22 Temmuz, 2007

BULDUM YORULDUM BEN HEP YORULURUM

Geçen çarşamba işe başladım Paris'teki Türk restoranlarına içecek ve yiyecek dağıtan bir türk firmasında. Yeri epey uzak, yaklaşık 1 buçuk saatte gidiyorum ve bilumum araç değiştirdikten sonra Goussainville istasyonunda inip bi 20 dakikaya yakın da inler ve cinlerle birlikte yürüyorum.
Görevim sekreterimsi muhasebeci. Evet şimdi de sekreter oldum muhasebe falan öğreniyorum sekreterlikle alakası olmayan ya da olan ama benim bilmediğim daha önce hiç sekreter olmadığım için. Ama öğrendim ki illa fantazilerdeki sekreterlerden olmak gerekmiyomuş, kot ve tişörtle de pek tabi sekreter olunabilirmiş.
Hayatıma renk geldi. Aslında ben bütün bu işleri sırf malzeme toplamak için yapıyomuşum gibi. Durum o değil aslında, param yok en basit haliyle, ama kimse kendimi kandırmama engel olamaz herhalde.
İş arkadaşlarım: ilk gün gittiğimde sabah kızlar beni pek sıcak karşılamadı, ben de sabah 8 buçukta başlayıp sonra 11 gibi bittiğini zannettiğim ama çalıştığım 4 gün boyunca ara ara gündeme gelen ve asla bitmeyeceğini anladığım bir tartışma karşısında "oh my god" dedim hatta demekten de öte "oldum". Konu "maya"ydı. 19 yaşındaki, 10 dk sonra IQ sunun doksanın altında olduğunu anlayacağım iş arkadaşım ya "yarım kilo maya ne kadar eder" diye sordu. Ve gelişmeler şu şekilde oldu:
Öteki: biz yarım kilo maya satmıyoruz, yarım karton iştemiştir o.
kız: haa ama nası yani şimdi yarım kilo dediyse ben buraya nası yazcam??
Ö: Bak bi karton maya 10 kilo. içinde 4 tane 2 buçuk kiloluk paket var.
K: iyi de yarım kilo nası o zaman?
Ö: yok o 5 kilo istemiştir, yani bi kartonun yarısı.
K: ama yok adam yarım kilo dedi.
Ö: yok o öyle değildir, koli diceine kilo demiştir, yarım kilo maya ne ki el kadar şey biz bizim o 2 buçukluk paketlerde 5 tane yarım kiloluk var zaten.
Orda kızın dünyası döndü. Yarım kilo, 2 buçuk kilo, maya. karton diye..
Bu tartışma 11e kadar aralıksız, 11 den akşama kadar 15 dakikalık ve kalan günlerde belirsiz aralıklarla devam etti. Gidip gösterdiler sonunda mayaları paketleri açmayı göze alıp, bilmiyorum son durum ne.
Ama bu sevgili iş arkadaşım beni çok güldürüyo. Telefonda biri bişey dediğinde anlamayınca, "yok anlamıom ben arkadaşıma veriom" deyip, arkadaşına dönüp "yaw cevap ver şu cingeneye anlamıom bişiler diyip duruyo" diyo:) sonra biri onu sinir ettiğinde onun "siniri geiyo" ve "işallah geberir" diyo "e"ler kapalı telaffuz edilmek suretiyle.
Sonra bi de bizden sorumlu bi kazım var. Her iş yerinde mutlaka bi tane olduğunu sandığım "gıcık"lardan. Ortalıkta habire söylene söylene gezinen, bi tek kendisi hiç hata yapmadığını sanan, sinirden kurumuş incecik kalmış, teninden kara yağlı ve kepekli saçları ve güneş lekeleriyle, hiç bişeyi sevmeyen, hiçbişeyi beğenip yemeyen, sinirini saklamak için dalga geçermiş gibi sinsi sinsi gülen, kimse tarafından sevilmeyen ve asla sevilmeyeceğini bilmenin aldırmazlığıyla her an daha da gıcıklaşmak da hiç bi sakınca görmeyen, hayatında hiçbir şey görmemiş, tanımamış, bi kadın gördüğünde aşağılamadan önce salyalarını akıta akıta gözleri dönen ve patronun bacanağı olduğu için orda olan insan tiplemesi.
Neyse, biz ilk gün öğlene doğru kızlarla iyice kaynaştık, o kadar kaynaştık ki alışveriş yapmaya gittik öğlen arasında ve ilk zehirlenmemi orada yaşadım, şey çalıyodu: lori lori, kara kaşli cadi lori" ilk kez duydum ve etkilendim lorinin cadı olduğunu öğrendiğimde:) Bu beni o an eğlendirmiş olsa da günde 8 saat bu müziği dinlemenin cidden beyin a.cıklamasına yol açtığını anlamam zaman almadı.
Kızlar ayakkabılarla bluzler arasındaki boşluklarda bana anlattılar işlerin nası yürüdüğünü, diğerlerinin nasıl insanlar olduğunu (daha sonra da başka birileri anlattı o kızların nası kızlar olduğunu) ve işi bırakmaya karar verdim. Bikaç gün daha çalışcam sanırım, belki bikaç hafta daha. Zaten pek kabul görmedim, herkes bana Ankaralı'yım dediğimde uzaylıyım demişim gibi baktı, sonra ismimi söyleyemiyolar zaten, bi de tantana yapıyolar kürtçe bilmiyorum diye, yani iş benim burda anlatabileceğimden daha ileriye gidiyo.
Böyle işte... haa bi de taşındım artık Yoannım yoran adamımın yanına.. iyi gidio.. İkea'ya da gittik ama gözümde çok büyüttüğümden hayal kırıklığına uğradım, ama 3km lik kuyrukta bekleyince geldim kendime.
iyice mail gibi oldu bu yazı da neyse artık idare etmece..

01 Temmuz, 2007

İŞ ARIYORUMMM YORULDUMMM

Evet iş arıyorum......... ve bulamıyorum.... ve gözlerim acıyo bilgisayar ekranına yapışmaktan.... ve umudumu kaybetmek üzereyim.
garip iş teklifleri karşısında gülsem mi ağlasam mı bilemiyorum: tecrübeli sandviç hazırlayıcısı, en az 3 aydır bacak kıllarını almamış kıllı bayan (ödemesi yumuşacık kılsız tüysüz bacaklar) ve şimdi aklıma gelmeyen bi ton garip iş, tabi anons bıraktığım sitelerden gelen "sarılmalı akşamlar"tekliflerini saymıyorum.
Ne biliyim bari diyorum temizlik, ütü, çocuk bakıcılığı dışında bişey bulıyım, ayıp oluyo artık 26 yaşında bi de onca yıl okuldan sonra (bu arada okul demişken, derslerimin hepsini geçtim, aferin bana). Aramıyorum yönetmenlik, kameramanlık falan, ama en azından ne biliyim bi sekreterlik falan olsun bari de kafamı ufak da olsa bişeye yormak zorunda kalıyım, ya da yemek yapıyım domatesleri keserken aklımdakileri lime lime ediyim birileri de eline sağlık desin yesin sevsin. Bi işe yarıyım yani ben artık. Neyse varsa emmioğlu falan Paris'te olan ve benim gibi hiçbi işe yaramaz ama aynı zamanda her işe de yarar birine ihtiyacı olan bi deyiversin. Çaresizlik böyle bişey işte bilmem anlatabiliyo muyum:)
Neyse işte, bu arada temmuz ortası sevdiceğimin yanına taşınıyorum, yani zaten hep burdayım da artık resmileştirelim dedik yoruldum oraya buraya habire eşya taşımaktan. ciddi işler yaşına gelmişiz farketmeden naapalım. Öyle işte. Bi de eylülde Tr planı var yine hadi bakalım.
Haaa bi de Yoann'cım ehliyetini geri aldı sonunda, mutluyuz, gururluyuz, ilk fırsatta pikniğe sonra da İkea'ya gitçez:)
Lan ben ne zamandır yazmıyomuşum bi garip oldum. Neyse işsiz güçsüz bi insanım yazarım artık.

28 Mayıs, 2007

RESIM






ben artik resim de çiziyorum ve onlari gururla sergiliyorum:)

27 Mayıs, 2007

ZAMAN GEçTI

Nooldu len benim bu bloga ? Ne kadar yorulmus olabilirim yazmaktan. Turkiyeye gittim geldim, guzel geçti hem de çok bi sahane (fotograflarim var, kanit niyetine :)























01 Nisan, 2007

TURKIYEYE GIDIYORUM BEN

Biz çarsamba gunu benim sevgili ulkeme gidiyoruz. mail attim bissuru birilerine tel nomu falan biraktim, eger dusunemedigim olduysa blogumu okuyan ve bana bi sekil ulasmak isteyen mail ativersin.
gerginim..
ailem gergin.. tatil deil sanki amina koyyim iskenceye gidiyorum. malum gavur sevgili hadisesi.. heyecanlilar aslinda sadece ama ben sanki nankorum.. neyse keyfim yok.
heyecandan midem bulaniyo.
gelince yazarim artik..

23 Mart, 2007

HÖ

eski yazılarımı okudum. başka birini okuyomuş gibi oldum. sevdiğim bi yazarı.. ahh ben de keşke böyle yazabilsem dedim sanki bazı yazılarımda kendimin yazdığını ciddi ciddi unutup ya da unutmadığımda çalmışsındır len sen bunu bi yerlerden suçlamasında bulundum sanki.. hayır çalmadım. hepsini ben yazdım. ama artık yazamıyorum. belki geri gelir bigün. kelimelerimin içi boşboş. kafamda da boklar dolaşıyo sayın özgür'ün yıllar önce demiş olduğu gibi..

11 Mart, 2007

ONCE FOTOGRAFLAR KONUSSUN



































































PIRNA HANIM NIREYE?

Efenim fotograflarin da dedigi gibi Berna sonunda Paris çikartmasiniyapti. çok yedik, çok gezdik,turist omer olduk, çok konustuk, oyle ki asansorde aramiza giren insanlari ekarte edip gulme krizine bile girdik durumun bizi konusmaktan alikoymasinin çaresizligiyle:)çok kisa surdu ama bu kisa zamana bir çig kofte olsun bi içli kofte soylemesi ayip itinayla sigdirildi.Birbirimize yemek tarifleri verirken, babalarimizi çekistirirken çok"annemler" olduk. korktum yaslandik diye. biz de kirisik kremlerinden konustuk ben korkunca. Hep boyle bos konusmadik tabi ama onlar anlatilmaz simdi, bide benim blog sapiklarim var "ayy ne uyuzzsssun" yazan bana kizdirmayalim onlari gereksiz hayat gailelerimizle di mi ama:)Biz iki kadin olmusuz ayri ayri ama aslinda hep ayni yerlerde.. kuçuk dertleriyle koca kafalar yapan, koca kafali iki kuçuk kadin:)
neyse çok ozeldi bizde kalsin..
PS: Berna'nin kafasi daha kuçuk:)

18 Şubat, 2007

LALELER VE FATURALAR





























Hayatin siradan boktanliginda akip gitmesi bile huzur verebilirmis insana aslinda.
Dusun, oole akip gidiyo, siradan kavgalar, hergun ayni duraktan hatta mumkunse var olan 20 kapi arasinda hep ayni kapidan binilen metrolar, is stresi, ne olcam ben stresi, ayrilcam ben bu adamdan yetti be senfonisi, salak telefonunun kendine aptal aptal kapanip durmasi.. siradan boktanliklar..
ya bigun o aptal telefon salak salak kapanip durcagi yerde, internete baglanip sonra da salak salak donup kalirsa ve sen sarhos bi gece geçirmis ve 20 saattir telefonunu eline almiyosan ve o boktan internetin dakikasi 2 euro falansa... evet iste o anda hayatin siradan boktanligini ozluyosun.
Basima geldi diye degil ama gelebilirdi diye:)