26 Şubat, 2006

TUTUNAMAYANLAR 2

"... bir kitapta okuduğum gibi dünyada bu kadar parlak psikolojik durumlar varken ve insanlar da en güç anlarında bu psikolojik bunaltılar içindeyken bizim sözümüz mü olur hangi kitaba sığar bu aşağılık durum neyse geçelim efendim geçelim ben buna göre hareket edememişsem elimi kolumu nereye koyacağımı bilememişsem bunun bile bır yolu yordamı varsa bunu da bilememişsem ucuz psikolojinin kötü psikolojinin içine bile girememişsem bırak efendim insan böyle eksik bunalımlarla para yapamaz buradan bir yere gidilmez evet sonunda maskemi aşağıya indiriyorum kendimi açığa çıkarıyorum itiraf ediyorum ben başka türlü olmak istiyordum size çok ilginç geldiğim bu durumumu değiştirmek bambaşka insan olmak istiyordum fakat kendimi başka türlü yapmak gelmedi beceremedim anlıyor musun sizler gibi olmak istiyordum en aşağılık en bayağı görüneniniz kadar olmak istiyordum onu bile beceremedim bu bakımdan bana vız gelir kitaplara almanız beni boynuma bir etiket yapıştırmanız sizlerden kaçmak istiyorum kitaplarda tartışmalarda yaşarken hor gördüğünüz incelikleri hele ruhsal incelikleri görmediği için hor gördüğünüz çocuklara büyüklere kötü örnek olarak gösterdiğiniz kahramanlarınızın parlaklığı daha iyi belli olsun diye cılızlıkları miskinlikleri kötü ruhlulukları bayağılıkları açgözlülükleriyle arka planları karartan zavallı benim işte itiraf ediyorum kendimi savunmuyorum bütün bu beğenmediğiniz insanları yakın buldum kendime hayır bulmadım onlar bir bakıma kendi içlerinde tutarlıydılar fakat artık sizlere anlatabilmeliyim ki son fırsatı kaçırıyorum tufan gelecek Günseli ve beni artık kimse kurtaramayacak bir yandan da gene sanıyorum ki daha doğrusu kendimi aldattığımı bile bile sanıyorum ki sanki beni hiçbir yere götürmeyen bu anlamsız inadımda bu yersiz öfkemde ısrar edersem değerim artacak hiçbir şey söylemedem susarsam sanki neyi anlatamadığım anlaşılacak beni de cumhurbaşkanı yapacaklar buyur diyecekler herkes anlattı anlatamayan bir sen varsın meğer bütün iş anlatamamaktaymış başımıza sen geç diyecekler senin gibi kimse kalmadı zaten nutuklarım konuşmalarım falan hepsi hazır diyeceğim ey insanlar benim hepinizden farklı olduğumu nasıl anladınız demek fen bu kadar ilerledi başka adam kalmadığı için ben herşey olacağım cumhurbaşkanı ben başbakan ben kendimi bütün bakanlar yapacağım her tarafa yetişeceğim herkesin elini tutup doğru çizgiler çizdireceğim bütün kurumları düzelteceğim tabii kimse itiraz etmeyecek itiraz dünyadan kaldırılacak bugüune kadar bütün insanlığı geri bırakan itiraza yer verilmeyecek gülersin elbette ben senden daha da çok gülüyorum bütün hayatımca güldüm bana gülünürken ve başkalarına gülünürken ben de güldüm fakat bütün bunları söylemeyince olmuyor o zaman bilmiyorlar oysa bilmemeleri gerekir bütün mesele onların bilmemesinde işin içinden çıkamıyorum zaten söyleyince de hak vermiyorlar herkes buna benzer hayaller kurmuştur diyorlar hayır böyle düşünüyorsanız anlatmayacağım bir tek kelime daha alamazsınız benden demek sizin için insanın bu saçma hayaller uğruna ömrünü tüketmesi hiçbir şey ifade etmiyor nasıl etsin hergün milyonlarca insanın başına olmadık işler geliyor ölümler kazalar genç yaşta başa gelen amansız hastalıklar hangi birine üzülelim duymaya yetişilmiyor değil değil anlatmak istediğim bu değil susuyorum artık konuşmayacağım zaten kelime haline cümle haline getirince olmuyor oysa bir bilseniz ben düşüncemde dünyayı nasıl idare ediyorum aslında sizin dünyanız da fakir geliyor bana ancak bugünkü düzende birtakım imtiyazlar sağlayabilirsiniz bana ya geçmiş yüzyıllar onları nasıl yaşayacağım hayır bütün istediklerimi yaşamaya hayatım ve sizin imkanlarınız yetmez oysa ne kadar iyi olacaktı tabii siz anlamadıktan sonra değeri yok benim gibi olmalı herkes o zaman da bana haklı muamele edilmez elbette çok şey beklediğimi biliyorum her zaman da bekledim her yeni tanıştığım insandan tanışır tanışmaz neler bekledim o daha adımı öğrenmeden ben onunla ilgili hayaller kurdum ümit etmeye başladım hemen ve o insan yanımdan bir dakika bile ayrılınca ben öyle yerlere varmıştım ki hayalimde bu ayrılmayı bir ihanet saydım gücendim hayır benimle başa çıkılmaz.." OĞUZ ATAY

24 Şubat, 2006

HONTE

herkes gibi olmak istiyorum kimse gibi olmak istemiyorum bu blog saçmalığına bi son vermek istiyorum "sevin beni, daha çok sevin"diye bağırmak istiyorum aslında kimsenin şefkatine ihtiyacım yok anneminkinden başka korkunç rüyalar görüyorum kimileri bunlara kabus diyo ama ben diyemiyorum çünkü başka türlüsünü bilmiyorum ben hep onları görüyorum altı aydır sevdiğim kimseyi görmedim korkuyorum hepsini görmekten küçük kağıtlara küçük notlar alıyorum hangilerini aynı anda görüp zaman tasarrufu yapabilirim diye evet diyorum bu blog saçmalığına bi son vermeliyim hem yoruldum bu klavye değiştirme işinden de bi yandan moleskinoya yazılar yazayım beni ciddiye alsınlar istiyorum ama virgüllerimden parantezlerimden vazgeçmem icabediyo niye diyorum kim için ne için ciddiye alınmak için kendim olmadan ciddiye alınma fikri kanımı donduruyo ama iki dakka sonra ciddiye alınmama fikri daha da dondurucu oluyo planlar yapıyorum zorluyorum kendimi hadi şunu da yap bunu da yap diye yıllar akıp gidiyo bi bok yemem lazım kendi kendime sanatçı olamam:) sanat için sanat bokum için sanat ama üretmek lazım kendimi yiyip bitirererek aslında üretiyorum ama göstermek lazım di mi illa ki kimse seni keşfetmicek dilay buna alışman lazım
çok az kaldı 25 olcam hızlı yaşa daha da hızlı ve hiç ölme hep ölmek iste ama hiç öleme ekini görüyorum günde bin kere gecede 3kere en az ekin intihar ediyo herşeyin tüm sorumlusu ben mişim oysa biliyorum ki ben kimsenin hayatında bi bok olamadim ağlıyorum bernadette bile evlendi diye hem isyan ediyorum hem de onun o mutlu halini gördükçe içim acıyo çünkü aslında içten içe inanmıyorum mutluluğuna ama bernadette madame oldu oysa gün içinde insanların bana madame demeleri de kanıma dokunuyo hayır hayır matmazelim ben hayır ben kadın deilim ben özgürüm daha istemiyorum trye gitmek ne de burda kalmak ama oraya gidip tekrar tekrar.........
trye gelceimi ilk haber verdiğim kişiden ali eski sevgilim olur sevgilim bile olmaz hiçbişeyim olur aslında aldığım ilk cevap beni nası da üzdü bişi bişi kardeşim demiş bana oysa biz herşeyi çözmüştük hani aramızda hani gerçekten kardeş olmuştuk niye korkuyosun ben daha birinin ırzına geçcek kadar büyümedim oysa
ben erkek olmadım hiç
viskinin tadından sıkıldım
bu blogtan da
sarhoş bile deilim üstelik artık sarhoş olduğumu anlıcak imkanım bile çok olmuyo açıkçası ben aylardır yalnız içiyorum aslında yıllardır hiçbişey öğretmedi bu hayat bana bunca yıl yaşadım bi sik öğrenmedim inanır mısın ve bi türlü ölemedim asıl canımı sıkan bu sanırım takvimimde içmediğim günleri çarpılamaya başladığımda lise birdeydim lise iki de içtiğim günleri çarpılamaya başladım daha çok hoşuma gidiyodu çünkü çarpılar görmek ve lise üçte deildim sanırım çarpılama olayını bıraktığımda şu sıralar yine böyle bi heves geldi içime ama yapmıcam keşke bi imkanı bi yolu yordamı olabilseydi ne kadar sıkıldığımı anlatabilmenin ama yok dünyanın öteki ucunda bile asla bırakmıcak seni yalnızlığın aslında ben hep böyle deildim herkesin bildiği ve hiç kimsenin bilmediği o hikayeye gelcek olursak evet 3E hikayesi...
ben bendim kendimdim hep böyle mutsuz memnuniyetsizdim hayatın daha bana neler getirceğini daha doğrusu neler götürceini bilmeden
evşen diye bi hatun vardı evlere şenlikti ev arkadaşımdı ama daha çok benim arkadaşımdı bissürü yıllardır kızıp kızıp kendisine içten içe sonra ağlardım ben ne kadar kötü bi insanım diye önce o gitti muhteşem sevgilisiyle sıçtıktan sonra sifonu çekmekten aciz bu makarna da sana benzemiş diye tabağı fırlatan sevgilisiyle hayatımda gördüğüm en hayvan insanla sanırım ama evşen hayvanları çok severdi
ersun vardı aman da amandı pek sevdik hep birlikte kendisini nası da tatlıydı o öyle sevgilimdi herşeyim olcak kadar sevdiğimdi annem kazaklar ördü ona ben bereler atkılar hayvanlar gibi kilo bile aldı yanımda uzattığım bir dilim sucuklu elimi ittiği günleri unutursak sonra o gitti onun daha çok gitmesi gerekti canımı yaktı beni iki can yaptı sonrada daha da istedi de istedi sonra gitti ama birilerini yollasak da öyle de gidilmez ki evşenin gidişini daha ben bastıramamışken gitti hem gitti hem de aşık oldu hemen üstüne sonra da bi de bana dedi aşığım dedi seviyorum rahat bırak bizi....... biz ne çabuk de-ğişmişti oysa az önce bendim bağrındığı aşığım diye bize ne olmuştu dağa kaçmıştı:)
sonra da ekin gitti......... ersunun acılarını konuştuğumuz sıralarda... ekin herşeydi ekin dilaydı ekin "bir" taneydi yeri hiiiiç doldurulamazdı hiiiiç de doldurulmaya çalışılmadı
ekin giderken bencilsin dedi de başka bişey demedi
bencil miyim...... bencilmişim...... o öyle dedi o dediyse öyledir ben bencilimdir ve dahi ben yalan bütün dünya doğrudur

sonra dilay fransaya geldi unuturum diye ohh işte hepinizi bıraktım diye unuturum sandı ama işte noktasız virgülsüz sıkılıp kimsenin okumıcağını düşündüğü bi yazıda hepsi hortladı evet hortladı üzgünüm daha şirin edebi kelimeler bulamıyorum ben
ve evet ben bigün çok ünlü olcam(yutkun) ve herkes utancak bana yaptıklarından!(küçük emrah hırsı)
o filmde adınız geçmicek hatta teşekkürler de bile hıhaahıaaahıaaaa(cadı gülmesi)
utanç duyuyorum
"honte"fransızcası
hem trçe hem fr utanıyorum
kahretsin utanç duyuyorum tüm bunları yaşamış ve yarım yamalak yazmış olmaktan.............................

22 Şubat, 2006

6-7 NİSAN

Geçen sene 6Nisan'da sevinçten zıplıyodum, trendeydim. Beni rüyalarımın kentine götüren trende.. Morzine'den Paris'e gidiyodum.. ilkkez TGV(hızlı tren, hani sevgili ülkemde ilk denemelerinden birinde feci bi kaza yapan ve birsürü insanın ölmesine sebep olan)ye biniyo olmanın kulaklarımda yarattığı basınçla ve yemekli vagonda içilen bikaç birayla sarhoştum.. 7 Nisan: sabahın dokuzunda Eİffel'in önündeydim, şaşkındım beklemem gereken kuyruğun uzunluğundan.. saat 11e doğru tepedeydim, onca yıllık hayallerim altüst olmuştu, artık ne görmeyi umduysam.. Eiffel bi demir yığını, manzarası ise bi taş yığınıydı (onca beklentinin yarattığı doğal sonuç, genelde aşık olunca da aynı sonuçla karşılaşıyorum:). Armağan'a mesaj atmıştım hayal kırıklığıma ilişkin, o da beni kendime getiren şu cevabı vermişti; "şımarıklık yapma hayvan, atakule'den Ankara'ya bakmaktan iyidir Eiffel'den Paris'e bakmak":)
Sonradan farkettim, evet daha iyiymiş:) sonradan alıştım.. hiç bırakamam dedim, çok sevdim burayı sonradan.. sonradan anladım ne kadar sevdiğimi..

Bunları niye anlattım? Bu sene 6 Nisan'da yine sevinçten zıplıyo olcam. Ertesi gün kendi ülkemde, kendi sevdiklerim ve kendi seçtiklerimle birlikte olup, kendi dilimde küfredip, efes pilsen içebileceğim, türkçe sarhoş olup, kafamı birinin göğsüne dayayıp, istersem omzunda ağlayıp, huzurla uyuyabileceğim, istediğim kadar saçmalayabileceğim için.. anneme "anneeee gelirken su getirir misin" diye bağırıp, babamın kucağına oturup, sakallarına aldırmaksızın başımı yanağına yaslayabileceğim ve beni değil de haberleri dinliyo olmasına aldırmadan huzur bulabileceğim için.. "canım şunu istiyo" diye şımarıklık yapabileceğim, bırak on kişinin yediğini içtiğini toplamayı, sofradan kalkıp tabağımı bile kaldırmadan koltuğa uzanabileceğim, sabahları telefonumun iğrenç(ne koyarsam koyayım iğrenç oluyo) melodisiyle değil de hep gıcık olduğum o anne-baba öpücükleriyle uyanabileceğim için.. abimi tekrar "sivil" görebilceim için ki onun bu askerlik mevzusu beni yeterince yaraladı..
ve 7 Nisan! O hiç dönmek istemediğimi bağrındığım ülkemin topraklarını öpüyor olucam:)

Evet hayat çok garip..
Ve cebimde bi dönüş bileti.. buraya geri dönceimi bile bile orda huzur bulabilcem mi, zamanın bu kadar hızlı akışına engel olabilcem mi? ya hep orda kalsam, aklım burda kalmıcak mı?
evet hayat çok zor..
çok özledim ben kendi seçimim olan bu hayatı yaşarken kendi seçtiklerimi yanı başımda bulmayı..
bilmem anlatabiliyo muyum? doyumsuz olan ne benim ne de insanoğlu. Yaşamın kendisi bu kadar ağır olan................

20 Şubat, 2006

O GITTI AMA BEN GELIYORUM:)

7 Nisan akşamı Beşiktaş sahilinde yanımda canım ciğerim bikaç kişiyle boğaza karşı kadeh tokuşturabilirmişim, öyle diyo fallar:)) bekleriz efenim:)

GİTTİ..

Sırtüstü yatınca nefes alamıyorum, yüzüstü ve yan yatınca da sonuç değişmiyo. 24 saat üşüyorum. Dün hiç içmediğim halde ve öğlen 1de uyanmış olmama rağmen gece 12de yatıp(yatmak değil bayılmaktı o) bu sabah yani öğlen 2de uyandım. Canım içmek bile istemiyo. türkçe klavyeden nefret ediyorum, alışmak zorunda olduğum her yeni şeyden nefret ediyorum. ağzımın içinde yaralar çıktı. reglim on gün gecikti. saçlarım yine her elimi attığımda elimde kalıyo. karnım ağrıyo. sürekli yemek yemek istiyorum, yine kilo alcam, domuz gibi olcam korkusu.. yılmaz türkyılmaz bile beni güldüremiyo. niye benim de kendi perdelerim, kendi çöp kutum yok diye ağlıyorum. Neden Ikea'ya gitmediğimi soruyolar onlarla bi de üstüne, tabi canım deli miyim ben neden olmayan mutfağıma nihale almıyorum?(ayy canım en azından fikir edinirsin. teşekkürler benim zaten yeterince fikrim var olmayan evimin dekorasyonuyla ilgili)Neden sinemaya gitmiyorum, neden müzeleri gezmiyorum, neden arkadaşlarımla dışarı çıkmıyorum, aa yumurta tatilinde neden Türkiye'ye gitmiyorum? Evet para sıçıyorum zaten ben, bin tane de arkadaşım var, uçak fobisi var bi de biliyo musun, ayrıca o kadar çok boş vaktim var ki müze mi dayanır bana!
Tek bi nedeni var işte, o gitti.. (aklıma gelen bi neden daha var ki adını ağzıma bile almam)
Sevgili joie de vivre, varlığınız çok hoştu bünyemde iyi durmuştu, en kısa zamanda yine bekleriz, çok bekletip de adamı delirtmeyiniz.. hayır hayır çemkirmiyorum haşa, siz yeterki geri geliniz..

19 Şubat, 2006

YILMAZ TÜRKYILMAZ

Yılmaz Türkyılmaz üzerine tıklamayan gafil, hayatının insanıyla tanışma fırsatını elinin tersiyle itmiş demektir. Hayatı boyunca bu muhteşem insanı tanımamanın ezikliğiyle yaşayacak, ortamlarda adı geçince "aa tanımıyo musun sen yoksa" denilerek dışlanacak, toplum dışına itilecek mahvolacaktır, benden söylemesi, asla pişman olmayacaksınız:)

Bu arada link vermeyi de bu kadar becerebildim, bi de türkçe klavyem hayırlı uğurlu olsun, artık sınırlı değil ama sinirli kosullarda yazıcam alışana kadar.

Not: ögrenemedim daha link vermeyi, bi yanlışlık yapmışım. başlığa tıklayın, ötekinden bişey açılmıyo:)

16 Şubat, 2006

BI INSAN NE KADAR SIKILABILIR



Iste bu kadar.. öyle uyuz uyuz otururken, gecenin bu saatinde daaaaaaaaaan diye vurdu kafama yine, hayir hayir depresyon yok, geçti bitti artik o, sikildim ben hem ondan çok, iyi de napiyorum ben?.. sarhos sarhos yatagimda fotograflar çekerek en azindan, amacim ne?
renkli menkli iyi hos da(ayrica buraya yazmak, bilgisayar karsisinda kiçimi çürütmekle ne yaptigimi zannediyorum), noolcak benim bu halim? gelecegim hakkinda karar vermem için son bikaç ayim, gerçi kararlar bana da bagli deil, birilerinin pasa gönlüne mi kalmis benim zavalli gelecegim? Bir ay sonra 25 yasindayim!!! kafamda bitmemis senaryolar, bambaska bi ülkenin topraginda, tanimadigim insanlarin çatisi altinda, fransizlasmaya çabalayarak hala çocuk bakiyorum, yemek yapiyorum(aman sos fazla sulu olmasin, makarnanin tuzunu iyi ayarlayalim-sen bi karisma ordan, ben biliyorum bu tuz isini, her seferinde karisip makarnami tuzsun yapiyosun- ben yemek yaparken isime karismayin!).. ve iste böyle saçma!Iste bu kadar.. hayir hayir depresyon yok artik, çiktim ben bi kere, bitti artik o, ben unuttum gelecek hikayelerini, hersey olacagina varir derken, gecenin köründe kafana vurur iste! lan ben noolcam, böyle.......yorum......... fotograflar anlamini bulsun diye yazilan saçmaliklar................

FOTOGRAF KRIZI


Uzun zamandir bi fotograf krizi yasiyorum, ne telefonumla(hani bi takla atmayi beceremeyen-ki geçenlerde denedi agzi yüzü yamuldu-ve bedavaya harika bi telefon aldim lan ne güzel dedirten ama ayda 70euro'luk bi faturayla bana geri dönen) ne de Jerome'un nasi oldugunu anlayamadigim bi sekilde dörtte bir fiyatina aldigi güsel canon'la çektigim fotolari bilgisayara aktaramiyorum, evdeki çok bilen çocugun dedigine göre(yüksek makamlardan da ayni bilgiye ulasildi) bilgisayar yetersizmis.. eskiymis vs.. ve ben ancak o eski kameramla çektiklerimi aktarabiliyorum ve onlarin da kalitesi çok düsük oldugu için aktarmak istemiyodum ama çaresiz kaldim, kudurdum fotograf diye.. iste o eski kamerayla(ki zamaninda deli gibi para biriktirilip alindi, çabuk eskidi:() ancak bu kadar olur diyerek..
geçenlerde "joie de vivre"im oldugu sirada iste bana bunlara maloldu o sevinç;
o kirmizili sey bi etek bu arada:) joie de vivre bazen pahaliya patlayabiliyo..

15 Şubat, 2006

EYVAH!

Simdi kendisinin de izniyle, elime bikaç gün önce geçen, bi arkadasimin(simdi bi arkadasim dedim diye de nasi kizar:) yazisini okuyacaksiniz.. yorumsuz:)

"tanrinin bütün oyunlarini üstümüze aldik,kendimize yonttuk,herseyin
bizim
için bizim düsünmemiz için oldugunu çok iyi biliyorduk,!insandik!ilk
baslarda öküze taptik bunun üstüne filozoflar çikardik,öküze tapmaya
karsi
çikan bir insana öküz demedik filozof dedik iste burada basladi
hikayemiz,öküzlügümüz!aradan binlerce yillar geçti ve biz bu öküzlerin
tamamen izole bir ortamda düsünmekten baska hiçin oldugu bir ortamda
götünden uydurdugu teorem hipotez adina ne dersen de söylediklerine
evet
alti çizili söylediklerine (elde var sokrates) yeni bir yol bulmus gibi
tutunduk,birbirimize masallar bile anlattik ,inandik inanmayanlara
inanamadik,sevgililerimizi filozof yaptik birer platon olduk sonradan
anladik otuzumuza geldigimizde platonun ne kadar önemli bir adam
oldugunu
(çikti sokrates)aradan geçen nafile yillara da hatira dedik ,yitik
dedik,kafamizda ki boklar dedirttik,platonduk artik sokratesin
dediklerini
istedigimiz gibi degistirebilirdik,sokratesi yok saymadan yücelterek
sokratesi mezarinda dört döndürebilirdik,iste felsefe buydu ,dünyayi
bir
türlü yalan üstüne oturtamadik illa ki bi gerçek bulmaya
çabaladik,!platon
mu sokratesten çikar sokrates mi platondan!yillarca yumurtayla ugrastik
yine
yedik oyunu ,cevabi çok basitti ikisi de anasinin amindan çikar...tavuk
olayi basit bir illüzyondu...simdi biz ugrasiyoruz bütün anasinin
amindan
çikanlarla,hepside kendince filozof ya,,alkol almadan felsefe,ot
çekmeden
filozof olamiyoruz,,,"
Kubilay Erdener

MORZINE MI? YOK YOK MEGEVE













MORZINE MEGEVE


Bu yaziyi, bu kis Fransa'ya gelip ski yapmak isteyen ama Morzine'e mi gitse yoksa Megève'e mi bir türlü karar veremeyen sevgili yurdum insanina yardimci olmak amaçli yaziyorum:)

Megève, yaz tatillerini Saint Tropez'de geçiren fransiz kokoslarinin(pardon starlari demeliydim) kisin ski yapmak için tercih ettigi, Morzine ise fransizlari ve Fransa'yi bagrina basan Ingiliz orta halli vatandasinin tercih ettigi iki sirin mi sirin kayak merkezidir(yüzyil savaslarindan sonra bu kardeslik dürtüsünün Fransa'yi ucuz bulmalariyla-beles la bura- alakali oldugunu düsünmemse benim ayibimdir:) .

Morzine'de magazalardaki fiyatlari rahatlikla okuyabilirken Megeve'deki sifir fazlaligi göz yordugu için magazalarin önünde durmaksizin ilerleyebilirsin.

Morzine'de Mont Blanc(beyaz dag:) i görebilirken Megeve'de dokunabilir hatta üstünde kayabilirsin.

Kar, her ikisinde de ayni boktan beyaz kardir. Ayaklarin donma seviyesi aynidir(disarda sigara içerken ellerin donma seviyesi de aynidir). Her ikisinde de ancak degisik zamanlarda, tek kayak yapmayan canli olarak dilay adinda bir türk kizi tesbit edilmistir (ayni kirmizi ayakkabi ve çantayla). Bedava otobüslerine bindiginde, ski ayakkabilariyla otobüse binen, hepsi ördek gibi yürüyen ve taktiklari ski gözlükleri sebebiyle göz etraflari yanmayan ve sonucunda hepsi seren serengile benzeyen skiciler takiminin çikardigi takur tukur ses ayni sinir bozuculuktadir.
Morzine'de 3ayini heba etmissindir, Megeve'de 6gününü, o yüzden evet Megeve daha tatlidir:)