitabı olunca iyice kendimi kaybedip ağlamaya başladım.. herkes benim için ordaydı.. 15 fransız, bana, bu kadar değersiz hissettiğim "ben"e bi sürpriz yapmıştı. Bütün gece dalga geçtiler benle, deli gibiydim çünkü:) çoook utandım ama çokkkk..
Gecesinde bi bardaydım "bi" randevu üzerine. Geç kalmıştım ama azarlanmadım:) daha çok hoş karşılandım yine "joyeuse anniversaire" diye:) (anlayın artık bunu da canım bu da sevinçli doomgünleri oluyo, bayılıyorum bu arada bu direk çevirilere:)
Ertesi gün, vitrinlere bakarken (her zamanki gibi, vitrine deil vitrindeki yansımama bakıp) tek kişi olmadığımı farkettim, ben çifttim! Yanımda bi adam vardı... kaygılandım..
yansımam tek kişi deildi. yanımda biri vardı. elimi tutuyodu bi de üstüne üstlük. nemenem bişidi bu insan evladı.. neden yanımdaydı..
ertesi gün oldu ve"o" hala yanımdaydı.. ve ertesi gün..
Evet son ertesinde kendimi bi barda buldum yine, bu sefer gündüz saatlerinde... ve ben bi fransızın kollarında, gülmekten ağlayarak bi rugby maçı izledim, bira içerekten üstelik:) Çok komikti, o hiç anlamadı niye komik bulduğumu.. ben de onun niye gözlük taktığını bi maç için
hiç anlamadım:) Maçta adamlar vardı, hepsi birbirini itip kakıyodu, daha önce de karşılaşmıştım, en azından futbol maçlarında birbirini itip kakanlara
ama bu da "oha"ydı canım, o hırs, o feci şiddet:) ingitere fransa maçıydı bu arada! tam rekabet:) Ve ben dediğim gibi birinin kollarında sıcak sarılmalara maruz kaldım o şiddet esnasında:)
O, sanırım bi fransızdan öte bi "Yoann"dı (9mart sabahı bana o mesajı atan da ta kendisiydi) ve sanırım ben sevdim bu bi "Yoann"ı:)
11 yorum:
:))
;)))
kıskandııııım :-D
mektubunu, rengarenk boncuklarını....
Yoann da var. eh! sen artık gelmezsin de buralara :)
gelirim be gelmem mi kuşum! ayın yedisinde geliyorum, onu da getircem deeermişim:) yok o burda kalıp dönüş için motivasyon olcak bana.
iyiyim. ilginç deil mi?
kimdir bu Yoann? Anlat bakalım bi...:)
Yoann.. bir deli oğlan;p
ne biliyim işte nası anlatılır ki, neyini anlatıyım yani onu bilemedim. serbest çağrışım yapalım; sarı-mavi, kepçe, mühendiz, sakin, ağzı var dili yok, fransız, yaş 28, iş iş iş, feci alkol, günde 2paket sigara, non sportif, yumuşak, hassas, çoook utangaç.. falan da filan da, ben de pek tanımıyorum aslında ama iyi biri gibi. fazla konuşmuyo ama çok sarılıyo. pek bişi yapmıyoruz aslına bakarsan. sabaha kadar içip akşama kadar yatak (yatak sadece uyumak amaçlı kullanılıyo, çok ciddiyim!)
neyse işte bakalım görücez yakında yazarım itin teki çıktı diye:)) belki.. belki de çıkmaz, hep böyle "iyi"kalır.
ooohooo. iyiymiş, enişte içiyosa biz gidelim onun yanına. bizim oraya gitmemiz için de motivasyon olcak.
joann abimm&armaan abinn
armaan abim, nası benle başa çıkılmazsa senden de adam olmaz be koçum, adamın motivasyonuna bak parise gelmek için:))
bu arada motivasyon sağlamıcak gibi de deil abimizin barı ama hakkın var şindik:) geçenlerde eve gidiyoduk ve ben yeterince içmemiştim, yoldan bişiler alalım diye tutturdum, bu da sustu bayaa. neyse eve bi gittik, ohaydı, herbişiler vardı maşallah. maşallah dedim ama anlamadı:))
senin motivasyonun ben olıyım be koç, gelmem yakındır, hazırlan bakalım.. çoook ösledimm ben..
dogum gunun kutlu olsun canim tabiki gecmis dogum gunun, azicik geriden takip ediyorum ya kusura bakma,internet olayini henuz halletmis degilim :( fransiz da hayirli olsun, ben yine izmirime dondum, haftaya yine istanbul bir is bulsamda yasadigim sehir belli olsa artik desem ayip olacak geleli henuz 10 gun olmadi :)) kendine cok iyi bakasin. sevgiler ..... BuKet
ohoooo
peheyyyyy
sardı Yoann kolları,gevşedi gönül yayları durumu yaşıyoz harhalde...
fransızı bi görsek diyorum ben şahset merak ettim :)
aman!işler tıkırında olsun....
Buket; çok teşekkür ederim.. ilgin için ve dileklerin için. ve hayır hiç te ayıp olmuyo "yaşadığım şehir bi belli olsun" derken. Ben aidiyetsizlik duygusunun ne anlama geldiğini iyi biliyorum. Umarım kısa zamanda yerleşik hayata geçersin, senin de bi fatura adresin ve perdelerin olur. Çok zor olsa gerek şu an yaşadıkların.. anladım ben:)
Bird'üm, işler tıkırında olabilse keşke. Kollar, yaylar tamam da hayatın gerçekleri bi de bıraksa peşimi tam olcam. Bu arada Antony and the johnsons amcalar Fransa turlarına başladı sayemde. Dinlettiğim herkes hayran kalıyo burda:)
Bi de bana bugün jötem dedi:)) evet yaylarrrr gevşedi ama.. "ama"sı var işte..
Yorum Gönder