08 Ekim, 2008

HUZUR

Nazim bana "Huzurun fotografini çekebilir misin Dilay"dese bunu çekerdim.


02 Ekim, 2008

Fonetik kaktus ve isimsizler'im için











Yazcam ben artik. Sanilmasin ki halkin galeyanina geldim:))) Birileri beni okumaktan hazetmis çok mutluluk verici bisey aslinda çunku kimsenin hosuna gitmek için yazmiyodum esasen ve tam da birilerinin hosuna gitmek kaygisina girdigimde yazilarim molozlasti, sonra da çocukluk travmalarimi devreye soktum ki ne kadar gereksiz oldu...

Simdi yazmicam da ne zaman yazcam ben? Bu benim biricik gunlugum. çocuklugumdan beri tuttugum gunlukleri hep yakin arkadaslarima verip okuttum, yazarken de hep aslinda birilerinin okuyacagini dusundum. Varligimi hissedebilmek için benim baskalarina ihtiyacim var, kendi kendime yeterim mavralarini okuyamayacak kadar yontuldum sanirim.
Su sira o gunlukleri okuyorum ve ne kadar da çok istiyorum onlardan buraya notlar dusmeyi.. Yas 11; ilk gunluk..

Neyse.. bu ayri bi baslik olmali.
Gelgelelim koca dilay evlendi:) Oha falan bile oluyorum ben hala avrupa yakasinin eski bolumlerini siki takipte oldugumdan.
Evlendim.
çok korktum oncesinde.
Sonrasinda hala korkuyorum.
Bugun sinemaya gittim ve ben evli bi kadin degildim ne gidis ne donus yolunda.
Sevgilime asigim, artik kocam demem gereken sevgilime.. alisirim..
Alisip siradanlasir miyim orasini bloga girdigim yazilardan gorcez artik.

Bu yeni bi doneme yeni bi yazi..
Eski gunluklerimden yazilar yazicam buralara boylece asil ve tek gunlugum olcak bura boole bastan assaga.

Sevgiler ey beni sabirla okuyanlarim..

01 Eylül, 2008

çekirdek kabugunu duldurmayacak mevzu

Kabak çekirdegi yiyorum. Cok aceleciyim (turkçe karakter kullanmadigimdan da belli). Ilk anda dislerimle kiramadiklarimi çigneyiveriyorum. Bazisini da kiramayacagimi anlayip tuzunu emiyorum. Ve bunu guzel turkçemin çoktan unuttugum mubalaga, tesbig (ya cidden geri kalanini hatirlamiyorum) vs gibi sanatlarini kullanmak için degil gerçekten su an yaptigim için yaziyorum (ne kompleksli insanim herseye bi ozur ariyorum).

12 Ağustos, 2008

çok

çok'um ben. çok. çok fazla. çok az. çok kotu. çok iyi. çok berbat. çok mukemmel. çok kelimesine çok yabanci. çok herkes gibi. çok hiç kimse. yok hiç kimse.

30 Mayıs, 2008

MINA

çok sinirleniyorum ben zaten hep sinirliyim ama hep amasi var daha çok sinirleniyorum. Blogumu yabanci guçler isgal etti, gizli guçler (paronayak miyim biraz? evet:), hayatimda en çok soz sahibi olabilecekler, aslinda en çok soz sahibi olanlar gelisimimde. Hiç hayaletmemistim hayatima dan diye boyle internet araciligiyla girebileceklerini ama girdiler, butun yazdiklarimi okudular, tum mahremiyetime tanik oldular. Ben hep gizli sandim yazdiklarimi, tum dunya okusundu ama onlar hayirdi!
Oldu, bitti, bitmis, bu çok sevdigim sevgili blogumu kapatmak durumundayim, niye? dunyada boyle de orospu çocuklari var diye..............

19 Mart, 2008

BU MUDUR

Eski yazılarımı okudum. Ben aşktan hiç bahsetmemişim şaşırdım. Ben hala aşığım ve kahramanım hala o bi Yoann! Herşey geçti bitti bana bi aşk kaldı ya da aşk herşeyi bitirdi yardı geçti bana bişey kalmadı. Mutsuz değilim çok hala aşık olduğum için. Adamların son kullanma tarihleri olurdu bende en fazla bi buçuk yıl neresinden baksan. Ben 2 yıldır bu adamlayım, yılmadım yorulmadım bıkmadım. Hayatının adamını bulmak böyle bişey mi? Ben hayatının adamı hikayesine de hiç inanmadım. Bilmem güzel geldi bunu hissetmek paylaşmak istedim.

10 Mart, 2008

9 KERE 3= 27

Bugün benim doomgünüm, 27 yaşında oldum bi anda ve bugün başıma gelen en büyük, en güçlü ve tek şey babama bişey olmasından korkmam oldu. Garip bi psikoloci.

03 Mart, 2008

KÜÇÜK NICOLAS

Annemin bi lafı vardır daha doğrusu annemin lafı değildir de annem pek söyler "bu da bok yemenin arapçası artık" diye. Hey gidi küçük nicolas bana bu lafı dedirtti ya helal olsun! Ya sen koskoca cumhurbaşkanı ol koskoca bir memlekete bunca kırdığın potlar yetmezmiş gibi bi de hakaret et herifin tekine "bas git seni gidi zavallı aptal" diye kibarcası ya da fransızcası "siktir git mına koduğumun dangalağı" da olabilir. Bu herif beni başından beri gülümsetiyo çünkü inanamıyorum gerçek olduğuna, bi çizgi film kahramanı gibi aklımda:)

30 Ocak, 2008

YINE SKI DAVASI

Oha iki aydan fazla olmus yazmamışım.
Hayatımda bişey olmuyo mu oluyo tabi ama facebook çok revaçta artık kimse blog okumuyo, burdan da birileri okuduğu için yazdığım ortaya çıkıyo. olsun. çıksın. evet öyle birileri okuyodur diye yazıyorum zaten babamın hayrına deil.
Ben yine "kar"a gittim de yazasım geldi iştahım kabardı. Hani şu Fransa'ya ilk geldiğimde 3 ay kaldığım kayak merkezinin on dakika ötesinde başka bi kayak merkezine gittim. Bu sefer dadı ya da hizmetçi olarak değil tatil yapmak için hem de. Sevdiceğimin ailesiyle. Dadı olduğum günleri özledim neticesinde:) Kayak da yaptım mı yaptım valla, yılbaşı hediyesi kayak kıyafeti alınınca, günlük 25 euro kayak kirası bi 25 euro da pistlere girme parası ödenince biraz baskı altında kaldığımı hissettiğimden, havanın tek bozduğu ve pistlerde en az insanın olduğu, en önemlisi karda anasının gözü iyi görmediğinden çıkamadığı tek gün kaydım. Götçekene de bindim bol bol da düştüm. Zevk aldım mı? Hayır. Ama kaydım. Önemli olan tek şey buydu ve ben onu yapıp ilk gün bacağımı burkup geri kalan günleri beni zorlamalarına izin vermeden huzur içinde geçirebilmeyi denedim ama o da olmadı. Olsun.
Sürekli pencereden dışarı bakarken benim 3 sene önceki halimde olan bi kız aradım neyi niye kime göstermeye çalıştığımı anlamadan. Kayak kıyafeti olmayan, ördek gibi yürümeyen, Seren serengil gibi göz çevresi bembeyaz olmayan, kırmızı botlu ve kırmızı çantalı tek kızı aradım. Göremedim. Ertesi gün beni hadi git dolaş diye zorladıklarında buldum kendisini. Edebiyat yapmak, ironi yaratmak için değil ama yine ben o kızın ta kendisiydim. Dönüşte kırmızı botlarımı kayak merkezinin çıkışındaki çöp kutusuna attım.
Karı bi kez daha sevmedim. Hep o Eskisehir'deki soğuk ev yüzünden. Atkı, bere giyinik yattığımız o ev. Ya da Morzine'de geçirdiğim o soğuk kış yüzünden, ilk tecrübe ilk yabancılık günleri.. 3 sene öncesine göre çok daha iyi fransızca konustuğumu da anladım orda 3 sene önce baktığım çocukları görmeye gidince.
Fotoğraf koymıcam bu sefer, bi nedeni yok, sadece hep koyduğum için önceden.

20 Kasım, 2007

EMMA VE GREV

Bu feysbukun içinin boşluğu sanırım beni kamçıladı, yazasım geliyo artık. Herkes orda birbirine dansöz falan yollayıp yumurtadan ne çıkacağını beklerken (önce çok tepki verdim şimdi oyun gibi geliyo, yani en azından benim üzerimde amacına ulasmış durumda feysbukçu abi), benim burda yazasım geldi sinsi sessiz aahh o eski bloglar nerdeee deyu deyu:) (mektuplar mail, mailler blog, bloglar myspace, myspace facebook olmuşken ve ben tüm bu süreçte burda olmaktan gurur mu utanç mı duysam bilemezken, bi de nerdee o eski bayramları düşününce garip bi ürperti duyup bu parantezi kapatmaya karar verdim).
Şimdi, iki olay yıkıyo Paris'i şu sıra: Grev! Bizim gibi, ülkesinde grevlerin pek olmadığı olsa da hemen copların, burnuna burnuna sallanan işaret parmaklarının falan devreye girdiği bi ülkenin vatandaşları için bu grev işinin ciddiyetini anlamak zor. Bunu anlatmak da benim üzerime vazife olduğundan anlatıyorum şimdi:
Bu sncf ve ratp denilen ve burdaki bütün ulaşım araçlarını (tren, metro, otobüs) tekelinde bulunduran kurumun çalışanları taa yıllaar önce biraz imtiyazlılarmış diğer çalışanlara göre. Yaptıkları iş ağır iş kabul edildiğinden (yani muhtemelem o sıralar yol çalışmaları vs yapılıyodu) diğerlerinden erken emeklilik, emekli maaşının 2700 euro olması, kişinin ölümü akabinde tüm haklarının ailenin diğer bireylerine geçmesi vs gibi taşşaklı cinsten diyebileceğimiz imtiyazlara sahipler bu amca ve teyzeler.. E devlet bigün bunları kaldırmak istemiş yavaştan sanırım 1968 yılında. E amcalar o imtiyazları kaybetmek ister mi? Grev yapmışlar bakın bakalım nooluyo diye, yasa geri çekilmiş tabi. Ve adamlar 40 senedir her bu konu gündeme geldiğinde anında greve başlıyolar ve geri adım atılıyo.. Yani bu bi döngü, bu saçmalığın daniskası! E sarko amca da çok sayko olduğundan geri adım atmam diyo (e haklı da çünkü olayın bi çıkışı yok), onların o imtiyazlara sahip olabilmesi için gereğinden fazla vergi ödeyen halk da durumdan şikayetçi olduğu için greve dayanıyo! (Annemin yorumu; ooo bizde olmaz ki öyle grev mrev, dolmuşçuların uyanıkları iki katı paraya çalışır, taksiciler birleşir falan bi şekil halk perişan olmaz. Evet anne, biz olayın çakallığını bi şekilde bulup grev falan yaptırmayız canım ülkemizde, türkün gücüne hiç bişey yetişemez:)
Ve işte le bordel! (bordel fransızcada kerhane demek ama karışık durumlar için de kullanılıyo, dağınık, düzensiz, keşmekeş filan anlamında ve bütün küfürler gibi kelimenin anlamını ikiye katlıyo).
Paris'te grevin ikinci haftası ve sonuç: normalde sabah ve akşam saatlerinde en geç 2 dakikada gelmesine rağmen yanındakinin kafasını ısrmak zorunda kaldığın metro 45 dakikada bire falan inince(bazı hatlarda hiç metro yok) tam bi bütünleşme sağlanıyo, artık o topluluk "bir" insan oluyo, tüylü paltoların üretimi durdurulsun gibi cin fikirler beliriyo insan zihninde önündeki kadının paltosunun tüylerini çiğnerken. Metroda dik bile duramıyosun, garip eğik bi pozisyonda ayakların yerden kesilse bile kımıldayamıcak şekilde yapıyosun yolculuğunu, inmen gereken yerde inebilmen bi mucize, sosyal hareketler karşısında sadece o hareketin içinde olmadığı için inanılmaz bir dayanışma içinde olan insanlar , bir sohbet, bir muhabbet, espiriler kahkahalar havada uçuşuyo (ama gülünce kımıldadığın için canın daha çok acıyo ve paltonun tüyleri burnunu kaşındırdığı için daha acınası bi duruma düşüyosun).. Tabi bunlar başına o metroya binmeyi başarabilmişsen geliyo. Onun dışında insanoğlu elindeki tüm imkanlarla sokağa çıkıyo sabahın en erken saatlerinde; bisiklet, scooter, kaykay, paten, roller ve biricik sadık ayaklarıyla. Hayır arabası olan da yaşamadı çünkü trafik akıllara zarar, 5km 1 saat 15 dakikada falan alınıyo.. Arabalar bisiklet ve otobüsler için ayrılmiş şeritten gidince otobüs içindekiler metro+araba içindekilerin durumuna maruz kalıyo, dabıl etki (tabii yine otobüs bulabilmişlerse), e bu sefer bisiklet ve motorlar kaldırımda sürmeye başlıyo ki bırak motoru burda kaldırımda bisiklet sürmenin cezası var.. derken.. şakır şakır yağmur yağıyo bu arada istisnasız.. Ne fransızın kibarlığı ne insanın insanlığı kalıyo:) -annem demedi ama bizde insanlar yumruk ve cinayet yoluyla da bu işe son verebilirdi pek tabi, kır iki üçünün ağzını bak bakalım yapabiliyolar mı grev bi daha:)
Ben de diğer herkes gibi biter bir iki güne diye işten 2 gün izin alıp baktım ki grev bitmicek ama ben işimden olcam düştüm yollara iki gündür (evet iş buldum, şimdi de sekretercilik oynuyorum ama tırnaklarıma oje sürmüyorum), inceleme aşamasında olduğumdan komik geliyo henüz, iki gün sonra sinirden klavyeyi yeme riskim olduğundan bir an önce yazayım istedim.
Bi de Emma var. Bi tane adam çıktı piyasaya, 32 yaşında (tabi göremiyoruz kendisini şapkası ve karanlığı var). Emma adlı sevgilisi tarafından terk edilmiş ve onu geri elde etmek için herşeyi yapmaya hazır. Her dakka radyoda reklam geçiyo 1 haftadır, "emma seni seviyorum geri dön, paul" diye. Her yerde aynı cümlelerle afişler ve kızın resimleri, geçen çakmak aldım kadın bi paket bonbon verdi, yine aynı slogan paketin üzerinde. Adam paris sokaklarında hatunun fotoğrafını projektörle tüm binalara yansıttı vs.. aaaa ne güsel dedim ben aşka bak. Akşam Yoann'a anlattım. "Reklamdır o" dedi. Dudaklarım büzüştü "hayır aşk o" diye ama sesim de çatlak çıktı zaten kafamın çalışmaya başlamasıyla. Ufak bi araştırma sonucu, henüz açıklanmamış olmasına rağmen bunun Gaultier'nin yeni çıkardığı parfüm için reklam kampanyası olduğu sonucuna vardık. Fikir dahiyane bence, yani gerçek olsa çok hoş olurdu ama paranın insanın kafasını ne denli çalıştırdığını görünce zaten o kafanın enerjisini aşka harcamaması normal. Param olsa ben yapardım böyle şeyler diye düşündüm hayal kırıklığı içinde ve zaten bu yüzden param olmadığını anladım:) Bi hayalciler vardır bi de gerçekçiler.. ama ben Emma'ya ve bu hikayeye çok bağlanmıştım:(