20 Ocak, 2007

TURKIYEM CENNETIM

Turk gecesi yaptim geçenlerde artik ne yapçagimi sasirip. Ben, sayin Turk kizi, ve dort fransiz.. 7 saat boyunca yemek yaptim, evi temizledim ve annemi bi kere daha anladim misafirler geldiginde gulucukler içinde “ayy hosgeldiniz” darken.. canim çikti butun gun, Yoann’a soylenip durdum bi daha kimseyi çagirmayalim, çok yoruldum diye. Neyse ama sonunda degdi. Izlenimlerim:

*Fransizlar en çok ezme ve çig kofteye daldilar.
*Saksuka tanidik geldi.
*Kereviz salatasini kimse sevmez (ben dahi elimi surmedim, niye yaptiysam..).
*Sarmayi herkes sever.
*Raki irk milliyet demez yamultur.
*Turk gecesinde eski fransiz sarkilar dinlenip huzunlenilebilir.
*Yoann harika raki içiyo:) hastasi oldum.

Tabi bu arada ben çilgincasina yemek yaparken raki arama bulma isi Yoann’a dustu. Neyseki buldu. Eve geldiginde sekiyodu, kendimi bi an Istanbul’da buldum sanki diye. Paris’in gobeende bi turk mahallesi.. salagim ben bunca zaman Turkiye’den nar eksisi falan tasidigim için buralara. Seni goturcem oraya delirceksin dedi. Nitekim geçen haftasonu gittik.. delirdim:) Evet sanki Turkiye’de gibi oldum. Herkes turkçe konusuyo sokakta, turk restoranlari (hadi o her yerde var ama ya iskembe çorbacisi??:), kahveler, ayakkabici, muzikevi vs.. Hemen bi markete girdim. Aman allahimdi. Salgam suyu, çizi kraker, burdaki 300 çesit peynirin içinde tadina benzer bisey bulamadigim tulum peyniri, acili tarhana, marmara zeytin, efes pilsen, her çesit raki, çekirdek, kafam kadar olmayan, normal boyda dolmalik biberler ve daha neler neler:) Kendimi çok guvende hissettim bi anda nedendir bilinmez:)

Neyse gunu tamamlamak için gazete aldim bi de, milliyet ve hurriyet vardi, hem de bulmaca ekleriyle falan. Yoann eve kadar sabredemeyip yolda gazeteleri okumaya basladi, eve gelince de bi iskembe çorbasi ardindan da salgam suyu patlattik (mide siçti tabe) ve ardindan bi durup dusundum, allaam ben naaptim bu elalemin kibar fransizina diye..
Hiç gazete okuma aliskanligim olmamasina ragmen mahrumiyetin verdigi gazla bi guzel çevirdim sayfalari. Ellerim boyandi. Çok guldum çok uzuldum. Sanki biz ciddiyetsiz bi milletmisiz gibi. Sanki aslinda ciddi hiçbi sey olmuyomus da turkiyede biz bisiler uydurup ciddiye aliyomusuz gibi. Ya da olay ciddi olsa da onu anlatma biçimimiz çok ciddiyetsiz gibi. Mesela Sarkozy’le ilgili yazinin basligi soyle biseydi: “sarap içmeyen fransizdan basbakan mi olur canim”. Foto koycam bi iki. Mesela Guzin ablanin dedikleri inanilmaz, dehset verici okuyabilirseniz. Ya da goz ameliyati reklaminda yazan “iki goz” vs..
Seviyorum ben gene de canim ulkemi:)















01 Ocak, 2007

HEY CORç VERSENE BORç

Ey yetkililier; yeni yilin bu yepyeni dakikalarinda size sesleniyorum. Bitsin artik. Nasi biter canim demeyelim bitsin artik canim diyelim biz.. Nasi bitsindi? Bilmem iste bitsindi artik.. çok oldu falan filan.. kocaman harflerle BITTI yazsak acaba biter mi? Kurtulsak zayifligimizdan yoksa o koca harflerin yerine geçer mi??

Amaan canim, oldu bittiye getirsek.. olsa da bitti mi?? Sarhosluk nereye kadar oyalar o da ayri.. Ama içimde hep ayni cumle kusmuk dolu: bitsindi artik. Ben artik O uyurken aglamamaliyim. Ne de O uyumali ben aglarken.. ayri dunyalara saklanmayi birakmali koskoca iki insan.. kismis.. isik yokmus.. gunes yokmus.. gun yokmus.. çok viski varmis.. BAHANELER BITMEZMIS! Siktir onumuz ilkbahar.. hep gunes.. gunler uzun.. Ben ne bok yerim o upuzun deppppppppppppresyon gunlerinde; hadi bakalim ben de gunesi gunu sevmem naapçaz o zaman? Olmayinca olmazmis ya ondan iste..

Ey yetkili, sizden 10 metrekarelik odamda bir hiç olarak yasamayi bana artik layik kilmanizi istiyoruM. Bi bilgisayar istiyorum. Bi ailenin, bissuru arkadasin, bi kaç dostun ve bi tanecik o sevgili sevgilinin yerine sadece bi siyah kutu istiyorum. Bugun yeni yil hadi be yaparsin sen. Sadece siyah bi kutu, biliyorum biraz pahali.. babam bile aramadi bugun beni mesaj atti daha ucuza geliyo diye.. ama olsundu iste yaaaa hadi ya bi laptop:)

Ben çok iyiyim var ya bu sanal alemde; gerçekte ne kadar boktansam burda da bi o kadar iyiyim. Lan en azindan arada birileri hey yasa sen dilay falan diyo, burda bunu diyen de yok. Niye mi donmuyorum? Donmem ben!.. o son umut.. onu da harcarsak ne bok yicez? En azindan simdi babalar gibi « n’olcak lan olmazsa donerim »iz var babanin bolge muduru olmasina istinaden. Onu da yersek cepten siçariz sonra gibi geliyo. Son umut kalsin diye son umut olarak kaliyo.

Hem sekil mekil yaparim yahu bloga. Bi bok zannederim kendimi sonra kimbilir. Kazara iyi falan bile olurum.. Gezerim Paris sokaklarinda, fotograf çekerim sevgili sevgilimin aldigini unutarak sayin fotograf makinami.. hatta sonra makina mi makine mi diye arastircak zamanim bile olur google da. Haddimi de bildiremezler o zaman yeterince arastircak vaktim olursa.. Cahilligimden kurtulurum. Ne biliyim yemek tarifleri falan bile veririm.. gunler oyle gelip geçer.. turkçe klavye yaparim kendi caaanim bilgisayarimda.

Yuzumde benecikler de olmaz belki kendimi bilgisayarin hizina kaptirirsam içmekten vakit bulup. Guzel bile olurum belki lan. Hadi be belki baska birini bile bulurum ohh yan gel. Hadi bak gel bu geceyi atlat senden neler olur be bebek:)

Fotograf mi koyalim hadi onu da koyalim.
Istiridye yedim ben butun o kabuslara ragmen. Istiridye canli yanilen bi zavalliymis meger ben kabuga takmistim kafayi. Çigneyerek olduruyosun.. ayip olmasin diye bi tane yedim. Sonra tadini alamayip iki tane daha yedim:) ama yetti bi daha yemem.

19 Aralık, 2006

LUUZIR SORUNSALI

Bugünki konum, yaygın bir insan türü olan "luuzır" ve "no-luuzır"lar üzerine.
Aslında buna bi insan türü demekle baştan yazıya hatalı girişi yapmış oluyorum (mesela baştan ve giriş dediğim için de hata yapıyorum). Sınıf desem daha mı kabul görür diye düşünüyorum; evet daha hoş olurda karar kılıyorum.

Bu iki sınıf adından da anlaşılacağı üzere, koç-koyun , aslan-kaplan, insan-hayvan hatta kurt-kuzu gibidir. Sınıflar arası geçiş tek taraflı olarak serbesttir. Şöyle ki; luuzırlar birgün no-luuzır sınıfına geçebilirken, no-luuzırlarda sınıf değişimi yasaktır. Bu durumda en kötü durumda olan, esasen en avantajlı gibi görünen, sınıf değiştiren luuzır kısmıdır. Bu azınlık, vaktiyle hem no-luuzır olmanın farkındasızlığını yaşamış, hem luuzır kısmına acımayla karışık bi sevecenlik duymuş sonunda kendini bu sınıfın bir bireyi olarak bulmuştur. En acısı ise bu eskinin no luuzır yeninin luuzırı artık sınıf değiştiremiyo olmasıdır efendim.. Sınıf değiştirme çabaları bir erkeğin lezbiyen olmak istemesi ya da bir kadının bir gayle mutlu bi yuva kurma isteği kadar sonuçsuzdur.

Lanetlenmiş gibidir.

06 Aralık, 2006

BAZEN FOTOGRAF CEKIYORUZ








Iyi oluyo. Cokmutluymusuz gibi.. sabahinda agliyoruz belki ama fotograflar gulumsemeye devam ediyo. Dilay arabeskten arabeske kosuyo bloga foto koycam diye maymun oluyo.
Neyse iste, alismaya calistigim yeni hayatimdan izler;
P.S: hayir o kadar mutlu deilim ama guluyorum arada ben de.

05 Aralık, 2006

Artık hiçbi şey yazmak istemiyo canım. Orda bıraktığım hayatım mı daha sahte, burda kurmakta olduğum mu bilemiyorum. Onca yılımı verip, kurduğum şeyler yerli yerinde durmuyo tabi. insan bozuluyo haliyle ama kızamıyo bi yandan da. Sen siktir ol çek git, sonra bekle ki herşey aynı tazeliğiyle kalsın. Kimseye sitemim yok. Yeni bi algılama evresindeyim. En azından burdaki hayatımı "gerçek" kılabilmek için bi çabalama hali.
Yazmak gelmiyo işte çok içimden. O upuzun yazılar birilerinin gerçekten beni merak ettiği hissiyle yazılmıştı sanırım. Şu an o his yok, gülünç buluyorum hayatımın ayrıntılarına girmeyi.

Çok Önemli Not: Bunu da "ayy biz seni hala seviyoruz, unutmadık seni, dilaylar ölmez" yazasınız diye yazmadım, yine öyle işte, içimden geldi yazdım. Regl olcam. Belki bitince yine uzun bi yazı girerim belli olmaz.

24 Kasım, 2006

YOK BİŞİ

Ya tanıştık işte, bişi olmadı, gayet tatlı insanlardı, beni bağırlarına bastılar (hiç yazasım yok). bissürü birileriyle daha tanıştım aileden, tam oldum yani. Boşunaymış onca stres ama yine olsa yine korkarım (çünkü ben lanet olasıca bi dilayım)

Bi de ona istakoz deil istiridye denir dilay!!!!
tutturmuşum bi ıstakoz başından beri sinir oldum kendi kendime.. kimse de çıkıp lan ona ıstakoz denmez dememiş..

Bi de taşındı sevgili sevgilim. artık tren kaçırma stresi yok, ömrüm en az iki sene uzadı. Artık pariste yeni evi. herşey yeni.. cici.. duvarlar biraz kırmızı biraz sarı.. tabaklar yeni.. temiz.. müzik dinleyip dans bile ediyoruz.. neyse sonra yazmayı deniyim bari kusmuk gibi oldu bu yazdığım.

17 Kasım, 2006

SARDI KORKULAR.. GELECEK YILLAR:)

Evet bugün tanışıcam onlarla. Daha ne kadar süre sevgili kalacağından emin olamadığım sevgili sevgilimin sevgili ailesiyle. Istakoz yemicem, bahanem hazır: ben hareket eden bişeyi ağzıma atıp çiğneyerek hareket etme ve hatta yaşama özgürlüğünü elinden alamam (başkası çiğneyip ağzıma verirse olabilir ama o da tiksinç olur). Bahane de sayılmaz hani hakikaten yapamam. Ama sanki benimkisi bu ıstakoz meselesinden haberdar gibi, bi süredir sorup duruyo ıstakoz sever misin falan diye. Acaba benim blogu fransızcaya çevirip okuyo mu diye kıllanmıyo değilim.
Neyse.. stresliyim. 6 günlük alkol rejimime son noktayı koycak gibiyim bu akşam. Evet, alkol kötülüklerin anasıdır diye bırakmıştım. Geçenlerde çok içtiğimde içimden başka bi dilay çıktı, sonra kendimden korktum. Ama iki kadehten bişi olmaz canım, maksat rahatlamak:)
Anne ya yemez bunlar di mi beni?????

03 Kasım, 2006

O

Yıllardır içimde tüm insanlığa karşı duyduğum nefretin sebebini sonunda buldum: herşey O'nun yüzünden!
O, sadece perşembe sabahları gördüğüm biri. Bi erkek yaratık. Elinde, ucunda ip sallanan iki topla hayatını birleştirmiş biri. Ve bu kişi, bu çinli olmasından fena halde şüphelendiğim çekik pislik, elindeki bu toplarla insanları mahvetmek için ortalıkta geziniyo. Ders öncesi, ders aralarında ve dersten sonra, elindeki o iki topu sağa sola sallayıp, döndürmek suretiyle insana hayatı zehir ediyo. Bu insan evladı, bu topları çevirirken, aynı anda dansedip aynı anda kafasını ileri geri oynatarak suratındaki gülümsemeyi korumayı başarıp bi yandan çenesini öne doğru uzatıp aynı anda ses çıkarabiliyo. Mutlu. Bu hayvan, derslerde havaya bakıp gülümsüyebiliyo da. Embesil. O'nu öldürmek istiyorum.

31 Ekim, 2006

PARİZYEN OLMAK

Parizyen doğulmaz parizyen olunur özlü sözüyle başlamak istiyorum satırlarıma. Günlerdir aklıma gelip gelip beni güldüren o şerefsiz cümleyle.

Parizyen olmak;
-Metroda, belli istasyonlarda, turistlerin koku yüzünden birbirlerine attığı o bakışlara anlam verememektir.
-Yanaklara 3 öpücük kondurmaktır.
-Etek giymektir (Paris'teki 10 kadından 8i etek giyiyo; 2si süper mini, 3ü mini, 2 si diz hizası, biri diz altı.. diğerleri genelde giyinmiyo).
-Metro durmadan kapıyı açmak ve hareket halindeyken inmektir (turistken bu davranışa anlam verilemez, ama yaşayınca bizzat yapılır).
-Günde en az 7 kere yorgunum demektir.
-Haftasonları metroda yürümeyi unutmak demektir (hafta içi ne kadar hızlı işlerse sistem hafta sonu insanlar o kadar alıklaşır).
-Modaya ske ske ayak uymaktır.
-Eiffel'in fotoğraflarını çekmemektir.
-Montmartre'a haftasonu alışveriş için gidildiğinde, Sacre Coeur'ü görmek için gelen turistlere sebep oldukları kalabalık yüzünden küfretmektir.
-Metroda "yaya kazası dolayısıyla hattaki sekme yüzünden özür dileriz" anonsuna "hassiktir" demektir (yaya kazası eşittir intihardır... hayat bu kadar da acıdır.. parizyense gaddardır).
-Yine metrodaki çalgıcılara, dilenenlere, konuşanlara, bağıranlara, delirenlere bön bön bakmaktır (oysa turistte o bakıştan eser yoktur, turist gülümser ve para verir, dönüşünde anlatçak bişeylere ihtiyacı vardır).
-Topuklu ayakkabı giyip gürültü yapmaktır.
-Metroda inenleri beklemeden binmeye çalışmaktır.

-Billboardlarda her ay bi kadının kıçını, memesini, bacaklarını izlemek ve özümsemektir.
-Turnikelerden biletsiz geçenlerin, sizi iterek ve size dayayarak geçmesini garipsememektir.
-Bir sonraki metro bir dakika sonra olduğu halde metroyu yakalamak için delicesine koşmak ve yakalayamayınca "hasssiktir"i çekmektir.
-Delilerden korkmamaktır.
-Viski içmektir.
-Paris'te yaşıyorum demektir.
Sonuç: Parizyen olmak metrodur.

Daha kişisel olarak parizyen olmak;
*Sezen Aksu'yu unutmaktır.
*Şiir okuyamamaktır.
*Evşen'den nefret etmemektir.
*Metroda bedava dağıtılan gazetenin fallar ve yemek tarifleri bölümlerini bitirdikten sonra sıkıntıdan geri kalanına bi göz atmaktır.
* Tayyör giymek istemektir.
*Simiole paris carnet'yi okumak demektir.
*Kompleksin ta kendisidir.
*Tütün sarmaktır.
*Can sıkıntısının dile bu şekilde dökülüşüdür.
Sonuç: Parizyen olmak göt olmaktır.