22 Şubat, 2006

6-7 NİSAN

Geçen sene 6Nisan'da sevinçten zıplıyodum, trendeydim. Beni rüyalarımın kentine götüren trende.. Morzine'den Paris'e gidiyodum.. ilkkez TGV(hızlı tren, hani sevgili ülkemde ilk denemelerinden birinde feci bi kaza yapan ve birsürü insanın ölmesine sebep olan)ye biniyo olmanın kulaklarımda yarattığı basınçla ve yemekli vagonda içilen bikaç birayla sarhoştum.. 7 Nisan: sabahın dokuzunda Eİffel'in önündeydim, şaşkındım beklemem gereken kuyruğun uzunluğundan.. saat 11e doğru tepedeydim, onca yıllık hayallerim altüst olmuştu, artık ne görmeyi umduysam.. Eiffel bi demir yığını, manzarası ise bi taş yığınıydı (onca beklentinin yarattığı doğal sonuç, genelde aşık olunca da aynı sonuçla karşılaşıyorum:). Armağan'a mesaj atmıştım hayal kırıklığıma ilişkin, o da beni kendime getiren şu cevabı vermişti; "şımarıklık yapma hayvan, atakule'den Ankara'ya bakmaktan iyidir Eiffel'den Paris'e bakmak":)
Sonradan farkettim, evet daha iyiymiş:) sonradan alıştım.. hiç bırakamam dedim, çok sevdim burayı sonradan.. sonradan anladım ne kadar sevdiğimi..

Bunları niye anlattım? Bu sene 6 Nisan'da yine sevinçten zıplıyo olcam. Ertesi gün kendi ülkemde, kendi sevdiklerim ve kendi seçtiklerimle birlikte olup, kendi dilimde küfredip, efes pilsen içebileceğim, türkçe sarhoş olup, kafamı birinin göğsüne dayayıp, istersem omzunda ağlayıp, huzurla uyuyabileceğim, istediğim kadar saçmalayabileceğim için.. anneme "anneeee gelirken su getirir misin" diye bağırıp, babamın kucağına oturup, sakallarına aldırmaksızın başımı yanağına yaslayabileceğim ve beni değil de haberleri dinliyo olmasına aldırmadan huzur bulabileceğim için.. "canım şunu istiyo" diye şımarıklık yapabileceğim, bırak on kişinin yediğini içtiğini toplamayı, sofradan kalkıp tabağımı bile kaldırmadan koltuğa uzanabileceğim, sabahları telefonumun iğrenç(ne koyarsam koyayım iğrenç oluyo) melodisiyle değil de hep gıcık olduğum o anne-baba öpücükleriyle uyanabileceğim için.. abimi tekrar "sivil" görebilceim için ki onun bu askerlik mevzusu beni yeterince yaraladı..
ve 7 Nisan! O hiç dönmek istemediğimi bağrındığım ülkemin topraklarını öpüyor olucam:)

Evet hayat çok garip..
Ve cebimde bi dönüş bileti.. buraya geri dönceimi bile bile orda huzur bulabilcem mi, zamanın bu kadar hızlı akışına engel olabilcem mi? ya hep orda kalsam, aklım burda kalmıcak mı?
evet hayat çok zor..
çok özledim ben kendi seçimim olan bu hayatı yaşarken kendi seçtiklerimi yanı başımda bulmayı..
bilmem anlatabiliyo muyum? doyumsuz olan ne benim ne de insanoğlu. Yaşamın kendisi bu kadar ağır olan................

5 yorum:

i am a bird now dedi ki...

oleeeeeeeeeeeeeeeeey,
fıstığım çok sevdirik oldum şincik ben :D
sanırım ben de nisan ayında ankarada olucam. görüşürüz koklaşırız.
özledim çoooook.

bi dilay dedi ki...

yazı çok arabesk olmuş aslında şimdi bi daha okudum da, hatta yer yer güldüm:) ama sanırım özlem hep aynı kelimelerle, aynı arabesklikle anlatılıyo, daha artistik bi şekilde anlatabilmek isterdim ama.. neyse özlemişim işte, bi de bıkmışım, kimi suçlayacağımı bilemeyip yine bi hayattır tutturmuşum:)
(allaam ya ne yazsam bi garip oluyo böyle bi yılmazvari:) en iyisi yazmıyım ben içimdeki Yılnaz çıkana kadar bak)

Adsız dedi ki...

anaaaa! gidiyon mu kiz!! ne kusel!! sevindim bu ise umarim hayal ettiginden bile daa ii gecer.. opuciks..

bi dilay dedi ki...

Evet Berna'cım gidiyorum ama yurdumdan bi sevinç çığlığı duyamamak kafamda soru işaretleri doğurdu. Diyorum acaba bileti değiştirip Ispanya'ya mı gelsem ben yine hı:) ya da sinemimdem gelen çığlıkla bileti direk paris -İstanbul'dan Paris- Izmir'e mi çevirsem, ne dersin:)

bi dilay dedi ki...

sevgili piq, bravo bloguna yorum da giremiyoruz:) zaten yapılcak yorumum da yok ya. veri tabanı kelimesini gördüğüm her ortamdan koşarak uzaklaşırım:)bi bok anlamıorum ya ben bu işlerden, bu blog da es kaza olmuş gibi..