
beciklerim ve ben
st. tr. dolaylarındahehe:)
şuna bak sen!

ara sokaklar..
vee kopeeeeek!!
bu cafe st tr.nin en ünlü cafesi imişşş
bizim gecekondular gibi mi görünüyo?
tabela..
kubilayın deyişiyle (pek çok güldüm ben) dilay firarda'nın gecikmeli fotoğrafları.. ilginç hiçbi şey yok fotoğraflarda, klasik tatil, anı fotoğrafları bebe becik..
şu sıralar garip şeyler yaşıyorum biraz, sanırım ayarım yok benim ya da dünyada gerçekten alkol kardeşliği diye bişey var:) evimizin babası jerome' dan bahsediyorum, sabahlara kadar içen, sarılıp ağlayan, her gece aynı kötü çocukluk anılarını anlatan iki korkunç tipleme olduk:) biri 46 yaşında bi fransız gazeteci, biri 25ine yakında gircek olan ve bundan ödü patlayan ne geçmişi( ben o geçmişin taa..) ne geleceği olan, bi süredir zamanını ordan oraya gidip alakasız ne kadar iş varsa( geçenlerde bi yerde okudum fransadaki çalışma saatleriyle ilgili bi yazıydı, 1900 yılında fransada haftalık çalışma saati şuymuş: 70 saat+bir gün izin. sonra bodrumdaki son resepsiyonistlik maceram geldi aklıma, haftada izinsiz 84 saat çalışmak, 105 yıl önce bile-oha ya koca bi asır- burda böyle bişey sözkonusu deilmiş! ve neden burda olduğumu bikez daha anladım, burdaki şuan yasal çalışma saati haftalık 35 saat, 2 gün izin ve yıllık 5 hafta ücretli izin, fransa bu konuda avrupada ikinci sırayı alıyo, norveç 32 saatle başı çekiyo ki orası ayrı bi inanılmaz, çocuk yapınca anneye 3yıl babaya 4 ay izin gibi..) onu bunu yapmakla geçiren bi türk kızı(tamam betimlemede kendime biraz torpil geçtim).. ve geçenlerde bana kaderin bizi karşılaştırdığını falan söyledi(düşün artık alkolün seviyesini:) bu arada şöyle bi yanlış anlamayın ayarı geçiyim, evimizin annesinin hastasıyım, arada kesinlikle bi hinlik fesatlık koca çalmaca yok.. ikimiz de hastasıyız hatunun:) hatta bazen ne mükemmel kadın be şu Laetitia diye kadeh tokuşturuyoruz.. jerome'un brigitte bardot'yla yok serge bilmem neyle(soyadını unuttum adamın, fransanın en ünlü şarkıcısıymış zamanında, yani herkesin tanıyıp bildiği, ister istemez sevdiği, bizim barış mançomuz falan gibi, fransız şarkıları dendiğinde ilk akla gelen melodilerin yaratıcısı) geçen bi çocukluğu olmuş, babası buranın ünlü kalp cerrahlarındanmış hatta dünyada ilkkez bilmem neyi bulan adammış falan.. dolayısıyla çok renkli bi insan kendisi, bi o kadar da bedbaht:) içinde o kadar çok şey birikmişki yıllardır, kusarcasına anlatıyo.. hep bişi yapmak istemiş bi türlü olmamış, düzenin çarklarına bi türlü kaptıramamış mı desem kendini tam da kaptırmış mı desem bilemedim .. dayanılmaz yalnızlığını yenmek için kadın yapmış, çocuk yapmış, kariyer yapmış ve sonra bi bakmış 46 yaşına gelmiş.. bana çok dokunuyo halleri.. ve yaşadıklarım gerçekten garip, ibret verici, önümde arayıp da bulamadığım ciddi bi alkolik vakası.. alkolün yorduğu bi bünye, alkolün esir aldığı bi hayat ve feci bi ölüm korkusu yine alkol masasında tartışılan.. korktum.. neyse ya ben saint tropez'yi anlatçaktım.. (bu arada bunu da demeden geçemicem, benim hallerimi ,gelişimin hemen ardından anlamış jerome ve de karısına söylemiş hemen, endişelenmişler biraz, sonra sorumluluk duygumun alkolün önüne geçtiğini görüp beni sevmişler, çok sevmişler hem de.. bu, bana ne kadar iyi hissettirdi, ne yazsam anlatamam, herkes herkesi bu kadar ön yargılarken.. bana inanılmaz destekler! dilay çok cesursun, dilay çok iyi şeyler yapcaksın sen hissediyoruz, evet dilay hayatının insanını bulcaksın bigün, seni anlayan insanlarla karşılaşcaksın, biz burdayız, sana yardım için.. yalan dolan, boşversene inanılmaz iyi hissettiriyo bunlar ve bazen ömrümün sonuna kadar burda onlarla kalabilceğimi hissdiyorum..)
neyse saint tropez epey uzakmış parise:) 8-9 saat arası.. saint tropez tabelasını gördüğümde ilk işim tüm görgüsüzlüğümle fotoğrafını çekmek oldu.
bu arada saint tropez'nin olayı şuymuş: zamanında gayet kendi halinde bi yerken brigitte bardot'nun burdan ev almasıyla dünya çapında turistik bi yer haline gelmiş işte, niyeyse hiç orayla ilgili bişiler yazasım yok, üzerinden zaman geçti çok belki de ondandır, ya da çok ilginç deildi, bodruma benzettim biraz:) neyse işte fotoğraflar ortada..
bu arada bu yazının başlığı neden dilay firarda 1, yakında barcelonaya gidiyorum, yani maceralarımın sonu gelmicek umarım.. yılbaşını bernamla geçircem. bernayla çok değil 2 sene önceki yılbaşımı düşününce tüylerim diken diken oluyo.. inanılmaz bi zavallılık içinde yapayalnız, kendimiz çalıp kendimiz oynamak suretiyle(hepsinin kamera kaydı var malesef) çılgıncasına rakı içip( ahhh o mezelerrrr...) hayatımızın hiç değişmiceğini içten içe düşündüğümüz bi yılbaşı.. ve şuna bak iki sene sonra, berna evli! barcelona' da, ben alakasız pariste.. ve yılbaşını kutlamaya barselonaya gidiyorum..
neden trye gelmiyorum?? çook nedeni var ama en akla sığanı tabii ki parasal nedenler..
bi de kırk yıllık "cif"in sif olmasına çok bozuluyorum ben yaa..



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder